Suriye savaşı üzerine birkaç not – Deniz Adalı

Suriye savaşı konusunda yazmaktan, bu konudaki gelişmeleri tekrar tekrar ele almaktan vazgeçmemeliyiz. Evet bazı açılardan, birçok şeyi tekrar etmek zorunda kalacağız. Ama, bugün, bir şeyi bir kere söylemiş olmak, hiç kimse için yeterli değildir. Bu nedenle, Suriye savaşını, tekrar tekrar ele almamız gerekir.

Nisan ayına damgasını vuran gelişme, Duma denilen yerde, Doğu Guta’da, Suriye ordusu zafere doğru ilerlerken, “kimyasal silâh kullandı” komplosu ile karşı karşıya kalmasıdır. Bu gelişme, beraberinde, ABD-İngiltere ve Fransa’nın, Suriye’ye dönük yeni bir hava saldırısı organize etmelerine bahane oldu.

İngiltere işin kundakçısı gözükmektedir. Yaşlı babası rolünü oynadığı ABD’nin, giderek zayıflamaya başlayan durumu fırsat bilinerek, İngiltere, ABD’den rol çalmaya, bir eski ve tescilli sömürgeci-yağmacı ve katil olarak kendini yeniden ortaya koymaya yöneldi. Elbette ABD, bu fırsatı kaçıramazdı. Nihayetinde, yenilgiler aldığı Suriye savaşında, bir gösteri yapma, “akıllı füzeler” gönderme hamlesini yapabilecekti. Trump show, aslında seyredilmeyecek kadar bayat bir show olmuş olmalıdır. Ama katliamcı, soykırımcı, soyguncu ve sömürgeci tutumu açısından, hatırlanmaya değerdir. ABD hep böyledir, hep böyle olmaya devam etmektedir. Ve elbette eski emperyalist- sömürgeci ve yağmacı denilince, ünvanlarını İngiltere’ye bırakmamakta kararlı bir Fransa sahne aldı.

Suriye bombalandı.

100’den fazla füze fırlattılar.

Ve Türkiye, birkaç gün öncesinde, Rusya ve İran ile ortaklaşa poz veren Astana sürecinin gönülsüz partneri, hemen rengini ortaya koydu. Cumhurbaşkanı, hemen Davutoğlu dönemindeki “Emevi Camii’nde öğlen namazı kılma” moduna geçti. ABD’nin saldırısını destekledi. Hemen İngiliz lideri May ile Erdoğan telefon görüşmesi yaptı.

Bir süredir, bir eski çift taraflı ajan olduğu söylenen bir Rus’u, KGB’nin zehirlediği konusunda hamleler yapmış olan May, işi bu doğrultuda devam ettirdi. May ve İngiliz devleti, ajanın zehirlenmesi olayında uydurma haberler yaptıklarını, tıpkı Saddam’ın kimyasal depoları gibi bir başka yalan söylemekte olduklarını kabul ettiler. Ama bu arada, yüzlerce diplomat geriye çekildi, istenmeyen kişi ilan edildi, dünya çapında gerilim artırıldı. Ama öyle anlaşılıyor May, bu konuda elde etmek istediğini elde edemedi ve Rusya’yı açıktan hedefe koyarak Suriye’ye saldırı kararı verdiler. Fransa eli ile saldırının bilgilerini Ruslara sızdırdılar. Böylede bir tür, “akıllı füze” gösterisi yaptılar.

Suriye cephesi, bu saldırıya, füze savunma sistemlerinin gösterisini yaparak karşılık verdi. Anlaşıldı ki, füzeler o kadar da akıllı değilmiş ve füzelerin %70’i havada imha edildi. Böylece Suriye bir kere daha hâlâ ayakta olduğunu göstermiş oldu.

Olaylar böyle seyretti. Kapalı kapılar ardındakileri bilmiyoruz ama açıkta olanlar bunlar idi. Batı cephesi, bir çok kayıp ile saldırıyı destekledi. NATO müttefikleri dahi, saldırıya katılmayacaklarını deklere ettiler.

Peki şimdi bunun üzerine nasıl bir analiz yapılabilir? İşte aslında bizi en çok ilgilendiren de budur. Okuyucu, daha fazla analize gerek yok, her açık ve net diyebilir. Öyledir de, ana bu analizlerden geri durmamak gerekiyor.

1- Bu saldırı, aslında, Suriye’nin önemli bir savunma gücüne sahip olduğunu göstermiştir. Füzelerin önemli bir bölümü havada vurulmuştur.

2- Doğu Guta’nın temizlenmesi ve IŞİD’in buradan çıkarılması, öyle anlaşılıyor ki, daha çok İngiliz güçlerinin temizlenmesi anlamına gelmektedir. IŞİD, arkasında birçok devletin, emperyalist gücün olduğu bir organizasyondur. Öyle anlaşılıyor ki, Guta ve civarında IŞİD’cilerin denetimi, daha çok İngilizlerde olmalıdır. Bu tepki, sadece, İngiltere’nin ajanın zehirlenmesindeki başarısızlığını örtmekle ilgili değildir. O da vardır ama, daha fazlası da var gibi görünmektedir.

3- Bu saldırı, ABD’nin, Batı ittifakını yeniden bir saldırı ile test etmesi anlamına da gelmektedir. ABD, Batı’nın kendi cephesinde ne ölçüde yer alacağını test etmiştir. Fransa’nın rol çalma planları, aslında ABD zayıflığından yararlanarak öne çıkma isteğinin kanıtıdır. Bu nedenle, aynı anda Rusya’yı da bir dereceye kadar test etmektedir. Fransa, Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmeden, bir atak yapma şansını ele geçirmiştir.

4- Bu üçüncü madde ile de bağlantılı olacak şekilde, ABD, Rusya ve Türkiye ilişkilerini bir kere daha test etmiştir. Macron, hemen açıkça Rusya ve Türkiye ilişkilerinin zayıflığının ortaya çıktığını ilan etmiştir. Öyledir de. Türkiye, açık ve net bir biçimde, ABD cephesinde yer almayı, her fırsatta değerlendirme arzusunda olduğunu göstermiştir. Birkaç gün önce, Rusya ve İran ile birlikte yapılan açıklamaların tam tersine, ABD cephesine destek vermeye hazır olduğunu beyan etmiştir.

Türkiye’nin Suriye politikası, en başından beri, tetikçi, kapkaççı ve bel kemiği olmayan bir politikadır. Bu saldırı ile, herkes, bu politikanın mimarlarının Davutoğlu ve ekibi olmadığını, onlar kadar Erdoğan ve Saray Rejimi olduğunu görebilme şansına sahip olmuştur.

Türkiye, bu süreç içinde, güç kazandığını düşünmekte, bu nedenle de istediği gibi manevra yapabilme olanağının doğduğunu düşünmektedir. Bu durum, Türkiye’yi daha da saldırgan kılacak mıdır?

Afrin’den nasıl çekileceği hesapları bir yere oturmazken, yeni saldırganlık gösterileri ortaya koyması mümkündür.

5- Bu saldırı göstermektedir ki, Suriye savaşı, daha uzun süre devam edecektir. Savaş, büyük ölçüde bir dünya savaşı potansiyelini de barındıracak şekilde sürmektedir. Emperyalist cephe, Suriye’deki işgalci güçler, kısa sürede pes etmeyecek gibidir. Ve bu nedenle, savaşı, daha çok İran hedeflerine yönlendirecek hamleler beklenebilir. ABD’nin bazı IŞİD güçlerini Afganistan’a taşıması, böylesi bir sürecin habercisi olabilir.

Öte yandan, savaşın ana hedefine giderek Rusya ve müttefikleri açıktan konmaktadır. Bu da savaşın, değişik biçimlerde süreceğinin açık kanıtıdır. Artık ve başından beri bu savaş, sadece Suriye savaşı değildir. Evet henüz açıktan dünya savaşı ilan edilmemiştir. Ama bu o ilan edilmemiş dünya savaşının kendisidir.

İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, hatta Hitler yenildikten sonra, Japonya’ya atılan atom bombaları, emperyalist dünyanın ve özellikle ABD’nin nasıl bir geleneğe sahip olduğunun kanıtıdır. Bugün, o günlerden çok farklı bir dünyada yaşasak da, emperyalist yağma savaşının, hiçbir insanî kural tanımayacağı gerçektir.

Dünya çapında halkların tepkileri geliştikçe bu savaş durdurulabilir. ABD, İngiltere, Fransa gibi emperyalist ülkelerde halklar sokaklara çıktıkça, tepkisini ve barıştan yana tutumunu ortaya koydukça bu savaşın önüne geçmek mümkün olabilecektir.

Ve elbette, bölgemizdeki halklar, bu savaşa karşı, direnmek, direnişlerini her gün daha da büyütmek zorundadır. Barış, bu vampirlerden, bu kan emicilerden kuru kuruya talep edilerek sağlanamaz. Emperyalist güçlere karşı halkların ortak direnişi, giderek bir topyekûn direnişe dönüşmeden, barışı sağlamak mümkün değildir. Ve savaşın 7. yılında bu direnişin daha da geliştiğini görmek mümkündür.

Kimyasal saldırı yalanı, Gezi Direnişi’ndeki Kabataş vb. yalanlara çok ama çok benzemektedir. Burjuva medya, tüm pisliklerini ortaya koymakta, yeteneklerini sergilemekte, ama buna rağmen inandırıcı olamamaktadır. Savaş ilerledikçe, direniş geliştikçe, burjuva basının gücü de tartışılır hâle gelmektedir. Teatral sahnelerle harekete geçirilen yalan makinası, burjuva medya gerçeğini kör gözlere bile görünür hâle gelmesini sağlamaktadır. Artık bu yalan makinasının eskisi kadar güçlü olamayacağı açıktır.

Erdoğan’ın Saray Rejimi’nin oluşum dinamikleri, büyük ölçüde, Suriye savaşı boyunca açık olarak görünmektedir. İdlib, Suriye ordusu tarafından geri alındığında, halkların direnişi ile özgürleştirildiğinde, Türkiye’deki Saray Rejimi de önemli dayanaklarından birini yitirecektir. Suriye savaşı ve içeride artan baskı ve devlet şiddeti arasında açık bir bağ vardır. Bu bağ, her geçen gün daha fazla açığa çıkmaktadır.

ABD’nin İran’a dönük saldırı planları yaptığı sır değildir. Ve Suriye’de kaybettikçe, bu saldırılarını daha fazla açığa çıkaracaktır. Bölge, her türlü provokasyona açık hâldedir. Dün, MİT’in, karşı taraftan üç füze göndeririz ve savaşa gireriz söylemi, kendi keşifleri değildir. Bu bilindik, ABD-İngiltere-İsrail hattıdır. Buna benzer komploların İran için de devreye girmesi mümkündür, olanaklıdır. Ve Türkiye bu komplolara girmekte, bu alanda yapmış olduğu tetikçiliğin boyutları nedeni ile, her zaman hazır olacaktır.

Savaşın alttan alta geliştirilen bu komplolarla, daha da yayılacağını söylemek mümkündür.

Boyutu ne olursa olsun, halkların direnişinin, halkların örgütlenmesinin ne kadar önemli, ne kadar hayatî olduğu da bu nedenle açıktır.

Bölgemiz halkları, hiçbir emperyalist güçten yana tutum alarak kendilerini koruyamazlar. Bunun olanaklı olmadığı biliniyor. Bunu unutmak, savaşın ana nedenini unutmak demektir. Burada bir paylaşım savaşı, bir egemenlik savaşı sürmektedir. Emperyalist güçlere boyun eğen hiçbir halk, özgürleşemeyecektir. Türkiye halkları bu bilinçle, daha fazla örgütlenmeye yönelmeli, küçük büyük demeden direnişi geliştirme yolları aramalıdır. Saray Rejimi’nin sonu da buna, gelişen örgütlenme ve gelişen direnişe bağlıdır.

Türkiye egemenlerinin, emperyalist efendilerinden bağımsız bir kimliği ve kişiliği yoktur. Suriye savaşının her aşaması bunu açık olarak göstermektedir.

Egemen güçler için, en iyi köle, kendini özgür sanan köledir. Bu, tüm sömürgecilik ve sömürü tarihinin gerçeğidir, bugün de geçerlidir. Şükür ki, bugünlerde, bize, biz Anadolu ve Ortadoğu halklarına özgür olmadığımızı her fırsatta hatırlatmaktadırlar.

 

(Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç, Sayı 202, Mayıs 2018)