Yerel Seçimlere Giderken-III / Gıda Krizinin çözümü Gıda Egemenliği’nden geçer – Adnan Çobanoğlu

31 Mart yerel seçimlerine giderken gıda fiyatlarındaki (özellikle sebze ve meyvedeki) artışlar ve AKP’nin öncelikle sebze meyve fiyatlarını seçim öncesi baskılandırmak için kurdurttuğu Tanzim Satış çadırları kamuoyunun en çok tartıştığı konulardan birisi oldu. Aslında gıda fiyatlarındaki artış yeni değildi. Yıllardır uygulanan neoliberal tarım politikaları üreticileri üretim dışına itmiş ve itmeye devam etmektedir. Çıkartılan bir çok yasa, (1) yönetmelik ve AKP’nin “Milli Tarım Projesi” gerek girdiler de, gerekse de pazara erişimde üretime devam eden üreticilerin şirketlere olan bağımlılığını arttırmıştır. Böylelikle şirketler de gıdanın kontrolünü ele geçiren, dolayısıyla da fiyatları belirleyen oldular.

AKP seçim sonrası çıkartmayı düşündüğü yeni “Hal Yasası” ile de gıda fiyatlarını düşürmeyi değil, şirket kontrolünü pekiştirmeyi hedeflemektedir. Hal’leri Belediyelerin yetki alanı dışına çıkartıp sayıları azaltılarak şirketlere verilmesinin hesabı yapılmaktadır.

Sol muhalefet partileri ekonomik krizin gıda krizine doğru yöneldiğini fark etmiştir. Büyük ölçüde fark edemedikleri bu sürecin nasıl işlediğine ve gerçekçi çözümüne ilişkindir.

Yerel seçim bildirgelerinde hepsi de üretici ve tüketici kooperatiflerini desteklemekten bahsetmektedirler. Kooperatif genel bir kavramdır. Ve kooperatifler kapitalizmin eksiklerini tamamlayan bir seçenek olarak da kullanılabilmekte, kapitalizme alternatif yeni bir ekonomik modelleme olarak da kullanılabilmektedir. Bazı kooperatifler AKP tarafından da üreticileri küresel gıda şirketlerine bağlamanın bir aracı olarak kullanılmıştır. AB’de şirketlerin gıda sistemini güçlendiren kooperatiflerden hiçbir desteğini esirgememiş, Fon musluklarını açmıştır. Böylelikle bu kooperatiflerin üyelerinin refah düzeyi de zaman zaman artmıştır. (2) Bu nedenle neoliberalizmin gıda sitemine alternatif olmak için üretici ve tüketici kooperatiflerini desteklemek tek kıstas olamaz.

Emekçiler açısından sistem içinde daha rahat yaşayabilme istencinin eleştirilecek bir yanı elbette yoktur. Üretici ve tüketicilerin kapitalizmin yarattığı ekonomik kriz ve gıda krizi karşısında sistem içinde daha rahat yaşayabilmek için ekonomik ve manevi dayanışma göstermeleri, kooperatifleşmeleri de elbette bu istencin bir ürünüdür. Peki neoliberalizme ve kapitalizme alternatif olma iddiasındaki politik iradelerin kapitalizmin yarattığı ekonomik kriz ve gıda krizi karşısında emekçilerin sistem içinde daha rahat yaşayabilmelerinin ötesinde proje ve politikalar üretmesi ve bunu dillendirmesi gerekmez mi? Burjuva demokrasisinin ve liberalizmin düşünüş tarzının ötesinde, ilkeleriyle (örneğin çocuk emeğinin sömürülmemesi, kadınlara pozitif ayrımcılık tanınması, şirket tohumlarının kullanılmaması vb.), işleyişleriyle, üretim ve tüketim tarzlarıyla, kapitalizme alternatif yeni bir ekonomik modelleme yaratılması mücadelesinin bir parçası olan kooperatif modellerinin neler olabileceğini tartışmaları, ortaya koymaları, tartıştırtmaları gerekmez mi? Ancak bildirgelerinde bu konuda bir netlik olmadığı gibi, hangi kooperatifleri destekleyeceklerine dönük ilkeler belirlediklerinde de netlik yoktur.

Peki Partilerin Yerel Seçim Bildirgelerinde neler vardır?

CHP, sağlıklı ve ucuz gıdaya erişim ülkemizde gün geçtikçe büyüyen bir sorun alanı halini almaktadır diyerek devam etmektedir; güvenli ve ucuz gıda sağlamak; kent ve kır arasında dengeli bir gelişme oluşturmak için kent-kır işbirliğini geliştireceklerini, bu amaçla, üretim ve tüketim kooperatiflerini teşvik edeceklerini, bunun için kooperatifler, gıda toplulukları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapacaklarını, kentlerdeki atıl alanları sağlıklı gıda üretim alanlarına dönüştüreceklerini, kooperatiflerin ürünleri için işleme, paketleme ve satış yerleri oluşturmalarını destekleyeceklerini, böylece küçük üreticinin az maliyetle çok kazanmasına; dar gelirli tüketicinin ise sağlıklı gıdaya düşük ücretle ulaşmasına öncülük edeceklerini, üretim yapacak çiftçilere bedava tohum, fide ve fidan vereceklerini, ekim, yetiştirme, ilaçlama, gübre kullanımı, aşılama, ürün toplama gibi bütün aşamalarda üreticilere bedava mühendislik desteği ve danışmanlık hizmeti sağlayacaklarını, yörelere özgü meyvelerin ve sebzelerin üretimini destekleyeceklerini, üretilen ürünlerin pazarlara aracısız ulaşmasını sağlayacaklarını, yurttaşların sağlıklı ve ucuz gıdaya ulaşması ve kırsal alanların yeniden canlandırılması için gerekli çalışmaları, yerel yönetimler öncülüğünde ve tüm paydaşlar ile işbirliği içerisinde yapacaklarını vaat etmiştir.

Hayvancılık konusunda; Kırsal alanlardaki hayvancılık faaliyetlerini teşvik edeceklerini, hayvancılığı cazip ve kârlı hale getireceklerini, halkın et ihtiyacını karşılamak için gerekli tüm tedbirleri alacaklarını, ormanların, meraların ve tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına, imar rantlarına heba edilmesine kesinlikle izin vermeyeceklerini, belediye sınırlarındaki meraları ıslah edip, yurttaşların kullanımına sunacaklarını söylemektedir.(3)

Bu vaatler tabi ki önemli vaatlerdir. Hele hele yıllardır yönettiği birçok Belediye de bu vaatlerine uygun tek bir adım atmamışken ve 2014 yılı yerel seçimlerindeki 12 maddelik deklarasyonunda bu konuda hiçbir şey dememişken bu seçimlerde bu konuları gündemine alması (Belediyelerin yönetimlerini aldıklarında buna uygun davranıp davranmayacakları bir yana) elbette olumludur.

HDP, Halkın sağlıklı, doğal ve ucuz gıdaya ulaşma hakkını savunduklarını söyleyerek, ekonomik krizin halkımıza olumsuz etkilerini giderebilmek için dayanışma ağlarını kuracaklarını, toplumsal ekonomi politikalarını hayata geçireceklerini, Kâr amacı olmayan ve kullanım değerine dayalı ürünlerin üretilmesi amacıyla kurulacak topluluklara/kooperatiflere destek olacaklarını, kooperatifler aracılığıyla üreticiden tüketiciye ulaşacak aracısız bir sistem kuracaklarını, yerel ürünlerin satıldığı pazar yerlerini iyileştirip, erişilebilir hale getireceklerini, doğal üretimi destekleyeceklerini, doğal tarım kooperatifleri ile gıda topluluklarının yaygınlaşmasını sağlayarak endüstriyel gıda işletmeciliğinin büyüttüğü tekelleşmenin önüne geçecek uygulamalar geliştireceklerini, tarımda endüstriyel gübre ve benzeri kimyasalların önüne geçmek için organik gübre üretimi ve kullanımını artıracaklarını, tarım alanlarını, su havzalarını, ormanları, çayır ve meraları kentleşme baskısından kurtaracak, sürekli genişleyen kentler yerine ekolojik sınırları olan kentleşme anlayışını geliştireceklerini, belediyelere ait fidan üretim tesislerini çoğaltacaklarını, halka ücretsiz fidan dağıtmaya devam edeceklerini, çiftçiyi GDO’lu ve ithal tohuma mahkum olmaktan kurtarmak ve yerel tohumun ekiminin yaygınlaşması için uygun yerlerde üretim yaparak tohumların halka ücretsiz dağıtacaklarını söylemektedir.

Hayvancılık konusuna gelince:

Kırsal alanda ve köylerde ekonomiyi, sağlığı ve sosyal yaşamı iyileştirecek tarım ve hayvancılığın gelişimini teşvik edeceklerini, süt ve süt ürünleri, arıcılık, balıkçılık, yaylacılık, gibi çalışmalara destek vereceklerini, köy ve yaylalardan günlük sütleri toplayıp süt işletmelerine ücretsiz olarak taşıyacaklarını, hayvancılık yapan küçük işletmelerin, kooperatiflerin ve çiftçilerin aşılama gibi veterinerlik hizmetlerini ücretsiz sağlayacaklarını, mera ve yayla yasaklarından olumsuz etkilenen yetiştiricileri ve çiftçileri destekleyerek zararlarını telafi etmeye çalışacaklarını, tarla atığı, çürümüş meyve ve sebze ile evsel atıklardan hayvan yemi veya bitki gübresi elde edilmesi için çalışmalar yapacaklarını, üretilen yem ve gübreyi çiftçilere ücretsiz dağıtacaklarını, orman köylerini destekleyeceklerini ve orman köylülerinin geçimlerini rahatlıkla sağlayabilmeleri için teşvikler sunacaklarını söylemektedir.(4)

HDP diğer partilere göre yerel seçim bildirgesinde taşrayı ve kırsalı en geniş yönleriyle ele almaya çalışmıştır. Ancak bu güne kadar kazanmış olduğu ve yönettiği Belediyeler de bu iddialarına uygun, örnek teşkil edebilecek uygulamaları sayılıdır.

TKP, “Tüketim ve üretim kooperatiflerinin kurulması emekçi halkın yaşamını kolaylaştıracaktır.” Başlığı altında “Market zincirlerinin ve piyasa ilişkilerinin yarattığı pahalılığa karşı tüketim ve beldenin özelliğine göre üretim kooperatiflerinin özendirilmesi yine ancak komünistlerin işi olabilir.”(5) Diyerek sözde bir yandan diğer kooperatifleri ve partileri eleştirmiş, ancak nasıl bir kooperatif ve kooperatifçilik? Sorularını boşlukta bırakmıştır. “Bize güvenin, gerisini merak etmeyin” gibi bir şey olmuş…

ÖDP “Yerel yönetim aracılığıyla, üreticiden tüketiciye ucuz kaliteli ve sağlıklı gıdaların iletileceği kooperatifler kurulmalı ve desteklenmelidir. Dayanışma kooperatifleri kurulmalı, Tüketime yönelik değil, üretime dayalı ve paylaşımı esas alan bir kültür anlayışı tesis edilmeli, üreticiden tüketiciye ucuz kaliteli ve sağlıklı gıdaların iletileceği, üreticiyi de sömürüden kurtaracak tarımsal kalkınma kooperatifleri kurulmalıdır. Türkiye’de yerel yönetimler kentin sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimi konusunda aktif rol almalıdır. Üretimi canlandıracak altyapı yatırımları yerel yönetimler kanalıyla gerçekleştirilmeli, yerel tohumların üretimi yaygınlaştırılmalı, kullanımı teşvik edilmeli, üreticilere depolama ve işleme alanları kurularak yardımcı olunmalı, üreticilere ekolojik tarım üretimi bilgilendirmeleri yapılmalı, tarım arazileri imara açılmamalı, tarımsal üretimi sona erdirecek tarım arazileri üzerine kurulacak sanayi ve enerji tesislerine izin verilmemeli vb.”(6) Taleplerde bulunmuştur.

ÖDP’nin yerel seçim bildirgesi büyük ölçüde, kent merkezli bir bakışla yazılmış ve kendisinin yapma iradesinden çok, seçilen yerel yöneticilere taleplerini dillendirme görüntüsü vermektedir.

AKP Başkanlık sistemine geçişin ilk adımını Büyükşehir/Bütünşehir Yasası ile başlatmıştır. Bu yasa çerçevesinde Köylerin, meraların, sulak alanların ve tarlaların iskâna açılmasının, yabancılara, şirketlere kiralanması ve satılmasının önü açılmış, orman köylerinin kentsel ranta açılması kolaylaştırılmıştır. Bu yasa ile köylü kendi yaşam alanı üzerindeki tüm yönetim haklarını kaybetmiştir. Ormanların ve meraların amaç dışı kullanımına, imar rantlarına izin vermeyeceklerini, sermaye projelerinde kullandırmayacaklarını ifade eden partilerin öncelikle bu yasaya karşı çıkmaları gerekirken yerel seçim bildirgelerinde “bu yasanın tüm sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesini” isteyen herhangi bir talepleri söz konusu olmamıştır.

Üreticilerin sorunlarını çözmek, alternatif gıda sistemini örgütlemek ve mücadele etmek için bir araya gelip dayanışacağı tek örgütlenme modeli de sadece üretici kooperatifleri değildir. Hele hele 3.Gıda Rejimi’nin önemli bir belirleyeni; üreticileri ücretli köle haline getiren ‘Sözleşmeli Çiftçilik’ söz konusuyken başka örgütlenme ve mücadele etme araçları da gerekir. Üreticiler açısından, şirketlerin gıda sistemine karşı alternatif bir sistem oluşturma ve mücadele etmesin de hak arama örgütü olan ‘Sendikalar’ da önemli bir araçtır. Hak aramayı ve Dayanışmayı dillerinden düşürmeyen sol partilerin bildirgelerinde çiftçilerin sendikal örgütlenmesinden hiçbir tarzda söz etmemiş olmaları 3.Gıda Rejimini ve Gıda Krizi’nin gerçek nedenlerini yeterince kavrayamadıklarının göstergesidir.

Şirketlerin gıda sistemine karşı, halkın sağlıklı gıdaya erişim hakkını ve gıda güvencesini de içinde barındıran “Gıda Egemenliği” kavramı da hiçbir bildirgede yoktur.

Sonuç Olarak

Neoliberal kapitalist düzene ve AKP’ye alternatif olmak iddiasındaki partiler, gerçekten alternatif bir program sunmak istiyorlarsa; Enerji politikalarını, Gıda politikalarını, Kırsal alan politikalarını ve kırsalı örgütleme politikalarını tekrar gözden geçirmeleri gerekmektedir. Gıda Egemenliği’ni kavramayan bir siyasetin neoliberal enerji, tarım ve gıda politikalarına karşı mücadeleyi büyütebilme ve kapitalist sisteme alternatif olma şansı yoktur.

Üretenlerin Yönettiği Bir Dünya İçin,

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

DİPNOTLAR.

1)Bkz. Şeker Yasası,Tütün Yasası, Sulama Birlikleri Yasası, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün, Ziraat işleri Genel Müdürlüğünün, Toprak Su İşleri Genel Müdürlüğünün, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğünün vb.kapatılması,TÜGSAŞ, IGSAŞ, Zirai Donatım Kurumu vb. özelleştirilmesi, Tohumculuk yasası vb. bir çok yasa ve yönetmelik, tarımsal ürünlerin ithalatında gümrük vergilerinin düşürülmesi, üreticileri üretimden vazgeçmeye zorlamıştır.

2) Kooperatiflerle ilgili ayrıntılı bir yazı için: Şirket Alternatifi olan Kooperatifler Kapitalizme de Alternatif midir? www.karasaban.net

3)Bkz. CHP 2019 Yerel Seçim Bildirgesi www.chp.org.tr

4) Bkz. HDP 2019 Yerel Yönetimler Seçim Bildirgesi www.hdp.org.tr

5) Bkz. TKP’den belediyecilik bildirgesi www.habersol.org

6) Bkz. ÖDP 2019 YEREL YÖNETİMLER BİLDİRGESİ www.portal.odp.org.tr