Üniversiteler ilkokula, hapishaneler üniversiteye dönüşürken – Fikret Soydan

Yeni hâli ile yargı sisteminin açık olarak “kolluk kuvvetinin” devamı hâline geldiğini ve açıkça bir baskı unsuruna dönüştüğünü söylemek mümkündür. Saray Rejimi, yargı sistemini, doğrudan baskı aygıtının bir parçası olarak kullanıyor.

Bu aynı anlama gelmek üzere, korkunun daha fazla yayılması için yargının kullanımıdır da. Zaten bu yapılıyor. Elbette bu, yargının kararlarına güvensizlik anlamına da geliyor. Ülkenin yaşayanları, geniş halk kitleleri, eskiden beri, mahkemeye işinin düşmesini istemezdi. Ama şimdi, halk için, mahkemelik iş demek, sonucu önceden belli, uzun bir eziyet, uzun bir sürünceme süreci demektir.

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciler, Afrin’in bir işgal olduğunu iddia ettiler ve işgalin bitirilmesi için çağrı yaptılar. Saray, Cumhurbaşkanı, hemen mikrofonu kaptı ve “bu öğrenciler hayat boyu okumamalıdır” cinsinden sözler söyledi.

Bu ne demektir?

Savcılar için, hemen harekete geçmek ve dava açmak demektir. Zaten öğrenciler gözaltına alınmıştır. Polis, üzerine düşeni ve alışılmış olanı hemen yapmıştır. Mesela Taksim meydanında bir grup IŞİD’li gösteri yapmış olsa ve cihat çağrısı yapsa, polisin müdahale dahi etmeyeceğini biliyoruz. Ankara Gar bombalanmasında ölenlerin yakınlarının kurduğu derneği kapatan Ankara Valisi’nin, Ankara’da mesela sıradan bir basın açıklamasına saldıracağını biliyoruz. Polisin Boğaziçi öğrencilerinin Afrin işgaline son verme çağrısına karşı harekete geçeceği açık. Zaten, lokum dağıtma eylemini de bizzat polis örgütlemiştir.

Cumhurbaşkanı, açıktan, öğrencilerin okuyup okumayacağı kararını verdiği an, bunu açıkça ilan ettiği an, yargının, savcının, hakimin nasıl davranacağı da belli oldu demektir. Öğrenciler tutuklandı ve yargılama, kısmetse başlayacak.

Mesaj açıktır; sen nasıl olur da, Saray’ın, Cumhurbaşkanı’nın hoşuna gitmeyeceği belli olan bir açıklama ile fikrini söylersin? Her zamanki sözü ile Reis’in; “sen kimsin?” Ve elbette yargı, “bağımsız yargı”, bunun gereği olarak bu öğrencileri, terör örgütü propagandası yapmaktan tutuklayacaktır.

Peki, İran Cumhurbaşkanı, Türkiye’de, masada, acaba Afrin işgali sözünü kullanmış mıdır? Acaba, Suriye devleti resmî olarak Afrin işgali demekte midir? Bunları tutuklatmak için savcıların harekete geçmesi gerekmez mi?

İşte burası önemli bir noktadır.

Bu ülkede yaşıyorsan, işçi isen, öğrenci isen ve elbette ki bir de Saray’a karşı muhalif sözler ediyor isen, bu konuda tek karar verici “yargı” Erdoğan’dır ve tutuklanacaksın. Çünkü, sen tehlikelisin.

Çünkü Saray, kendi geleceğinden korkuyor. Daha çok baskı ve daha çok terör dışında bir yol bulamıyorlar.

Biliyoruz, Saray Rejimi, eğitim sistemini, sistematik bir biçimde ve kararlılıkla, daha da bozuyor. Hem eğitimin niteliği düşürülüyor, zaten hiçbir zaman iyi olmamıştı, hem de imamhatipleştirme süreci işletiliyor. Sonuçta, tüm eğitim alanı, “özel” eğitim alanı hîline getiriliyor. Ülkenin sadece şeker fabrikaları satılmıyor. Eğitimi, sağlığı vb. de satıldı, satılıyor. Eğitim için, paran varsa özel okullara, paran yok ise, imamhatiplere yönlendiriliyorsun.

Bu o kadar ileri gitmiştir ki, bugün üniversiteler, tam olarak eski (zaten iyi olmayan hîli ile eski) ilkokullara dönüştürülmektedir. Öğretim üyeleri tırpanlanmakta, üniversiteler zapturapt altına alınmaktadır. Üniversite yönetimleri, doğrudan Saray’ın işareti ile seçilen, polis teşkilâtının uzantıları hâline getirilmektedir. Öğrenciler, her yolla itilip kalkılmaktadır. Bir yandan, devlet yurtlarında öğrenciler fuhuş için pazarlanmakta, diğer yandan ise, kendi kadrosu olacak tarzda bir eğitim politikası sürdürülmektedir. Burslar, tamamen kendilerine biat edenlere verilmektedir. Ve tüm bu haksızlığa karşı bir başkaldırı geliştiğinde, hemen, öğrencilerin üniversite ile ilişkileri kesilmekte, okumalarının önüne engel dikilmektedir. Öğrencilerin okullardan uzaklaştırılması, sistematik bir politikadır.

Saray, mümkünse, tüm muhalifleri, ülkeden uzaklaştırmak istemektedir. Şeker fabrikalarının satılmasına karşı çıkan, aslında “yerli ve milli” değildir ve ülkeyi terk etmesi gereklidir. Metal işçileri, zam mı istediler, demek ki enflasyonu azdırıyorlar, demek ki azan enflasyon faizleri yükseltecek, öyle ise metal işçileri faiz lobisinin içindedir, “yerli ve milli” değildir. İşte Saray’ın düşünce tarzı budur.

Ve bu açıktan uygulanmaktadır.

Emekçi halkın çocuklarının gittiği üniversiteler, gerçekten hayatın bir zehir haline dönüştüğü yerler hâline gelmeye başlamıştır.

Elbette burada bir soru ortaya çıkar: Öğrenciler, gençler, boyun eğmeyeceklerse ne yapacaklar? Dün, açıktan, Gezi süreci gibi eylemlere katılan öğrencilerin, açıktan protestolar organize eden öğrencilerin, bugünlerde, daha sessizce, daha görünmeden örgütlenmeleri dışında yol kalmıyor. Tüm toplum için durum budur. Artık, sendika isteyen işçiler, işten atılmamak için, sessizce ve gizlice örgütlenmek zorundadır. Saray Rejimi, baskıyı o denli artırmaktadır ki, toplum nefes alamaz hâle getirilmektedir.

İnsanların komşuları muhbir hâline getirilmektedir.

Üniversitede çok sayıda öğrenciyi, burs vb. kanallarla, açıktan muhbirler hâline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu iş, rektörlerin, okul yönetiminin kontrolü altında bir “polisiye” faaliyet olarak sürmektedir. Bir öğrenci için okul, onurunun sürekli çiğnendiği bir alan hâline getirilmektedir.

Değil siyasal olarak fikrini, muhalif yönde beyan etmek, derste soru sormak bile, yetersiz öğretim üyelerini rahatsız etmek anlamına gelmektedir ve şiddetle karşılık bulmaktadır.

Üniversiteler, ilkokullar hâline getirilmektedir. Bilim mi? Barış bildirisi yayınladıkları için, yüzlerce öğretim üyesinin işine son verildiği üniversitelerde mi bilimden söz edeceğiz? Bilim, üniversitelerden koparılmıştır ve bu iktidar döneminde bu daha da ileri götürülmüştür.

Tüm ilkokulları imamhatibe, tüm üniversiteleri imamhatibe çevirmek ve bu yolla, tüm öğrencilerin Saray’a biat etmesini sağlamak mümkün müdür?

Tüm muhalif fikirleri tutuklamak mümkün müdür?

Tüm insanların akıllarındaki soruları yok etmek, düşünmelerini önlemek mümkün müdür?

İşçilerin, emekçilerin, öğrencilerin soru sormamasını sağlamak, soru sormadan biat etmelerini sağlamak mümkün müdür?

Saray Rejimi bunu istiyor.

Ortalığa korku ve dehşet salmak istiyor.

Boğaziçi’nde Afrin işgaline hayır diyen öğrencilerin okumalarının engellenmesini talep ediyor. En temel insan haklarının bile yasaklanmasını istiyor. Yarın, bir anne muhalif olduğu zaman, bu anneden doğacak terörist olur diyerek, anne karnındaki çocuğun ölüm emrini vereceklerdir.

İşte bu denli korkuyorlar. Bu denli korktukları için bu denli saldırıyorlar.

Bugün, hapishanelerde, 200 bin insan var. Ne kadarı FETÖ’cülük nedeni ile tutukludur bilmiyoruz. Ama 200 bin insanın hapishanelerde olması, Saray müteahhitleri için büyük bir şans gibi. Cengiz İnşaat, yeni hapishaneler için açılan ihalelerin galiba tümünü aldı. 38 yeni hapishane yapılacak.

Hapishaneleri sağlam yapmak istiyorlar, çünkü, çok korkuyorlar.

Hapishanelerde ne kadar öğrenci olduğu da önemli bir konu. Bir CHP milletvekili, Gamze İlgezdi, adalet bakanlığına sormuş ve bu nedenle bir bilgiye ulaşmış bulunuyoruz. 200 bin kişilik hapishane nüfusunun 70 bini, bir kere daha 70.000 kişisi, öğrencidir.

70 bin öğrenci hapishanededir.

Demek ki, hapishaneler, üniversiteye çevrilmelidir.

Demek ki, Boğaziçili ya da başka bir yerden gözaltına alınan, tutuklanan tüm öğrencilerin, hapishanede yapacakları iş, kendi üniversitelerini kurmaktır. Adını biz öneriyoruz; özgür üniversite. Hapishanelerin her birinde özgür üniversite derslikleri olmalıdır. Bunun için, bu derslikler için, yeterli öğretim üyesi yok ise, buna uygun bir yapılanmaya gidilmelidir. Önemli olan “bilgili” birisinden öğrenmek değil, önemli olan kolektif öğrenme sürecini başlatmaktır.

Bu iş, büyük bir ciddiyetle yapılmalıdır. Disiplin, öğrenme disiplini olmalıdır, göstermelik bir disiplin değil. Öğrenciler, yeterlilik belgeleri almalıdır. Ders müfredatı konusu da oldukça açıktır, sadece ekonomi-politik, sadece felsefe, sadece tarih çalışılmamalıdır. Fizik, kimya, matematik gibi temel bilim dalları da çalışılmalıdır.

Hapishanelerde, hiç okuma-yazma bilmeyenlere, açık ve ücretsiz olarak okuma yazma ve temel bilgiler eğitimi de verilmelidir. Her üniversite öğrencisi, kendisi özgür üniversite dersliğinde ders görürken, gönüllü olarak da okuma-yazma dersleri vermelidir.

Üniversitelerimiz ilkokula dönüştürülürken, üniversitelerimiz hapishaneler olarak rektör-polis gözetim alanları hâline dönüştürülürken, bize düşen, hapishaneleri, yaşamın tüm alanını üniversiteler hâline dönüştürmektir. İster mahallelerde derslikler organize edelim, ister hapishanelerde. Hayatın her alanında, özgürlük istemi filiz atacaktır.

 

(Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç, Sayı 202, Mayıs 2018)