Türkiye’yi Sudan’dan doyuracaklar

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, sermaye sahiplerini Sudan’a çağırdı. Türkiye’de çiftçiler açlık sınırında yaşarken, Bakan Pakdemirli dünyanın en bereketli toprakları olduğunu iddia ettiği Sudan’a zenginlik ve refah taşıyacaklarını iddia etti.

Yeniyaşam Gazetesi’nden Yusuf Gürsucu’nun haberine göre; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Dünyanın en bereketli topraklarına sahip Sudan ile tarımsal verimliliği artırma noktasında iş birliği fırsatları olduğunu düşünüyor ve 2014 yılında imzalamış olduğumuz çerçeve anlaşması kapsamında büyük bir ortak tarım projesi yürütülmesi için çalışmalarımıza sıkı bir şekilde devam ediyoruz.” dedi. Bakanın bu sözlerinin doğru olmadığı biliniyor. Sudan’ın yüzölçümü Türkiye’nin yaklaşık 2 misli. Ancak, dünyanın en bereketli toprakları olarak lanse edilen Sudan’ın yüzölçümünün yarısı çöllerden oluşurken tarım yapılabilecek arazi büyüklüğü ise Türkiye’den daha az.

Değerli alanlar yok edildi

Dünyanın en değerli ovaları Türkiye’de yok edildi. Bursa Ovası, Sakarya Ovası, İznik Ovası, Trakya toprakları, Ödemiş, Tire, Menderes ve birçok değerli ova halen yok edilme sürecinde. Enerji, maden, sanayi, imar vb. amaçla bir avuç sermaye kesiminin çıkarları için tarım arazileri katledildi. Tüm bunlar yaşanırken Türkiye’nin Tarım Bakanı Sudan’ın tarım arazilerine övgü yapıyor olması çok ciddi manidar bir duruma işaret ederken asıl hedeflerinin sermaye çıkarları olduğunu aslında ortaya koyuyor.

Zenginlik götüreceklermiş

Bekir Pakdemirli, Türk iş adamlarını Sudan’daki yatırım olanakları ve ekonomik potansiyeli değerlendirmeleri için özendirdiklerini belirterek, Sudan ile iş birliği yapılabilecek ulaştırma, enerji, sulama ve hayvancılık gibi birçok alan olduğunu ifade etti. Türkiye’nin önemli bir tarım ülkesi olduğunun altını çizen Bakan Pakdemirli,  “Tarımda bilgi, tecrübe, donanım ve teknoloji konularında çok iyi konumdayız. Sudan’ın engin ve bereketli tarım arazilerini kazan-kazan esasıyla, Sudanlıların daha fazla istifadesine sunmak refah ve zenginlik üretme noktasında birlikte çalışmak için fırsatlar bulunmaktadır. Vakit ekim vakti, vakit hasat vaktidir.” dedi.  Yaşanan bu gelişmeleri tarım alanında örgütlü yapılara sorduk. Ziraat Müh. Odası Ahmet Atalık, Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu ve Tüm Köy-Sen Örgütlenme Uzmanı Sedat Başkavak, Sudan’da tarım yapılmasının arka yüzünün görüşleriyle gazetemizle paylaştılar.

 Gıdada dışa bağımlılık artar

Sudan, yüzölçümü itibarıyla Türkiye’nin iki katından biraz daha büyük bir ülkedir. Buna karşın nüfusu Türkiye’nin yarısı kadardır. Sudan’ın büyük bölümü Sahra Çölü’nün etkisi altındadır. Bundan dolayı tarım arazileri ülkemizden %12 daha küçüktür. Dünya Bankası verilerine göre 2017 yılında ülkemiz nüfusunun %19’u tarım sektöründe istihdam edilirken, bu oran Sudan’da %53’tür. Sudan’da tarımın ekonomiye katkısı 35,8 milyar dolar olurken, ülkemizde 51,7 milyar dolardır. Sudanlı bir çiftçi yılda 1.664 dolar kazanırken, bizim çiftçimiz 3.380 dolar kazanmaktadır. Ancak bu miktarlar yılda 17-20 bin dolar aralığında kazanan Alman, Fransız ve İspanyol çiftçilerin çok altındadır. Türkiye’nin Sudan’a yaptığı ağırlıklı ihracat kalemlerini tahıl, tahıl ürünleri, meyve ve sebzeler oluştururken, önemli ithalat kalemleri ise yağlı tohumlar, dokuma elyafı ve bunların artıklarıdır.

Tarım Sudan’a mı taşınıyor?

Türkiye ile Sudan arasında 2014 yılında tarımsal işbirliği anlaşması imzalandı. Bu uzun vadeli tarımsal yatırım anlaşmasına göre Türkiye’den TİGEM ile Sudan’dan bir kuruluşun ortaklığında kurulacak şirket Sudan’da 780 bin hektar tarım arazisi kiralayacak, ilk olarak TİGEM eliyle 12.500 hektar alanda örnek çiftlik kurulacak, Sudan’ın toprak ve su kaynakları, Türkiye’nin ise bilgi ve teknolojisinden faydalanılacak. Önceleri Türkiye’de yetişmeyen ürünlerin üretilerek dünyaya pazarlanacağı söylemlerinde bulunan yetkililer, zaman içinde yavaş yavaş kendimize yeterli olmadığımız ürünlerin de üretileceği şekline yorumda bulunmaya başladı.

Tarımsal açık 2 milyar dolar

Türkiye’de tarımsal desteklerden yararlanabilmek için Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) dahil olmak gerekiyor. ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısı 2003’te 2,8 milyon kişi iken 2017 yılında 2,1 milyon çiftçiye kadar geriledi. Son 15 yılda çiftçinin ekmekten vazgeçtiği arazi 32 milyon dönüme ulaşarak Belçika’nın yüzölçümünü geçti. Çiftçi 2017 yılında ise Zonguldak’ın toplam yüzölçümü kadar tarım arazisini ekmekten vazgeçti. Çiftçimizin tarımdan kopuşu çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Tüm bu olumsuzluklar tarım ürünleri dış ticaretimize de yansıdı. Kendine yeterliliği ile nam salan ülkemizin tarım ürünleri dış ticareti 2017 yılında 728 milyon dolar açık verirken, 2018’in ilk 7 ayında açık 2 milyar dolara ulaştı. Gıda egemenliği hızlı bir şekilde kaybediliyor ve dışa bağımlı hale geliyoruz.

Tarım arazileri kaybediliyor

Ana vatanımızda tarım arazilerimizi ve üretimimizi hızla kaybederken bir başka ülkede kiralanacak arazilerden ihtiyacımızı karşılamayı hedeflemek, gelecek nesillerimizin gıda egemenliğini riske atmaktadır. Tarım arazileri üzerindeki sanayileşme baskısı artarken “nasıl olsa GAP’ta tarım yapılacak buradaki ovaya gerek kalmadı” biçiminde bir söylem kullanılmaktadır. Ağırlıklı olarak inşaat sektörü üzerinden ekonomisini çeviren bir ülke olmamız nedeniyle Sudan’dan arazi kiralanması Türkiye’de tarım arazileri üzerindeki betonlaşma baskısını artıracaktır. Türkiye öncelikle kendi tarım arazileri üzerindeki amaç dışı kullanımları durdurmalıdır. Çiftçinin bilgi ve teknolojik hizmet alabilecek düzeyde kazanması sağlanmalı. Son derece zengin bitki türlerine sahip ülkemizde kendimize yeterlilik düzeyinde tarım politikaları üretilmelidir. Aksi halde yapılan her bir ithalat üretimi geriletmekte, tüketicinin ise daha da yüksek bedeller ödemesine yol açmaktadır.

Ahmet Atalık   ZMO İstanbul Şube Başkan

‘Alım garantili Sudan hıyarı’

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin Sudan ziyaretinde öne çıkan konu kiralanan tarım arazileri oldu. Tarım bakanı Pakdemirli “İngiltere, Fransa, ABD, Çin ve Fransa gibi pek çok ülke geleceğe yönelik gıda arzını sağlamak için Afrika’da tarım arazisi kiralıyorlar. Bizde aynısını yapıyoruz” dedi.  Halka reklam edilen şekliyle meyveden pamuğa, soyadan ayçiçeğine, susam buğdaydan mısır ve Şeker kamışına, domates patlıcandan, hıyar ve bibere kadar yonca dahil pek çok tarım ürünü Sudan’da kiralanan 780 bin hektar tarım arazisinde yetiştirilecek ve ülke insanı açlıktan kurtulacakmış. Bu cümlelere birde artık ithalata mecbur kalmayacağız, Sudan’da türkün yetiştirdiği tarım ürünleri ülkemize getirilecek sözleri ile ithalattan kurtulacağımız ve dolayısıyla da ucuz ucuz yiyeceğimiz propaganda ediliyor.

Emlakçılık yapıyorlar

239 milyon dekar (dönüm) arazide tarım üretimi yapamayan ya da yapmayan bir ülkeyiz. 19,1 milyon dekar tarım arazisiyle birinci olan Konya, 12,2 milyon dekar Ankara, 11,8 milyon dekar Urfa’dan sonra 4. sıradaki  8,1 milyon dekar tarım arazisi büyüklüğü ile Sivas kadar bir araziden bahsediyoruz. Ama neredeyse ülkeyi kurtaracak bir proje gibi reklamı yapılıyor. Sudan’da yaklaşık Sivas’ın tarım alanı kadar araziyi şirketler için emlakçılık yaparak yani kiralayarak gıda üretimi ve ucuzluk propagandası yapılmasının gerçekçi yanı yok. Çünkü Türkiye’nin sorunu tarım arazisi yetersizliği değil.

Köylü tarımdan vazgeçti

Türkiye’nin sorunu tarımsal üretime desteklerin yetersizliği, tohum, ilaç, gübre ve mazot gibi tarım üretimi girdilerinin yüksekliğidir. Tohum, ilaç ve gübrenin ithalata bağımlı olmasıdır. Bunlara birde buğdaydan nohut, mercimeğe, etten hayvandan samana kadar fındık hariç tüm tarım ürünlerinde ithalatçı politikalar eklenince ülke tarımına vurulan darbeler üretimi azalttı. Azalan üretim yine ithalatı tetikledi.  Tarım üretimi ve besicilik yıllara dayanan gelenek ve birikim üzerinden oluşan deneyimle yapılır ama uygulanan tarım politikaları nedeniyle köylü tarımdan vazgeçerek şehirlere göç etti.

‘Alım garantili Sudan hıyarı’

Yaşanan bu süreci tersine çevirmek yerine, ithalatın da millisine başvuruluyor. Sudan’da tarım üretimi yapan Türk şirketin ürettiği buğday, domates, patlıcan ya da pamuk yerli olmuyor. Olsa olsa şirketten kaynaklı millilik sosuna bandırılmış ithalat olabilir. Geçiş garantili köprü, hasta garantili hastane gibi alım garantili Sudan hıyarı desek yeridir. İthalatın alasını yapacaklar. İthalatta arz güvenliği olmaz. Paranız varsa alırsınız ve her alımınız daha pahalı olur. Dünya gıda güvencesi kavramını tartışıyor çünkü kendine yetecek kadar gıdayı üretebilmek önemli ama bize yetecek kadar gıdayı ithal etmeyi Türk şirket üretimi diye pazarlıyorlar.

Tüm Köy-Sen Örgütlenme Uzmanı Sedat Başkavak

‘Kabul edilemez’

Türkiye ve Sudan tarım bakanları Sudan’a yatırım davetinde bulundular. Ancak tarım bakanlarının görevleri öncelikle vatandaşlarına sağlıklı ve yeterli gıda sağlamak olmalıdır. Türkiye tarımsal ürün ve gıda konusunda artık net ithalatçı konumuna getirilmiştir. Sudan kendi halkını beslemekten uzaklaşmış durumda bir ülke. Bakanların kendi ülkelerinde üretimi artırmak, verimliliği yükseltmek için çaba harcamak yerine şirketler için arayışlara girmeleri her şeyden önce görev kusuru içinde olduklarının kanıtı olarak değerlendirilmelidir. Bakanların şirketler için bu topraklarda sağladıkları şeye dünyanın her tarafında toprak gaspı ve su korsanlığı denmektedir. Çünkü toprağa sahip olan suya da sahip kılınmaktadır. Bu durum asla kabul edilemez.

Abdullah Aysu Çiftçi-Sen Genel Başkanı