Türk devleti korsanlık yapıyor – Aziz Tunç

Kısa süre önce basına yansıyan bir haber yoğunluğun içinde kaynadı gitti. Türk devletinin Moğolistan’da FETÖ’cüleri kaçırmaya çalıştığı, bu amaçla MİT’in oraya uçak ve eleman gönderdiği, ancak bunu beceremediği haberi yansıdı kamuoyuna. MİT elemanları tarafından FETÖ’cü oldukları iddiasıyla kaçırılanlar, uçağın kalkışının Moğolistan yetkilileri tarafından engellenmesinin sonucunda Türk devleti, bir kez daha avucunu yalamıştır. Bilindiği gibi Türk devletinin bundan önce de benzer çok sayıda girişimi olmuş, insan kaçırmıştır.

Erdoğan’ın devletinin bir süreden beri izlediği son derece önemli bir pratik olarak, dünyanın çeşitli devletlerinde tam bir korsanlık yaparak insanları kaçırması basit bir operasyon olarak görülemez. Türk devletinin yurtdışında bulunan muhaliflerine karşı izlediği bu korsanca insan kaçırmanın daha başka boyutları da bulunmaktadır. Öncelikle kaçırılacak olan insanların bulunduğu ülkelerde gerekli imkânların yaratılması gerekiyor ki, bu tam bir siyasal ahlâksızlıkla mümkün olabilir, ki Erdoğan’ın Türk devleti bu ahlâksızlığın en iğrenç hâlini yapmaktadır.

Türk devletinin insan kaçıracağı ülkelerin yetkililerine büyük miktarlarda rüşvet verdiği, daha önceki operasyonlarında açığa çıkmıştı. Çeşitli devletlerin yöneticilerine büyük ölçekli rüşvetler vererek yetkilileri rehin almak, bazı devletlerin özellikle Kürt ve demokratik muhalif insanları iade etmesi için zorlamak ve buna benzer daha birçok yöntemi kullanarak insanları kaçırmaya çalışmak, Türk devletinin uyguladığı yöntemler olarak deşifre olmuştur.

Bunların sayısız örneği yaşandı son birkaç yıllık süre içinde. Salih Müslim Çekya devletinde bir yetkiliye verilen büyük bir rüşvet karşılığı tutuklanıp Türkiye’ye iade edilmek istendi. Ancak ava gidenin avlanması misali, Erdoğan’ın elemanları bunu beceremediler.

Ama öte yandan Norveç’te Kürt siyasetçi Gülizar Taşdemir, işkenceciliği tescilli Türk devletine teslim edildi. Bu gelişmenin aynı rüşvet/şantaj yöntemleriyle sağlandığından emin olabiliriz. Tersini düşünmek için hiçbir neden yoktur. Aynı şekilde FETÖ’cü oldukları iddiasıyla Balkan devletlerinde insanlar kaçırıldı.

Yunanistan’da Türkiyeli devrimcilerden Turgut Kaya iade edilmek istendi. Her ne kadar bununla ilgili bir bilgi açığa çıkmamış da olsa, bu gelişmenin de arkasında, mutlaka Türk devletinin ahlâksız rüşvet/şantaj ilişkisinin bulunduğunu söylemek kehanet olmayacaktır. Demokratik kamuoyunun tepkisi ve Turgut Kaya’nın açlık grevine giderek bu karara tepki göstermesi ve demokratik kamuoyunun tepkisi, Türk devletinin hevesini kursağında bırakmış, Turgut Kaya iade edilememiştir. Yakın günlerde İsveç’in de bir Kürt siyasetçiyi teslim edilebileceği konuşuluyordu. En son yaşanan Moğolistan deneyi Türk devletinin korsanlıkta geldiği noktayı göstermesi açısından da önemlidir.

Türk devletinin bu uygulamalarında dikkat çeken birkaç noktanın altını çizmek gerekir. Birincisi, Türk devleti bu yöntemi, bütün itirazlara rağmen ve uluslararası hukuku çiğneme pahasına sürdürmeye niyetli görünmektedir.

İkincisi, Türk devleti uluslararası hukuk açısından önemli bir sorun yaratmaması için belli başlı büyük devletlerde, insan kaçırma pratiğine çok fazla yönelmemiştir. Ancak etkili bir tepki ve karşı koyuş geliştirilmediği sürece, hiç olmaz sanılan her ülkede benzer uygulamalarla karşılaşılacağından kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

O nedenle bu yönelime karşı, etkin ve aktif bir tutumun geliştirilmesi günün acil görevleri arasında olmak durumundadır. Yoksa bu devletlerin her türlü çirkefliği yapabileceklerine dair her gün tekrarlanan gerçekler göz ardı edilmiş olunacak ve Türk devleti bütün muhalif güçlere karşı bu korsanlığı, elini kolunu sallayarak ve hiçbir zorluk yaşamadan gerçekleştirecektir. Hatta 12 Eylül’cü faşist generallerinin yurtdışında Ermenilere yaptığı veya Türk devletinin çok sık başvurduğu gibi yargısız infazların yaşanması da mümkündür.

Önümüzdeki dönemde bu tür saldırıların artacağını öngörmek için remil atmaya gerek yok. Her şey çok açık. Erdoğan, yaşamak için iktidarda olmak zorunda olduğunun farkındadır. Çünkü ayakta kaldığı süreceyaptığı hiçbir kötülüğün hesabını vermeyecektir. O nedenle Erdoğan ayakta kalabilmek için her yola başvuracaktır.

Erdoğan’ın devleti aracılığıyla, Türkiye ve Kürdistan’da sürdürülen savaşın izdüşümü olarak yurtdışında çeşitli saldırı ve suikastlar geliştirilmesinin önünde hiçbir engel yoktur. Kaldı ki bu tür suikast ve saldırıların önlenmesini sağlayacak olan ilgili devletlerin bu konularda hiç de güvenilir olmadığı yaşanan bir dizi pratikten biliniyor.

Bütün bu gerçeklerden hareketle ve sistemin güçlerinin gerçekliğini test etme ihtiyacı duymadan, bütün yurtsever, demokratik, devrimci güçlerin, bu türden saldırılara karşı tedbirli olması önemli bir görev ve sorumluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Kimsenin kendisini tuzak, suikast ve saldırılara karşı efsunlu olduğunu düşünmesi için hiçbir neden yoktur. Bu zulüm düzenine ve devletine karşı mücadele eden herkes, bu türden saldırıların hedefi olabilir.

Bu saldırılara karşı korunmanın ilk adımı, öncelikle hazırlıklı olunmasıdır. İkinci olarak Türk devletinin bu türden saldırılarının olabileceğine dair kamuoyunun bilgilendirilmesi ve duyarlı hâle getirilmesi gerekir. Üçüncü olarak egemenlerin her saldırısına karşı olduğu gibi bu türden saldırılara karşı korunmanın da biricik güvencesi, örgütlenmek ve örgütlü olmanın kurallarına uygun bir pratik içinde bulunmaktır. Zulme boyun eğmeyenler, sadece direndikleri için değil, örgütlü olarak direndikleri için kazanmışlardır. Faşizmin her saldırısı örgütlü olunarak göğüslenecek, püskürtülecektir.