Tecride karşı direniş büyüyor

DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevi 111. gününde devam ediyor.

Güven, 8 Kasım 2018’de tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde başlattığı eylemini, 25 Ocak’ta tahliye edilmesinin ardından Diyarbakır’daki evinde sürdürüyor.

Yine aynı talep doğrultusunda Türkiye’nin farklı cezaevlerindeki tutukluların 16 Aralık’ta başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi de büyüyerek devam ediyor. 62 cezaevinde 317 tutuklu açlık grevini sürdürüyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi 43. gününde devam ediyor.

IKBY’nin Hewlêr kentinde HDP Temsilciliği üyesi Nasır Yağız’ın eylemi 98, Strasburg’da gazeteci ve siyasetçilerin eylemi ile Galler’de İmam Şiş’in sürdürdüğü eylem ise 72’inci gününde sürüyor.

Açlık grevini sürdüren Güven’i bugüne kadar hem Türkiye’nin farklı yerlerinden hem de ülke dışından bir çok kurum temsilcisi ziyaret etti. Yapılan eylemlerle de Güven’in sesi büyütüldü.

‘Leyla Güven Haklıdır Tecrit Kalkmalıdır İnisiyatifi’ kuruluşunu ilan etti

18 Şubat Pazartesi günü, Taksim Hill Otel’de gerçekleştirdiği basın toplantısı ile kuruluşunu ilan eden Leyla Güven Haklıdır Tecrit Kalkmalıdır İnisiyatifi, tecridin sadece İmralı’da değil tüm ülkede uygulandığını belirterek bu tecridin kaldırılması için açlık grevinde olanların sesine ses katma çağrısında bulundu. 

“Ada mutlak tecrit altında”

İlk sözü HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit aldı. Açlık grevinin yaşam olmak üzere çeşitli sağlık risklerini barındırdığını ifade eden Koçyiğit, “Açlık grevi eyleminin sonlanma koşulları sağlanmalı. Tecrit sürecinde aile, avukat ve heyet görüşmelerine telefon faks iletişimine de izin verilmiyor. Ada mutlak bir tecrit altında tutuluyor.” dedi.

“Tecrit değil de nedir?”

Ortak basın metnini okuyan Cansu Kalender şu soruları sordu:

“Tanzim satış kuyruklarında etrafımıza dizilen bariyerler bizi nelerden ayırır?

İş-kur önlerinde bekleyen binlerce işsizi diğerlerinden ayıran nedir?

Çocuğuna bir parça ekmek için çırpınan anneleri, atanamayan öğretmenleri, yaşa takıldığı için emekli olamayanları, fabrikanın dört duvarı ile evin dört duvarı arasında gidip gelenleri birbirinden ayıran nedir ya da?

Grev çadırında işini ve ekmeğini isteyenleri, mesela bir yıla yakın bir zamandır Flormar önüne kurduğu çadırda direnen işçileri duvarın öte yanındaki arkadaşlarından ayıran ya da kadınların her tarafı saran erkek egemen kültürün yarattığı şiddet, taciz ve tecavüz tehdidiyle yaşam alanlarını daraltan şey nedir peki?

Birbirleriyle hiçbir sorunu olmayan halkları ve emekçileri, milliyetçiliği ve mezhepçiliği kışkırtarak birbirinden ayıran, birbirine düşman eden, yerel ve bölgesel savaşların girdabına çeken şey ne?

Köşe başlarında bekleyen panzerler, dilini konuştuğu için dışlanan Kürt, inancını yaşadığı için yok sayılan Alevi, fikrini savunduğu için kovuşturmaya uğrayan ya da cezalandırılan muhalifler hangi gerçeği anlatır bize?

Görünür-görünmez duvarlarla çevrili bir açık hapishanenin tutsakları değil miyiz hepimiz?

Yani hepimiz aynı gerçeğin parçası olsak da muktedirlerin etrafımıza ördüğü duvarlarla parçalanarak güçsüz ve çaresiz bırakılmak istenmiyor muyuz?

Ve bu aslında tecrit değil de nedir?”

“Görünmez duvarları yıkmak için direniyorlar”

Açlık grevinde olanların bu sorulara yaşamları pahasına cevap verdiklerini kaydeden Kalender, “‘Bu tecrit hepimize’ diyor ve bedenlerini açlığa yatırarak canları pahasına insanlık onurunu ayağa kaldırmak ve etrafımıza örülen görünür görünmez tüm duvarları yıkmak için direniyorlar. Aramızdaki sınırları kaldırmak ve biz olmak için yapıyorlar bunu. Halklarımızı birbirinden koparan bu insanlık dışı yaşama karşı yeni yaşamı savunmak, barışın, kardeşliğin, adaletin, eşitliğin hüküm sürdüğü bir yaşamı savunmak için tarihsel bir sorumluluk üstleniyorlar. Onlar İmralı’dan başlayarak özgürlüğümüz ve geleceğimiz önünde dikilen tüm duvarları kaldırmak ve tecride son vermek için mücadele ediyorlar.” şeklinde konuştu. Kalender, açlık grevinde olanların seslerine ses katma çağrısında bulundu.

“Kürt sorunun çözülme meselesidir”

Ardından Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) adına Genel Başkan Vekili Şahin Tümüklü söz aldı. Leyla Güven’in açlık grevinin bir turnusol kağıdı görevi gördüğünü ve bu süreçte herkesin kendi rengini belli ettiğini kaydeden Tümüklü, “Tecride kaşı mücadele etmek yasakçılığa karşı mücadele etmektir. Bu mücadeleyi büyütmek temek bir görev olarak önümüzde duruyor. Bu aynı zamanda politik özgürlüklerin kazanılması, Kürt sorununun çözülme meselesidir.” şeklinde ifade etti.

“Hapishaneler direnişin yolunu gösteriyor”

Devrimci Parti adına konuşan Genel Başkan Yardımcısı Murat Pircan Yaratan da “Açlık grevi aslında bir bütün olarak bu ülkede tecridin kaldırılması yönünde bir çağrı olmuştur. Bu ülkede kadınlar, işçiler, emekçiler tecrit altındadır. Ülkemiz yoğun bir baskı altına alınarak tecrit altındadır. Hapishaneler bugün bize direnişin yolunu göstermektedir.” dedi.

“Hukuk sadece bazı insanları kapsıyorsa da bu zorbalıktır”

Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu Başkanı Abdulhakim Daş ise “Hukuk eğer kişiler için varsa bazı insanları kapsayıp bazılarını kapsamıyorsa bu hukuk değildir. Bu zorbalıktır. Bu tecridin üzerinde bir uygulamadır” dedi.

 “Tüm cezaevlerinde var, İmralı’da yok”

Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin haftada iki kez aileleriyle görüşme haklarının olduğunu söyleyen Zincir, İmralı’da yer alan tutukluların aileleriyle ve avukatlarıyla görüştürülmediğini ekledi. Tüm cezaevlerinde uygulanan hakların İmralı cezaevinde de uygulanması gerektiğinin altını çizen Zincir, barolara, insan hakları kuruluşlarına ve hukuk örgütlerine “İmralı’da hukuksuzluk yapılıyor. Yarın sadece İmranlı değil diğer cezaevlerinde de yapılabilir bu. Bu sese kulak verin” çağrısında bulundu.

“Tecride ortak olmamak gerekir”

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) adına konuşan İlhan Yıldırım da “6 milyon HDP’liyi terörist ilan eden kafa Kürt halkının tamamını tecrit altına sokmak istiyor. Tecrit için direnen direnişçileri tecrit etmemek lazım. Bu tecride ortak olmamak gerekir. Flormar direnişçilerinin direnişleriyle Leyla Güven’in direnişi bir olmalıdır” şeklinde konuştu.

  “Devletin genel politikası görmüyor, duymuyor, bilmiyor”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına söz alan Sinan Tutal ise sürecin Dolmabahçe’deki masanın devrilmesiyle bugüne geldiğini ifade etti. Tutal, “Cezaevi içinde cezaevi oluşturulmaktadır. Devletin genel olarak politikası görmüyor duymuyor, bilmiyor. Asıl olan yaşamdır. Bunu sonuna kadar savunmak lazım. İktidar bu talepler için yapması gerekenleri yapmalı. Evrensel hukuk uygulanmalıdır” dedi.

78’liler Girişimi adına konuşan Seher Şentürk de 78’liler Girişimi Eş Sözcüsü Celalettin Can’ın Leyla Güven ziyaretindeki izlenimlerini aktardığı yazısını okudu. Can, Leyla Güven’i son derece dirençli bulduğunu yazmış. Can’a, meselenin sadece bir insanın tecridi olmadığını tecridin dışarıda da uygulandığını ve bunlar için açlık grevine başladığını belirten Leyla Güven, eyleminin bu kadar sahiplenileceğini beklemediğini ve destek veren herkese selamlarını göndermiş.

Kaldıraç: Tecrid, Orta Doğu’da emperyalist planlara karşı halkların kardeşliğini savunanlara uygulanıyor

Kaldıraç adına söz alan Hakan Dilmeç ise çözüm sürecinin ardından oluşan savaş ortamına dikkat çekerek, bu tecrit politikasının aynı zamanda Orta Doğu’da emperyalist planlara karşı halkların kardeşliğini, ortak kurtuluşunu ve barışı savunanlar için olduğunu belirtti. Dilmeç, mücadelenin büyütülmesi gerektiğini kaydetti.

‘Leyla Güven Haklıdır, Tecrit Kalkmalıdır İnisiyatifi’ nden Leyla Güven’e ziyaret

18 Şubat Pazartesi günü kuruluşunu bir basın toplantısı ile duyuran İnsiyatif, 22 Şubat Cuma günü, açlık grevinin 107. gününde Leyla Güven’i ziyaret etti. Ziyaret sonrası heyet, sitenin içinde açıklama yapmak istedi. Site bahçesine TOMA ve çevik kuvvet konuşlandı.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in sürdürdüğü açlık grevi eylemi 108’inci gününde devam ediyor. Ciddi sağlık sorunları yaşayan Güven’e destek ziyaretleri sürüyor. ‘Leyla Güven Haklıdır, Tecrit Kalkmalıdır İnisiyatifi’, 22 Şubat Cuma günü, Güven’in Bağlar ilçesi, Bağcılar Mahallesinde bulunan evine giderek ziyarette bulundu. Heyet, ziyaretin ardından Güven’in evinin bulunduğu site içinde açıklama yapacaktı.

Toplu halde açıklama yapmak yasak

Güven’in evinin bulunduğu site dışında TOMA ve zırhlı araç bekletiliyordu. Site içinde yapılan açıklamaya genellikle izin veriliyordu. Ancak bu defa farklı bir durum yaşandı. Heyet Güven’nin evinin bulunduğu apartmanın çıkışında açıklama yapacağı sırada, TOMA ve ellerinde kalkanlar olan çevik kuvvet ekibi site içine girdi. Polis ile heyet arasında açıklama üzerine tartışma başladı. Site içinde toplu halde açıklama yapılmasının yasak olduğunu söyleyen polis,  “Milletvekili bireysel olarak açıklama yapabilir. Toplu halde açıklama yapamazsınız” diyerek açıklamaya izin vermeyeceklerini söyledi.

Sanatçı ve aydınlardan Güven çağrısı: Açlık değil sessizlik öldürür

Yeni Yaşam gazetesinden Elif Aydoğmuş’a konuşan sanatçı, yazar, şair ve aydınlar, tecrit uygulamasının hukuksuz olduğuna dikkat çekerek, “Yetkililerin o canların ölmesini değil, o canların yaşamasını savunması lazım” dedi.

LEVENT ÜZÜMCÜ: YETKİLİLER O CANLARIN YAŞAMASINI SAVUNMALI

Oyuncu Levent Üzümcü: “Bir ülkenin içerisinde insanların açlık grevinde ölmesini başarı olarak görecek bir kitle varsa, o ülkedeki herkes kendinden utanmalıdır. İnsanlara ucuz yollu etiketler yapıştırmak ve bu etiketler sayesinde insanların vicdanlarını rahatlatması utanç verici. Bir can canını ortaya koyarak yanlış bulduğu bir şeyi protesto ediyorsa, yetkililerin oturup düşünmesi lazım. Yetkililerin o canların ölmesini değil o canların yaşamasını savunması lazım, devlet budur çünkü.”

ORHAN ALKAYA: DEVLETİN HUKUKTAN ARINDIRILMASI DURUMUNA İŞARET EDİYOR

Oyuncu Orhan Alkaya: “Sayın Leyla Güven, halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekilidir. Belediye Başkanlığı’nı da katarsak, halkın halis bir temsilcisidir. Temel hukukun yok sayılması anlamına da gelen ‘tecrit’ uygulamasına yahut hukuksuzluğuna karşı, Meclis’teki ifade olanaklarının hiçe sayılması üzerine başladığı açlık grevi, bir ‘liceat statum’ durumuna yani devletin hukuktan arındırılması durumuna işaret ediyor. Gene de, kendimde bu hakkı bulabilseydim, Sayın Leyla Güven’in önünde diz çöküp, açlık grevini sonlandırması için ona yalvarırdım. Çünkü hayatın, halkın halis temsilcilerine ihtiyacı var. Leyla Güven’in yaşaması büyük dileğimdir.”

BARBAROS ŞANSAL: ADİL HUKUK DERHAL SAĞLANMALIDIR

Moda Tasarımcısı Barbaros Şansal: “Demokrasiye, özgürlüğe ve hukuka aç kalmış bir coğrafyada Leyla Güven ve nicelerinin direnişi dünyaya mesaj veriyor. Tecrit, işkence, iftira ve otokrasi halkların kardeşliğine ve mücadelesine engel koyamıyor. Bedenlerini yarınlar uğruna siper eden insanlar ‘Hayata Dönüş’ operasyonlarıyla, bombalı katliamlar, asit kuyuları, yakılan mezralar ve talimatla hazırlanmış fezlekelerin ardındaki karanlık zihniyeti bir kez daha gözler önüne seriyor. Eşit yaşam hakkı korunmalı. Adil hukuk derhal sağlanmalıdır.”

AHMET TELLİ: BU DİRENİŞ ALFABESİNİN SON HARFİDİR

Şair Ahmet Telli: “Leyla Güven’in açlık grevi aslında bir çığlıktır. Bu çığlık ancak vicdan kulağına gidebilir. Eğer o kulak sağırsa, kuşkusuz ki bu çığlık oraya ulaşmayacaktır. Bu açlık grevi direnme noktasının ölüme dayandığı yerdir. Bu direniş alfabesinin son harfidir.”

AHMET ÜMİT: ADALET OLMALI Kİ KİMSE CANI PAHASINA ADALET ARAYIŞINA GİRMESİN

Yazar Ahmet Ümit: “İnsaların bir ülkede canı pahasına açlık grevine gidiyor olması çok kötü ve üzücü bir durum. O nedenle ülkede öyle bir adalet ve özgürlük olması lazım ki kimse kendi canı pahasına adalet arayışına girmemeli.”

METİN KAHRAMAN: AÇLIK GREVİNDEKİLERİN ÖLÜMÜNE İZİN VERİLMEMELİ

Sanatçı Metin Kahraman: “Leyla Güven son birkaç yıldır gelişen antidemokratik uygulamalara karşı bu direnişi gerçekleştiriyor. Giderek 12 Eylül’ü aratmayan dönemler yaşıyoruz. Fakat bu dönemi ancak mücadele ederek atlatabiliriz. Abim Kemal’le çağrımız, açlık grevindekilerin ölümüne izin verilmemesi.”

FÜSUN DEMİREL: BİR AN ÖNCE TALEBİN KONUŞULMASI LAZIM

Oyuncu Füsun Demirel: “Leyla Güven’in açlık grevinde olması elbette çok üzücü. Bir an önce taleplerin konuşulması lazım.”

MEM ARARAT: TALEP KARŞILANMALIDIR

Sanatçı Mem Ararat: “Kuşkusuz tecrit insalık onuruna yakışmayan kırıcı bir tutumdur. Burada kangrenleşmiş bir Kürt sorunu var. Gün geçtikçe çözümden uzaklaşan ve maalesef böyle bir umudun da gittikçe azaldığı bir ortamda, bir insanın ölümü göze alarak bu tür bir eylemde bulunması, kuşkusuz kulak verilmesi, dinlenilmesi gereken bir eylemdir. Bu talepler ve uğruna yapılan eylem son derece barışçıldır. Yetkililer tarafından çok dikkatli bir şekilde dinlenmeli ve talepler karşılanmalıdır. Leyla Güven bir halkın seçtiği milletvekilidir, bu da göz önünde bulundurulması gereken bir durum. Bir yurttaş olarak, bir Kürt olarak bu durum beni derinden üzüyor. Umarım bu sorun sağlığında çok derin izler bırakmadan çözülür. Tek temennim budur.”

DENİZ TÜRKALİ: TECRİT YASALARA AYKIRIDIR

Oyuncu Deniz Türkali: “Çok üzülüyorum, bu açlık grevinin olmamasını istiyorum. Leyla’yı çok seviyorum. Tecrit yasalara aykırıdır. Tecrit meselesinin tamamiyle yok olmasını istiyorum. Hukuka tamamen aykırı olan bu durumun yok edilmesi gerekiyor. Tecridin kendisine itirazım var.”

ÖZCAN ALPER: SESİN DUYULMASINI UMUT EDİYORUM

Yönetmen Özcan Alper: “Leyla Güven, bu topraklarda bir an önce barış gerçekleşsin ve yeniden savaş değil çözüm konuşulsun diye bir insanın, bir annenin, bir milletvekilinin gerçekleştireceği en son şeyi, yani bedenini açlığa yatırmış. Ve tüm bunlara rağmen, sesi duyulmaz kılınmaya çalışılıyor. Çok geç olmadan, bir an önce bu sesin duyulmasını umut ediyorum..”

VEYSİ ALTAY: BU SUÇA ORTAK OLMAMALIYIZ

Yönetmen Veysi Altay: “Tecrit bir bedenden çok düşüncenin tutsaklığı, insanın kişiliğini parçalamaya ve yok etmeye yönelik bir eylem biçimidir. Devlet, tecrit suçunu ‘siyasi olarak’ işlemektedir. Tecride dur demek, vicdanlı herkesin öncelikli görevidir. Çünkü tepkisiz kalındığı sürece, süreklileşen bir işkence biçimini almıştır. İmralı tecridi, artık intikam ve toplumu cezalandırmaya dönüşmüştür. Tecridi kırmak için, Leyla Güven ve arkadaşlarının bedenini ölüme yatırmış olması, herkese umut olmakla beraber öfkeye dönüşmüştür. Tecridin kırılması, Leyla Güven ve arkadaşlarının yaşaması, toplumsal olarak vereceğimiz güçlü tepkiyle mümkündür. Sessiz kalındığında, Leyla ve arkadaşlarının direnişine ortak olamadığımızda, yaşanacak olası bir ölümün en az devlet kadar ortağı olacağımız ortadadır. Bu suça ortak olmamalıyız.”

MELDA ONUR: İKTİDARI BU TALEBE KULAK VERMEYE DAVET EDİYORUM

CHP eski milletvekili Melda Onur: “Bu talep bir barış talebidir. Çünkü bu ülke hakikaten eksikleri de olsa önemli bir barış sürecinden geçti. Barış sürecindeki ülkenin haline baktığımızda ve bugüne baktığımızda aradaki farkı da görebiliyoruz. En kötü haliyle bile barış her zaman için iyidir. Onun için iktidarın hem Leyla Güven’in talebini karşılamaması hem de bizi savaşın, çatışmaların içerisine sürüklemesi, bu süreci uzatmasının ötesinde fazla bir şey katmayacağını bilmek gerekiyor. Yani bugün çözmüş gibi görebilirler, bunu 90’larda da çözmüş zannetmişlerdi. Fakat böyle çözüm olmuyor. Onun için bir an önce makul bir barış sürecine ülkenin döndürülmesi için bir adım atma çağrısı olarak alıyorum ben bunu. İktidarı da bir an önce bu talebe kulak vermeye davet ediyorum.”

FERHAT TUNÇ: DAHA CESARETLE BU DİRENİŞE SAHİP ÇIKMALIYIZ

Sanatçı Ferhat Tunç: “Leyla Güven’in durumu endişe verici. Yanı sıra hapishanelerde, 300’e yakın tutuklu/hükümlü açlık grevinde ve birçoğu tehlike sınırını aşmış durumda. Tecridin hukukta hiçbir karşılığı yok. Mevcut tecrit politikasının, sahip olduğumuz insani değerleri yok etmek gibi bir hedefi var. Bu açlık grevlerinin haklılığı biraz da buna dayanıyor. Yaşamı savunmak insanım diyen herkesin görevidir kuşkusuz. Barış için diyalog sürecinin nasıl hayati bir önem taşıdığını yaşayarak görmüş insanlarız. Leyla Güven bu gerçeğin bilinciyle bu direnişi başlattı ve sürüdüryor. Devlet, bütün yurttaşların olduğu gibi özellikle de cezaevlerindekilerin yaşamından birinci derecede sorumludur. Devlet, ölümleri yaşatacak gelişmeleri önlemek ve engellemek zorundadır. Bunu açlık grevinde olanların iradesini zedelemeden ve kırmadan taleplerini çözüme ulaştırarak yapabilir, tecride son vererek yapabilir. Leyla Güven hayatı pahasına bu direnişin en önde koşanıdır bugün. Bizim de görevlerimiz var. Bu gelişmeler karşısında sanatçılara da büyük bir sorumluluk düşüyor. Sanatçıların herkesten daha çok duyarlı olmaları beklenir. Sanatın özünde de insana, yaşama dair sorumluluklar gözetilir. Bu yüzden özellikle sanatçıların daha cesaretle bu direnişe sahip çıkması gerekir. İnsanı yaşatmaya dönük çaba içinde olmaları gerekir. Sanatçıdan insanın umudunu, kederini yok sayması değil, bunu duyması, sahiplenmesi beklenir.”

İLKAY AKKAYA: HERKES BULUNDUĞU YERDEN SES ÇIKARMALI

Sanatçı İlkay Akkaya: “İlkesel olarak açlık grevine karşı olabalirsiniz fakat ne olursa olsun canlı hayatının kutsal olduğunu unutmamalı ve bu çerçevede tecridin kaldırılması için baskı yapılmalıdır. Açlık grevi artık çok kritik günlerinde. Bir an önce harekete geçilmeli ve herkes bulunduğu yerden ses çıkarmalı.”

Adalet Nöbeti’nde Güven için çağrı: Lütfen duyarlılığımızı arttıralım

Cumhuriyet gazetesi davasında ceza verilen bazı gazeteciler hakkındaki kararın istinaf mahkemesince onanması Çağlayan’da tutulan Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbette DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in başlatmış olduğu açlık grevi eylemi için duyarlılık çağrısı yapıldı.

Avukat Several Ballıkaya, Leyla Güven’in açlık grevi eylemine dikkat çekti. Cezaevlerindeki tutukluların ülkedeki demokrasi için son çare olarak bedenlerini açlığa yatırdığını belirten Ballıkaya, “Tüm kamuoyunun bunu görmesini istiyorum. Bir milletvekili 106 gündür açlık grevinde ve bu vekil sadece Türkiye’de hukukun uygulanması için bedenini açlığa yatırma dışında hiçbir çözüm yolu olmadığını düşündü. Leyla Güven’in sesini ben buradan seslendirmek istiyorum. Güven’in eylemini gören herkesin toplumdaki hukuksuzluğu göreceğini söylüyorum. Lütfen bu iki konuya yani cezaevlerindeki açlık grevine ve Güven’e dair duyarlılığımızı arttıralım” şeklinde konuştu.

Leyla Güven’i muayene eden Fincancı: Tecrit son bulsun, insanlar ölmesin

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’i evinde muayene eden TİHV Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Güven’in sağlık durumunun risk taşıdığını söyledi. Can kayıpları yaşanmadan taleplerin yerine getirilmesi için yetkililere seslenen Fincancı, “Türkiye’de tecridin son bulmasını, insanların da ölmemesini istiyoruz” dedi.

 ‘105 GÜN İÇİN BEKLEDİĞİMİZ DURUMLA KARŞI KARŞIYAYIZ’

TİHV’in kuruluşundan bugüne açlık grevi eylemlerini takip etme sorumluluğunun olduğunu belirten Fincancı, Güven’in kabul etmesi üzerine kendisini muayene ettiğini söyledi. Leyla Güven’in sağlık durumuna dair bilgi veren Fincancı, “105 gündür açlık grevinde olan bir kişi için beklediğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Beklendiği gibi güç kaybı ve kilo kaybı, bununla uyumlu sürüyor. Sıvı ve B vitamini alımı nedeniyle 1996 açlık grevinden farklı olarak 2000’lerden itibaren değişik bir tabloyla karşı karşıyayız. Özellikle beyin dokusu ve sinirler korunuyor. Bu çok önemli çünkü ağır hasar bırakan durum B ve özellikle B1 vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan sinir ve beyin doku hasarıdır. B vitamini bunun olmasını engelliyor” diye belirtti.

‘RİSK TAŞIYOR’

Türkiye’de B vitamininin saf olarak bulunmadığını ve açlık grevi eylemcilerinin B Kompleks kullandığını hatırlatan Fincancı, şöyle devam etti: “Cezaevlerinde açlık grevini sürdürenler için yeni B1 vitamini alımlar yapıldığını duyduk. Ancak bu şart değil. Türkiye’de bulunan B Kompleks vitaminlerinden 250 miligram içeren B1 içeren formlarında iki tane alınması yeterli. B vitamininin etkilerini Leyla hanımda da gözledik. Sinirler 105’inci günde korunmuş oluyor. Ancak çok risk var. Hem yaşı nedeniyle hem de sağlık durumu itibariyle çok özenli olunması gerekiyor. Bu aşamalarda artık kas dokusundaki zarar ilerledikçe, kalp kasında da sorun yaratabilir. Böyle bir risk taşıyor.”

‘TECRİD SON BULSUN’

Güven’in talebine dikkat çeken Fincancı, şunları söyledi: “2000’li yıllarla birlikte F Tipi ve tabutluk dediğimiz L tipi cezaevlerinin oluşumunda mahpusların talebi olan tecridin ortadan kaldırılmasını TİHV olarak bizde her zaman dile getiriyoruz. Tecrit kendi başına uyarandan yoksulluk yaratarak, işkence olarak tanımlanıyor. O nedenle tecridin hiç bir şekilde uygulanmaması gerektiğini, sosyal koşulların tüm mahpuslar için karşılanması gerektiğini her zaman söylüyoruz. Türkiye cezaevlerinde 300’ü aşkın mahpusun açlık grevinde olma nedenini göz önüne almalıyız. Bir an önce ciddi sakatlıklar ve can kayıpları olmadan bu taleplerin yerine getirilmesi için Türkiye’de bütün insanlar olarak bu sesi bizlerde duyurmalıyız. Bunun yetkililerin de duyması ve bir an önce Türkiye’de tecridin son bulmasını, insanların da ölmemesini istiyoruz.”

Uluslararası Barış Delegasyonu: Tecridi kaldırın

DTK Eş Başkanı Leyla Güven’i evinde ziyaret eden Uluslararası Barış Delegasyonu heyetinden İzlanda eski İçişleri ve Adalet Bakanı Ogmundur Jónasson, ölüm ihtimali veya başka bir şeyin Leyla Güven’i eyleminden vazgeçirmeyeceğini belirterek, “Tecridi kaldırın ve talebi karşılayın” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.

‘TECRİDİ KALDIRIN’

Ziyaretin ardından heyet, Güven’in evinin önünde basın açıklaması yaptı. Heyet adına konuşan İzlanda eski İçişleri ve Adalet Bakanı Ogmundur Jónasson, Güven’in açlık grevinin kritik olduğuna dikkat çekti.  Jónasson, konuşmasına şöyle devam etti: “Biz buraya çok farklı ülkelerden gelen bir heyetiz. Leyla Güven’in ve tutsakların talebini desteklediğimizi göstermek için geldik. Talebi bizim de talebimizdir. Az önce Leyla ile görüştük. Leyla’nın sesi biraz düşüktü, sağlık sorunları yaşıyordu ama talebinde kararlı olduğunu hissedebiliyorduk. Ölüm ihtimali veya başka bir şey Leyla’yı vazgeçirmeyecektir. Biz de buradan çağrıda bulunuyoruz. Tecridi kaldırın ve talebi karşılayın. Olası olumsuzluklardan sizler sorumlusunuz.”

‘TECRİT İNSANLIK DIŞIDIR’

Arjantinli insan hakları aktivisti, ekonomist ve akademisyen Beverly Ann Keen ise şunları söyledi: “Bugün buraya Leyla Güven ve tüm açlık grevi eylemcileriyle dayanışma göstermek için geldik. Talebi insancıl ve yasaya uygun bir taleptir. Tecride baktığımız zaman bu hiçbir yasaya uygun olmayan insanlık dışı bir uygulamadır. Bu uygulama biran önce son bulmalıdır. Türkiye hükümeti bir an önce üzerine düşeni yapmalıdır. Leyla, Sayın Öcalan’ın ona nasıl bir güç verdiğini ve ilham verdiğini anlattı. Onun anlattıkları bize de ilham verdi. Bu talebin karşılanmaması için hiçbir engel yok. Bugün Leyla’ya Plaza De Mayo annelerinden bir selam getirdim. Leyla’yı ve eylemini selamladılar, Türkiye’nin derhal yasalara uymaya çağırarak eylemin başarıya ulaşacağına dair umutlarını dile getirdiler.”

Güven’in evinden ayrılan heyet, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’ne geçti. Burada kentteki sivil toplum örgütü temsilcileriyle bir araya gelen heyet, basına kapalı olarak bir toplantı gerçekleştirdi.

Heyette yer alan isimler söyle: Ogmundur Jónasson (Eski İzlanda İçişleri ve Adalet Bakanı), Nora Irma Morales de Cortiñas (Arjantinli İnsan Hakları aktivisti ve Plaza de Mayo Anneleri inisiyatifinin kurucularından), Manuel Cortes (Britanya Taşımacılık Sendikası TSSA Genel Sekreteri), Beverly Ann Keene (Arjantinli İnsan Hakları aktivisti, ekonomist ve akademisyen), Paul Scholey (Britanyalı sendika hukukçusu), Maxine Peak (Aktör, yazar ve film direktörü), Connor Hayes (Edinburgh Üniversitesi Felsefe Bölümü yüksek Lisans öğrencisi), Tony Burke (Britanya UNITE Sendikası Genel Sekreter Yardıcmısı).”

Brezilya Sol Cephe: Açlık grevlerini hükümetinizin gündemine koyun

Brezilya Sol Cephe, 100’üncü gününde açlık grevi eylemini sürdüren Leyla Güven’e destek için dünya halklarına, “Açlık grevlerini hükümetinizin gündemine koyabilir, milletvekilinize yazabilirsiniz” diye çağrı yaptı.

Brezilian Left Front (Brezilya Sol Cephe), Leyla Güven’e destek için dünya halklarına “Açlık grevlerini hükümetinizin gündemine koyabilir, milletvekilinize yazabilirsiniz” diye çağrı yaptı.

Açıklama metninde, Leyla Güven’in tecride karşı sürdürdüğü açlık grevi eyleminin 100’üncü gününde olduğu ve 300’ü aşkın tutuklunun da eyleminin devam ettiği hatırlatılarak, şunlar kaydedildi:

“Brezilyalılar olarak, insan hakları konusundaki otoriterliği nedeniyle Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan’la karşılaştırılan bir cumhurbaşkanı tarafından yönetilen hükümetimizden herhangi bir dayanışma beklemiyoruz.  Bolsonaro, (Brezilya Devlet Başkanı) İsrail’deki Brezilya Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma niyetiyle Ortadoğu’nun siyasi meselelerinde derin bir hassasiyetten yoksun olduğunu zaten gösterdi.”

Demirtaş’tan AP ve AKPM’ye Güven için mektup

HDP’li Selahattin Demirtaş, AP ve AKPM üyelerine gönderdiği mektupta, “Açlık grevlerinin bitirilmesi için bu meşru talebin bir an önce karşılanmasının sağlanması amacıyla elinizden gelen bütün imkânlarla destek olacağınıza yürekten inanıyorum” ifadesini kullandı.

Selahattin Demirtaş, Leyla Güven ile cezaevleri ve yurt dışındaki açlık grevi eylemcileriyle ilgili Avrupa Parlamentosu (AP) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyelerine bir mektup gönderdi.

Demirtaş’ın mektubu şöyle:

“Çok değerli parlamenter dostum,

Size, Türkiye’de yaşanan çok kritik ve yakıcı bir duruma dair kısa bir not iletmek istiyorum.

Türkiye Parlamentosunun bir üyesi olan, milletvekili arkadaşım Sayın Leyla Güven, bu mektubun kaleme alındığı tarih itibariyle 104 gündür açlık grevindedir. Onunla birlikte cezaevlerinde ve dışarıda yaklaşık 320 kişi de açlık grevini sürdürmektedir.

Arkadaşlarımın ölüm sınırına dayanan açlık grevlerinin tek talebi, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, barış ve diyalog ortamının egemen olması amacıyla Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride ivedilikle son verilmesidir.

Bu haklı, hukuki ve meşru talep hem Türkiye’nin hem Suriye’nin hem de doğrudan Avrupa’nın güvenlik, huzur ve istikrarına somut katkılar sunabilecek gerçekçi bir taleptir.

Açlık grevindeki arkadaşlarım günden güne ölüm sınırına yaklaşırken, hükümetin bu önemli konuyu görmezden gelmesi durumun vahametini ve ciddiyetini arttırmaktadır. Barış ve demokrasi uğruna ölümü göze alarak açlık grevi yapan yüzlerce insan ve onları destekleyen milyonların çığlığını sizin de duyacağınıza inanıyorum. Bu konuda kamuoyu yaratılabilmesi, açlık grevlerinin bitirilmesi için bu meşru taleplerin bir an önce karşılanmasının sağlanması amacıyla elinizden gelen bütün imkânlarla destek olacağınıza yürekten inanıyorum.

Avukatlarım ve partim aracılığıyla sizlere ulaştırdığım bu mektup vesilesi ile bulunduğum cezaevinden sizlere sıcak selam ve sevgilerimi gönderiyor, güzel günlerde görüşebilmeyi umut ediyorum.”

Leyla Güven için yürüdüler: Onurumuzdur

25 Şubat’ta Marmara Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi’nin İstanbul Valiliği önünde yapmak istediği açıklamada polislerce engellendi. İnisiyatif üyeleri engele rağmen “Leyla Güven onurumuzdur” sloganıyla Sirkeci Meydanı’na kadar yürüdü.

Marmara Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlatılan açlık grevlerine destek vermek amacıyla Bakırköy Cezaevi önünde gerçekleştirmek istediği açıklama polisler tarafından engellendi. Açıklamanın İstanbul Valiliği tarafından yasaklandığının belirtilmesi üzerine, inisiyatif üyeleri Cağaloğlu’na geçerek Vali Ali Yerlikaya’yla görüşmek istedi.

Valilik yetkilileriyle yaptıkları görüşmede basın açıklaması için izin alamayan inisiyatif üyeleri, valilik binası önünde açıklama yapmak istedi. Polisin bu açıklamayı da engellemesi üzerine inisiyatif üyeleri, Sirkeci Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.

“Leyla Güven onurumuzdur” ve “Direne direne kazanacağız” sloganıyla meydana varan kitle yeniden polis tarafından engellendi. Burada polisle bir süre tartışan grup, sloganlar eşliğinde eylemlerine son verdi.

HDP’nin yürüyüşüne polis engeli: Tecridin fotoğrafı budur!

11 Şubat’ta, HDP’li vekillerin tecride karşı İstiklal Caddesi’nde yapmak istediği yürüyüş polis tarafından engellendi. HDP Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli, engellemeye “İmralı’daki tecridin fotoğrafını görmek istiyorsanız, o fotoğraf budur” sözleriyle tepki gösterirken, Pervin Buldan ise İçişleri Bakanı Soylu’ya “Milletvekillerini yürütmemekle adam olunmayacağını bilmesi gerekir” sözleriyle yanıt verdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli ile milletvekillerinin, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle 96 gündür açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’e destek amacıyla Taksim Meydanı’ndan Galatasaray’a yapmak istediği yürüyüşe polis engel oldu.

Yürüyüş öncesi Taksim Hill Otel’de bir araya gelen HDP’liler, bir süre sonra üzerlerinde “Tecrit kalksın, Leyla yaşasın” yazılı önlüklerle yürüyüşlerine başlamak üzere dışarı çıktı. Ancak otelin girişi polisler tarafından kapatıldı.

Yapılan görüşmelere rağmen İstiklal Caddesi’nde yürüyüşlerine izin verilmeyen HDP’liler,  caddenin ters istikametinde AKM yönüne doğru yürümeye başladı. Ama daha üç adım atmadan önleri tekrardan polis tarafından kesildi. Polis tarafından yapılan anonsta yürüyüşün kanunsuz olduğu belirtilerek, HDP’lilerden dağılmaları istendi.

Yürümekte kararlı olduklarını açıklayan HDP’li vekiller, ellerindeki “Tecrit Kaldırılsın, Leyla Yaşasın’ pankartını açarak açıklamayı Taksim Meydanı yakınlarında açıklama yaptı.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, konuşmasında genel olarak şunları ifade etti: “Bugün burada HDP Meclis grubu olarak tüm vekillerimizle birlikte Türkiye’de bir duyarlılık yaratmak için, sevgili Leyla Güven’in açlık grevinin 96’ıncı gününde, sevgili Nasır Yağız’ın 83’üncü gününde olduğu, Türkiye’de cezaevlerinde 300’den fazla tutuklu ve hükümlünün 57 gündür açlık grevinde olduğu, Kandıra’da Sebahat Tuncel ve Selma Irmak’ın 27’inci gününde açlık grevini sürdürdüğü bir eylemin duyarlılığını yaratmak için bir araya geldik. Tüm vekillerimizle birlikte Taksim’den Galatasaray Meydanı’na yürümek ve açıklamamızı yapmak istedik. Bir duyarlılık yaratmaya çalıştık.”

“TECRİDİN FOTOĞRAFI İÇİN TAKSİM’E BAKIN”

“Tecridin fotoğrafını görmek istiyorsanız bugün bu fotoğrafı sizlere sunuyoruz. Türkiye tecrit altındadır. Etrafınıza dönüp baktığınızda tecridin ne olduğunun fotoğrafını bugün size sunmuş olduk. Bir abluka altındandır Türkiye. Bugün Taksim Meydanı’nda da bu hukuksuzluk ve yasa tanımazlık bu ablukayla kendini teşhir etmiştir. İşte tecrit budur, tecrit insan haklarına müdahaledir, insan haklarını yok saymaktır. Leyla Güven açlık grevinin 96 gününde sürekli bunu dile getirdi.”

BULDAN: “MİLLETVEKİLLERİNİ YÜRÜTMEMEKLE ADAM OLUNMAZ”

Yürüyüşlerinin İçişleri Bakanı’nın talimatıyla engellendiğini hatırlatan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da; “İçişleri Bakanı’nın milletvekillerini yürütmemekle adam olunmayacağını bilmesi gerektiğini” söyledi.

Buldan, konuşmasının devamında ise şunları söyledi: “Bugün hep birlikte bir kez daha tecrit edildik. Şu anda sadece biz değil sizler de tecrit altındasınız. Bugün Galatasaray Meydanı’na gitmemiz İçişleri Bakanının talimatıyla engellendi. ‘Eğer sizi yürütürsem adam değilim” diyen İçişleri Bakanı milletvekillerini yürütmemekle adam olunmayacağını bilmelidir. Ölümleri durdurmak insan olmanın gereğidir. Ancak ve ancak ölümleri durdurmak insan olmanın gereğidir.

“KABUL ETMEYECEĞİZ”

“Bu ülkede halkın ‘benim irademdir’ dediği 67 milletvekilini yürütmeyen, açıklama yapmasına izin vermeyen bir anlayışı reddediyoruz. Evet, başka yerlerde başka zeminlerde yine anayasal haklarımızı kullanarak sesimizi yükselteceğiz. Bu uygulamayı kabul etmediğimizi, bu ülkenin bu şekilde yönetilemeyeceğini, hakkın hukukun yerlerde sürüklendiği bir yaklaşımı kabul etmediğimizi belirtmek istiyoruz. Bugün bir kez daha tecridin kalkması Leyla Güven’in yaşaması açlık grevinde olan tüm arkadaşlarımızın barış ve özgürlük taleplerine ses verilmesi için buradayız.”

Açıklamanın ardından HDP’liler oturma eylemi yaptı. HDP’liler oturma eylemindeyken DTK Eş Başkanı Leyla Güven telefon ile HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı aradı. Güven’e iyi olduklarını ve eylemleri hakkında bilgi veren Buldan, daha sonra herkesin selamlarını Güven’e iletti. HDP’li vekiller daha sonra eylemlerine son verdi.

Açlık grevleri 1 Mart’ta tüm cezaevlerine yayılıyor

PKK’li ve PAJK’lı tutuklular adına 26 Şubat’ta açıklama yapan Deniz Kaya, Hükümetin Öcalan’a yönelik tecrit konusunda adım atmaması nedeniyle başlatılan açlık grevi eylemlerinin 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayılacağını duyurdu.

‘DİRENİŞİMİZİ ZİNDANLAR OLARAK DAHA DA GÜRLEŞTİRİYORUZ’

Yaptığı açıklamada eylemlerinin gerekçelerini daha önce tüm dünyaya deklere ettiklerini belirten Kaya, “Önderliğimiz üzerindeki tecrit kalkana kadar, özgür yaşam ve çalışma koşulları sağlanana kadar bir adım bile geri atmayacağız. Şuan 67 cezaevinde 331 arkadaşımız ile süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini inançlı, kararlı ve iddialı bir şekilde sürdürmekteyiz. 8 Kasım’da Hakkari Milletvekili olan Leyla Güven yoldaşın başlattığı eylem, dışarıda kararlıca sürdürülüyor. Kürdistan parçalarında ve Avrupa’da eylemler kararlıca sürdürülüyor, halkımız direniyor, özgürlük hareketi direniyor, zafer çizgisinde başaracağımıza olan inançlar büyüyor.

Faşizme karşı direnmekten başka bir alternatifimiz yok! Bu sebeple direnişimizi zindanlar olarak daha da gürleştiriyoruz. Direniş ateşimizle faşizmi yakacak ve yıkacak, bilinç ve kararlılıkla eylemimizin niceliğini ve niteliğini yükseltiyoruz” diye belirtti.

‘HERKESİ TECRİDİ KIRMAK İÇİN DİRENMEYE ÇAĞIRIYORUZ’

Kaya, bu doğrultuda eylemlerinin 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayılacağını duyurdu.

Kaya, açıklamasında bu kararlarının gerekçelerini şöyle ifade etti: “1 Mart itibariyle Kürdistan ve Türkiye zindanlarında bulunan PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar olarak, tüm zindanlarda eş zamanlı olarak süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine gireceğimizi bildiriyoruz.

1 Mart’ta tüm zindanlar olarak başlatacağımız süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemimiz tecrit kırılana kadar devam edecektir. Önderliğimiz dışında hiç kimse yürütülen direnişimizden bizi vazgeçiremez. Önderliğimiz üzerindeki tecrit devam ettikçe, direnişimiz devam edecektir. Bu minvalde tüm demokrasi savunucularına, aydın, yazar, akademisyenlere ve sivil toplum kuruluşlarına çağrımızdır; Yükselen direnişimize ses olun. Faşizmi yıkalım, özgür ve onurlu bir yaşamı hep birlikte örelim. Eşit ve özgür bir yaşamın önünde engel teşkil eden AKP-MHP faşizmine karşı direniyoruz. Önderlik üzerindeki tecrit herkes üzerindedir. Herkesi tecridi kırmak için direnmeye çağırıyoruz.”

 

Kaynaklar: Direnişteyiz, Mezopotamya Ajansı, 26 Şubat 2019