Sınıfa karşı sınıf… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Bugün iki ayrı sınıf çatışıyor. Burjuvazi, kapitalizmin cehennem çukurlarına mahkûmiyeti önerirken, işçi sınıfı her şeyin herkesin olacağı özgür bir dünyayı öneriyor…

Soğuk ve karlı geçen hafta sonu ardından güneş yüzünü yeniden gösterdi. Ülke siyaseti ise tüm hızıyla devam etti. Bir tarafta burjuva partilerin arasındaki yerel seçim yarışı, diğer tarafta ekmeği için mücadele yürüten işçi ve emekçilerin direnişleri ülke gündemini işgal etti…

Burjuvazinin seçim oyunu büyük bir tantanayla yol alıyor. Arkasına tüm medya kuruluşlarının desteğini alan burjuva siyaset mekanizması gerçek bir üretme kabızlığı yaşıyor. Hasılı bunca gürültünün arasında tek bir akılcı çözüm önerileri yok…

En geri burjuva demokrasilerinde bile çok fazla önemsenmeyen belediye seçimleri geldi beka meselesine dayandı. Gerçekten çok ironik bir süreç yaşıyoruz…

Beka, ölmezlik, kalıcılık, süreklilik anlamına geliyor. Cumhur ittifakı liderleri ısrarla “seçimi kaybedersek beka sorunu başlar” diyor. Hemen akla şu soru geliyor; kimin bekası? Eğer seçimler sonucunda AKP ve MHP ittifakı yara alırsa ne olur? Olacak olan bu partilerin iktidarda kalmalarının tartışmalı hale gelmesidir. Burjuva devlet yıkılmaz. Sadece bu partiler başaşağı gider. Kaldı ki Türkiye siyaseti parti mezarlığıdır. Nice ihtişamlı partiler şimdi ebedi uykusundadır…

Burjuva siyaset hiçbir zaman çözümsüz değildir. Halkın karşısına çok albenisi olan çok çeşitli seçenekler çıkartabilir. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ekibi yedekte sıralarını beklemektedir. Seçimlerde çıkacak sonuçlara göre parti kurabilecekleri siyaset kulislerinde dillendiriliyor…

Beka meselesinin sürekli dile getirilmesinin nedeni açıktır. 17 yıllık iktidar, ulusal ve uluslararası düzeyde suç sayılabilecek çok fazla dosya biriktirdi. İktidarken gündeme alınmayan bu dosyalar iktidardan düşünce hemen gündeme alınacaktır. Burjuva siyasette de düşenin dostu olmaz kuralı geçerlidir…

Unutmayalım, gerek Suriye savaşında, gerekse iç siyasette hukuk dışı birçok uygulama gerçekleşmiştir. İnsanlık suçu diyebileceğimiz bu uygulamalar zayıf düşenin boynuna halka olarak geçirilecektir. Sadece uygun zaman kollanmaktadır…

İşte beka kavramının öne çıkartılmasının nedeni budur…

Diğer taraftan ülkede giderek büyüyen bir sınıf siyaseti çalışması var. Bugün ülke genelinde 200 yakın işyerinde eylemli bir süreç yaşanıyor. İşçi öncüleri ise bu eylemleri nasıl ortak bir kanalda akıtabilirizin tartışmasını yürütüyor. Sevindirici olan ise bu öncü işçi kuşağının oldukça genç olması…

Türkiye’nin siyasi gündemi, iki sınıfın kendisine yol araması yönünde gelişiyor. Burjuvazi için aslında yolun sonudur. Ekonomik ve siyasi kriz, ona eşlik eden toplumsal cinnet halinin sorumlusu burjuva sınıftır. İşçi sınıfı ise tabandan ağır ve güvenli adımlarla yol almaya çalışıyor. Gelecekteki iktidar organlarının bugünden basit örneklerini örgütlemeye çalışıyor. Kendi toplumcu kültürünü yaratmaya çalışıyor…

Bugün iki ayrı sınıf çatışıyor. Burjuvazi, kapitalizmin cehennem çukurlarına mahkûmiyeti önerirken, işçi sınıfı her şeyin herkesin olacağı özgür bir dünyayı öneriyor…

Ve bu süreçte sınıfa karşı sınıf perspektifiyle yol alanlar geleceği kurmaya aday olacaktır. Sınıf mücadelesinin diyalektiği bunu söylüyor…