Soçi’nin kazananı Kürtler, kaybedeni iktidar

Toplantıda yapılan açıklamalardan anlaşılan o ki, Türkiye’nin artık Suriye’ye yönelik Şam ile koordinasyon olmadan herhangi bir hamlede bulunması ihtimali tamamen ortadan kalktı. Üstelik “Kürt konusu Kürtlerin gelecekte söz hakkı olacak biçimde çözümlensin söylemine” İran’ın da katılması, Kürtler konusunda Türkiye’nin beklentilerinin tam tersi bir durum ortaya çıkarabilir.

Soçi’de yapılan Putin – Ruhani – Erdoğan toplantısından çıkan sonuçları; başlıklar, tarafların bu başlıklarla ilgili bugüne kadarki beklentileri ve izledikleri politikalar, bu başlıklarla ilgili tarafların toplantı sonrası açıklamaları ve bu açıklamalardan yola çıkarak tarafların bundan sonrası için kazanımları / kayıpları üzerinden değerlendirilebilir.

Toplantı Fırat’ın doğusu ve siyasal açıdan Kürtlerin Suriye’deki geleceği, İdlib ve Suriye’de bundan sonra izlenecek siyasal süreç genel başlıkları altında yapıldı.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusu (yani Kürtler ve bulundukları bölge) konusundaki politikası malum. Yakın zamana kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürtlerin bulunduğu bölgelere gireceklerini ve operasyon yapacaklarını yineliyordu. Siyasal geçiş konusunda ise eski ton kalmadı, Esad ile devam edilebilir noktasına gelindi. İdlib’te ise Türkiye “elindeki kullanışlı örgüt enstrümanını” kaybetmek istemiyor.

Şam’ın müttefiki ve dolayısıyla Şam ile koordinasyon halinde hareket eden Rusya ise Kürt sorununun “Kürtleri yok ederek değil, bir şekilde anlaşılarak halledilmesinden” yana. Siyasal süreçte tek belirleyicinin eskiden beri Şam olmasını isteyen Rusya, İdlib konusunda ise askeri çözümden yana ama Erdoğan’a verdiği krediden dolayı şimdilik harekete geçmiyor.

İran zaten Türkiye’nin Suriye’de kalıcı bir şekilde nüfuz alanı sağlamasına karşı, İran’ın ortaya koyduğu tek yenilik Kürtlerin geleceği ile ilgili Ruhani’nin açıklaması. Ki bu çok önemli bir değişikliğin de habercisi olabilir.

Sonuçlara bakacak olursak: Toplantıda yapılan açıklamalardan anlaşılan o ki, Türkiye’nin artık Suriye’ye yönelik Şam ile koordinasyon olmadan herhangi bir hamlede bulunması ihtimali tamamen ortadan kalktı. Üstelik “Kürt konusu Kürtlerin gelecekte söz hakkı olacak biçimde çözümlensin söylemine” İran’ın da katılması, Kürtler konusunda Türkiye’nin beklentilerinin tam tersi bir durum ortaya çıkarabilir. Burada soru Ruhani’nin bu açıklamayı Şam ile koordinasyon halinde mi, yoksa Şam’a da tavsiye anlamında mı yaptığı. Eğer açıklama Şam ile koordinasyon halinde ise önümüzdeki günlerde Kürtler – Şam görüşmeleri tekrar başlayacak ve bu kez sonuç alınacak demektir. Değilse bile Şam Kürtler ile anlaşmaya biraz daha yaklaşmak zorunda kalabilir. Diğer yandan İran da ABD’nin Suriye’den çıkmasının formülünü Kürtler ile anlaşmakta görüyor olabilir. Bunu zaman gösterecek. Ama her durumda Türkiye’nin Suriye Kürtleri politikaları Şam tarafından da net bir biçimde ve resmen reddedilmiş oldu.

Rusya Kürtler konusunda aslında ilk Astana toplantısında anayasal formül önerisinde bulunmuştu. Pozisyonunda değişiklik olmadığı görülüyor. Kürtler konusunda sorun Rusya ve İran’ın çözüm istememesi değil “nasıl bir çözüm” istedikleri ve bu, aslında bu iki ülkeyi Türkiye ile temelde ayırıyor zaten.

Bu arada iki ülkenin de bir kez daha “Şam’ı işaret etmesi” Türkiye’nin bugüne kadar uyguladığı politikalardan artık tamamen, resmen ve alenen dönüş yapması anlamına geliyor. Zaten Erdoğan da “çözüm çok yakın” demekle bunu bir şekilde kabul ettiğini ima etmiş oldu.

Türkiye Kürtler ile ilgili sert söylemlerini sürdürse de pratikte adım atamayacak, İdlib’teki örgütlere bir süre daha sabredilecek ve İdlib bir şekilde çözülecek ve siyasal geçiş Kürtler dışında kalanlar için tamamen Şam’ın istediği şekilde olacak.

Erdoğan’ın İdlib için bir süre daha harekete geçilmemesi konusunda “Rusya’dan sabretmesini istemesi” basın toplantısının en ilginç ifadelerinden birini oluşturdu. Bu, Putin’in toplantıda “artık sabrımız kalmadı, gireceğiz” dediği anlamına gelir. Zaten toplantının yapıldığı sıralarda Suriye ordusu Hama’nın kuzeyine tank sevkıyatını sürdürüyordu. Üstüne Ruhani’nin Kürtler ile ilgili şaşırtan çıkışını eklersek Erdoğan’ın Soçi’de, İdlib için bir süre daha sabredilmesi dışında hiçbir konuda istediği sonucu alamadığı söylenebilir.

Soçi sonuç olarak Kürtlerin yeni Suriye’de (bir şekilde) yerlerini alacakları, İdlib ile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarında Türkiye tarafından elde edilen nüfuz alanlarının zaman içinde iade edileceği, siyasal geçiş için yeni anayasanın yapılacağı bir sürecin başlangıç ilanı oldu. Bu sürecin uygulanması elbette “vuruşarak çekileceği tahmin edilen” ABD’nin beklenmeyen bazı hamleleri ile gecikebilir ama önüne geçilebilmesi mümkün değil.