Suruç Katliamı Davası’nın 7. duruşması Hilvan’da görüldü

33 devrimcinin katledildiği Suruç Katliamı Davası’nın 7. duruşması, Hilvan’daki Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme bir sonraki duruşmayı 12 Şubat 2019 tarihine erteledi.

Duruşmaya Suruç Aileleri İnisiyatifi, yaralıları, tanıkları, HDP Urfa Milletvekilleri Ayşe Sürücü, Ömer Öcalan, ESP MYK üyesi Deniz Aktaş, SGDF MYK Üyesi Ali Deniz Esen, HDP Urfa İl Eşbaşkanı Aliye Kızıldamar, HDP Hilvan İlçe Eşbaşkanı Mehmet Uğur, Urfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel katıldı.

Duruşmaya başlanmadan Avukat Serdar İzole, tutuklu sanık Hülya Bali Kilis Hapishanesi’nden ve Abdullah Ömer Arslan Ankara’dan SEGBİS ile duruşmaya katılmasına itiraz ederek duruşmaya getirilmesini talep etti. Heyet talebi ret etti.

“Suriye’ye tehdit üzerine gittim”

Sanık İlhami Bali’nin karısı Hülya Bali, 2015’te Suriye’ye İlhami Bali’nin tehditleri ile gittiğini belirtti. Kocasının 2015’te Suriye’ye gittikten sonra IŞİD ile tanıştığını, İlhami’nin Suriye’ye gittikten sonra arayarak çocuklarını göstermemekle tehdit ettiğini ve Hasan Şanverdi’nin onu Antep’e götürdüğünü oradan da kaçakçılar aracılığıyla Reyhanlı’ya ve Suriye’ye geçtiğini anlattı.

Hülya Bali, katliam sanığı Deniz Büyükçelebi’yi ve karısı Şengül Büyükçelebi’yi Suriye’de gördüğünü, bombacı Şeyh Abdurrahman Alagöz ve dosyada ismi geçenleri tanımadığını ayrıca IŞİD’in çalışma tarzını bilmediğini söyledi.

Hülya Bali, İlhami Bali’nin ‘Ebubekir’, Deniz Büyükçelebi’nin ise ‘Enes’ kod adını kullandığını belirtti.

Rakka, Azez gibi kentlerde kaldığını ve Suruç katliamını 1 Şubat 2018 tarihinde Türkiye’ye gelince öğrendiğini anlatan Hülya Bali, Azez’de IŞİD’in iç yüzünü gördüğünü ve akrabaları aracılığı ile teslim olmak istediği haberini ilettiğini ve polise sınırda teslim olduğunu kaydetti. Hülya Bali, sınırda bir gece karakolda kaldığını ve ardından polislerin bir otele götürdüğünü ve 3 gün otelde kaldığını ifade etti.

Avukat Kader Tonç’un İlhami Bali’nin El Kaide bağlantısını sorması üzerine Hülya Bali, 2012 yılında El Kaide bağlantısı nedeniyle tutuklandığını ve 6 ay hapishanede kaldığını ifade etti.

Av. Serdil İzol’un Deniz Büyükçelebi’yi sorması üzerine Hülya Bali, en son 1 Ocak 2016 yılında gördüğünü ancak eşini en son ne zaman gördüğünü hatırlamadığını söyledi.

Urfa Baro Başkanı Abdullah Öncel ise İlhami Bali’nin hangi tarihte Suriye’ye geçtiğini sorması üzerine ‘Bilmiyorum’ diye cevap veren Hülya Bali, kocasının Suriye’ye geçiş tarihini hatırlamayıp bir defa gördüğünü söyledi. Hülya Bali, Deniz Büyükçelebi’yi gördüğü tarihi bilmemesi dikkat çekti.

İlhami Bali’nin öldüğünü bildiğini söyleyen Hülya Bali, bu bilgiye nereden öğrendiğini hatırlamadığını söyledi.

Tanık sıfatı ile ifade veren ve katliam günü çantasından El Nusra bayrağı çıkan Abdullah Ömer Arslan SEGBİS ile bağlandı.

İmam benzin almak için Amara’ya geldi

İmam olduğunu ve Bilecik’te imam olan arkadaşı Necati İri’ni ziyarete gittiğini ancak arkadaşının çalıştığı köyü hatırlamadığını söyledi. İkindi namazını kıldırdıktan sonra köyden çıktığını ve köyde ilken katliamı öğrendiğini ancak Amara’ya benzin almak için gittiğini belirtti.

Avukat Serdil İzol ise katliamdan 20 dk sonra kalabalığın onu yakaladığı görüntülerini hatırlattı. Yaralı insanları görmeme şansının olmadığını söyledi.

Suruç’ta fotoğraf çekmediğini söyleyen Arslan’a gözaltı ifadesinde fotoğraf çektiği beyanı hatırlatıldı. Avukat Sezin Uçar, “Neden yaralılara yardım etmek yerine fotoğraf çektiniz” diye sordu.

Avukatlar, bombacı Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün de Amara’ya motosiklet ile gittiğini ve kendisinin de motosiklet ile seyahat ettiği için katliamda yardım ettiğinin düşündüklerini vurguladı.

Bunun üzerine Arslan, o gün kullandığı motosikletin plakasını hatırlamadığını, katliam günü çalındığını ve dağa sonra bulunduğunu ve ismini hatırlamadığı bir tanıdığına vekalet vererek motoru hibe ettiğini söyledi.

Aslan, gözaltında polisin sakalını kestiğini, telefonundaki görüntülere bakmadığını ve telefonu almadığını söyledi.

Avukatların neden benzin almak için Suruç’u beklediğini sorması üzerine cevap veremeyen Arslan, çantasından çıkan Furkan Vakfı dergisini merak için bulundurduğunu, yol boyunca kimlik kontrolü yapılmadığını anlattı.

Tanık beyanlarında o gün Suruç’ta bulunma nedenini, katliamdan sonra ne yaptığı, o gün kullandığı telefon bilgileri ile ilgili tutarsız ifadeler verdi.

Avukat Sezin Uçar, tanığın yalan beyanları ile ilgili suç duyurusu yapılmasını ve katliamın birinci dereceden şüphelisi olarak tutuklanmasını talep etti.

Heyet talebi red ederek mahkemeye ara verdi. Aranın ardından Emrullah Akhamur’un babası Mehmet Şerif Akhamur konuştu. Akhamur, “Oğlum ve arkadaşları savaşın yıktığı Kobanê’ye gitmek istedi. Bunuda basın açıklaması ile duyurdu. Emniyetin Kobanê’ye nasıl geçileceğinin ayrıntılı bilgisine sahipti” dedi. Baba Akhamur, katliamda sorumluluğu bulunan tüm kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını istedi. Şengül Büyükçelebi’nin kocasının kendisini aradıktan 3 gün sonra uçak bombardımanında öldüğünü söylediğini hatırlatan baba Akhamur, ifadelerinin çelişkili olması nedeniyle mahkemeye getirilmesini talep etti.

Murat Yurtgül’ün annesi Şemsa Yurtgül ise Ömer Arslan’ın çantasından çıkan IŞİD bayrağını gördüğünü söyledi.

Amca Yusuf Yurtgül ise Hülya Bali’nin 2015 sonbaharında Suriye geçtiğini ancak Temmuz ayında olan katliamı, 2018 yılında Suriyde’den Türkiye’ye gelince öğrendiği belirtmesinin çelişki olduğunu ifade etti.

Suruç gazisi Erkan Keskin ise, Ömer Arslan’ın Suruç’a benzin almak için gittiğinin doğru olamayacağını çünkü ilçenin girişinde birçok benzinlik varken ilçe merkezine kadar gelmesinin tutarsızlık olduğunu kaydetti. Arslan’ın katliamın bir parçası olarak oraya geldiğini ve tutuklanması gerektiğini söyleyen Keskin, Arslan’ın sanık olarak mahkemeye getirilmesi gerektiğini belirtti.

Suruç gazisi Çağla Seven “Biz her mahkeme tekrar yaralanıyoruz. Biz yaralı halimizle mahkemeye gelirken mahkeme heyeti sanıkları getirmiyor” dedi. Ömer Arslan’ın tutuklanma talebinin reddedilmesi ile ilgili “Bu kadar şüpheli ve çelişkili olan tanığını tutuklamamaktaki amacınız nedir?” diye sordu.

SGDF MYK üyesi Ali Deniz Esen ise “IŞİD’in yıktığı bir kente umut olmak için yola çıkmıştık. Kent meydanlarında kampanya örgütleyerek yola çıktık” dedi.

Katliam günü yaşananları anlatan Esen, yaralılara gaz sıkan polislerden, hastanede iken kendisinden ve babasından hukuksuzca ifade almaya çalışan polislerden şikayetçi olduğunu belirterek sanıkların mahkemeye getirilmesini talep etti.

Ali Sadet, Hülya Bali’nin Suriye’de iki askerin IŞİD tarafından yakılmasını sosyal medyadan öğrenip Suruç katliamını 3 yıl boyunca duymamış olmasının gerçekçi olmadığını belirtti. Sadet, “Aklımızla dalga geçiliyor. Minareyi çalan kılıfını hazırlamış. Bu katillerin sanık sandalyesine oturup önce bizim sonrada çocuklarının gözüne bakmasını istiyorum” dedi.

Polis memuru Ahmet Oğuz Davarcı’nın katliam günü üst arama talebinin amiri tarafından ‘Gerek yok’ dediğini hatırlatan Suruç gazisi Yasin Can “o polisler görevini yapsaydı biz burada olmayacaktık” dedi ve şikayetçi olduğunu söyledi. Mahkemeye seslenen Can, “Nasıl ki IŞİD Rojava’da yenildiyse. Siz de bu katliamın aydınlatılmasındaki sorumluluğunuzu yerine getirerek adil bir yargılama yapın” diye konuştu.

Çağdaş Aydın’ın kardeşi Yoldaş Aydın ise “3,5 yıldır adalet talebimizi tekrarlıyoruz ama karşımızda sorumluları göremiyoruz” diye konuştu. “Peki bu katliamı kim yaptı” diye soran Aydın, mahkemenin cezasızlık politikası ile katliamdan sorumlu olduğunu ifade etti.

Bizi dinlemeden Ömer Arslan’ın tutuklanmasını red etmeniz ne kadar adil” diyen Aydın, “Bu adamın bugüne kadar yaptıklarından ve yapacaklarından siz de sorumlusunuz” diye belirtti.

AKP’nin adalet diyerek iktidara geldiğini ancak 2015’ten sonra toplu katliamlar sürecinin başladığını hatırlatan Aydın, katliamın siyasi sorumluluğunun AKP’ye ait olduğunu söyledi. Yakup Şahin’e seslenen Aydın, “Örgütlü tutum takınarak ‘Görmedim, duymadım’ diyorsun ama IŞİD yenildi ve kimse tarihin çöplüğüne atılan bir örgütü savunuyorsun diye sırtını sıvazlamaz. Burada ahlaki tutum alarak katliamın aydınlatılmasını sağlamaktır” dedi.

Dava “İnsanlığa karşı işlenen suçlar” kapsamına alınsın

Avukat Kader Tonç, dosyanın “insanlığa karşı işlenen suçlar” kapsamına alınmasını ve sanıkların mahkemeye getirilmesini istedi.

Tonç, Şahin’e Ankara katliamı için verdiği ifadede “Suruç Katliamı sanığının motosikletli biri tarafından getirildiğini” söylediğini hatırlatarak ne düşündüğünü sordu. Şahin, “Şimdiye kadar sustum ama bana ceza verdiler. Artık hakaretler dışındaki herşeye cevap vereceğim” demesi üzerine Avukat Tonç, kendisine cezasızlık vaad edilip edilmediğini sordu. Sanık Şahin, sorulara cevap vermedi.

Tonç, tanık Arslan’ın ifadesini hiçbir savcının almadığını, telefonu ile gözaltına alınmasına rağmen polisin telefona el koymadığını belirtti. Suruç yaralıların hepsinin patlamadan önce bir ses duyduğunu ve o sesin motor sesi olduğunu belirtti. O sesin kaynağını anlamak için esnafın dinlememesinin ve Arslan’ın bu kadar büyük bir katliamda sadece cam kırığı hatırlamasının gerçekçi olmadığını kaydetti.

Avukat Sezin Uçar, polislerin telsiz konuşmalarının ve mobese kayıtlarının dosyaya konulmasını, tanık Ömer Arslan’ın sanık olarak dinlenilmesine ve mahkemeye getirilmesini çünkü Arslan’ın sorulan sorulara sanık gibi cevap verdiğini ve katliamla doğrudan ilişkisi olduğunu ve tutuklanmasını istedi. Arslan’ın motosikletinden kurtulma nedenin suça bulaşmış olduğunu ve çalındığını söylediği motosikletten vekalet vererek kurtulmaya çalıştığını ve bunun tutuklanması için şaibeli bir durum olduğunu belirtti.

Uçar, Arslan hakkında yürütülen disiplinli soruşturmasının sonucunun dosyaya konulmasını, ailesinin IŞİD bağlantısının araştırılmasını, telefon konuşma tutanaklarının istenmesini, vekalet verdiği kişinin, ifadesini alan, sakalını kesen polislerin araştırılmasını talep etti.

MİT’ten İlhami Bali ve Deniz Büyükçelebi’nin akibeti hakkında bilgi istenmesini talep etti. Uçar, Suruç avukatları ve yaralılarının tutuklandığını Suruç Avukatı Can Tombul’un Suruç için adalet aradığı için tutuklandığını söyledi.

Avukat Sevda Özbingöl ise Hülya Bali’nin kendisini, kocasını, Deniz Büyükçelebi’yi ve karısını koruduğunu ve sanık olarak ifade vermesi gerektiğini ifade etti.

Sanık avukatlarından Deniz Büyükçelebi’nin avukatı müvekkilinin Suriye’de olması nedeniyle dosyadan ayrılmasını ve yakalama kararının ertelenmesini istedi.

Duruşma 12 Şubat 2019 tarihine ertelendi

Mahkeme heyeti Ömer Arslan’ın HST kayıtlarının istenmesi için rızası olup olmadığının sorulması ve rızası varsa istenmesine, Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali’nin akibetinin sorulması için Urfa TEM’e yazılmasına ve yakalama kararının devamına, Hülya Bali’nin tutuklu olduğu dosyanın bir örneğinin istenmesine, Abdullah Ömer Arslan’ın sanık olması talebinin reddine karar verildi.

Mahkeme bir sonraki duruşmayı 12 Şubat 2019 tarihine erteledi.

Jandarma, mahkeme çıkışında Hilvan Hapishane Kampüsü önünde basın açıklaması yapmak isteyen aileleri engelledi. HDP milletvekillerinin konuşmalarını engelliyerek dava takipçilerini saldırı ile tehdit etti.

Suruç Aileleri twitter hesaplarından: “Suruç Katliamı’na göz yumanlar, bizlerin de açıklama yapmasını engelliyor. Suruç’un hesabını soracağız.” dedi.

Video:

Kaynak: Etha – Suruç Aileleri