Sebahat Tuncel: “Direnişin her hali güzeldir”

HDP Eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanmasını protesto eyleminde gözaltına alınan ve 6 Kasım 2016’da tutuklanan Demokratik Bölgeler Partisi Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, 15 Ocak’tan bu yana PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi talebiyle açlık grevi eylemi yapıyor.

HDP’nin 25. ve 26. dönem milletvekili Burcu Çelik, Yeni Yaşam Gazetesi için, aynı cezaevinde birlikte kaldığı Sebahat Tuncel’le açlık grevi eylemini konuştu…

DTK Eşbaşkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven 8 Kasım’dan bu yana açlık grevinde. Güven’den sonra hem cezaevlerinde hem de dışarıda yüzlerce kişi açlık grevi eylemi başlattı. Siz de 15 Ocak’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdürüyorsunuz. Eylemde tek talep Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması. Bu talebin önemi nedir?

Türkiye’de yaşanan siyasi-ekonomik krizin nedeni, Kürtlerin eşitlik ve özgürlük sorunun çözümsüz bırakılmasıdır. İnkar, imha ve asimilasyon politikaları bir devlet politikası olarak cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze güncellenerek sürdürülmektedir. Türkiye’nin içerisine girdiği yapısal krizin asıl nedeni de budur. Kürt halkının eşitlik, özgürlük, demokrasi mücadelesini baskı zor ve zulüm politikaları ile bastırma siyasetini devralan iktidarların sonunu da bu uygulamalar getirmiştir. Bugün AKPMHP iktidarının hem içeride hem dışarıda yürüttüğü Kürt karşıtı siyaset, faşizan politikalar AKP-Saray-MHP iktidarının da sonunu yaklaştırmaktadır. Beka sorunu dedikleri gerçek budur.

Kürt sorununda çözümsüz, inkar, imha ve asimilasyon politikalarını güncelleyen AKP-Saray-MHP iktidarı Türkiye’yi derin bir krize sürüklemiş, demokrasi, hak ve özgürlükleri ortadan kaldırarak, ülkeyi yaşanmaz hale getirmiştir. İmralı’da sayın Öcalan’a uygulanan tecrit ve izolasyon tüm Türkiye halklarına uygulanmaktadır. Kürt sorununda çözümsüzlük, tecrit, savaş, çatışma konsepti Türkiye’yi giderek demokrasi ve özgürlüklerden uzaklaştırmakta, ekonomik ve siyasi alanı krize sokmaktadır. Kaldı ki en son Erdoğan’ın sebze fiyatlarının artmasına verdiği cevap malumun ilanıdır. Türkiye’nin içine girdiği ekonomik krizin esas sebebi, Kürt karşıtı siyaset, savaş, çatışma olduğunu siyasi iktidar artık gizleyemiyor. Çözümsüzlük, savaş siyaseti İmralı’da başlayarak tüm topluma yayılmaktadır.

O nedenle sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ve izolasyon politikaları sadece Kürt halkını değil tüm Türkiye halklarını ilgilendirmektedir. Sevgili Leyla Güven arkadaşımızın 8 Kasım’da başlatmış olduğu süresiz açlık grevi demokrasi, barış, eşitlik, özgürlüklerin gelişmesi için üstlenilen siyasi bir sorumluluktur. Tıkanan siyasetin önünü açmak halklarımızın, umudunu gerçekleştirmek, kadınların, halkların toplumun eşit ve özgür geleceği için başlatılan direniş sürecine yüzlerce insan dahil oldu. İnanıyorum ki kadın öncülüğünde gelişen bu direniş, kadınlar başta olmak üzere tüm inançlar, halkların eşitlik ve özgürlük mücadelesi için bir yol açacaktır. Bu vesile ile direniş halayında dahil olan tüm yoldaşlara selam ve sevgilerimi sunuyorum.

Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin 20. yılını önceki gün geride bıraktık. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinde uluslararası güçlerin payı olduğunu artık herkes kabul ediyor. Peki tecritte de uluslararası güçlerin payının olduğunu düşünüyor musunuz?

Tecrit politikasının sadece Türkiye ile sınırlı olmadığı, uluslararası boyutunun olduğu çok net. 15 Şubat 1999’da uluslararası bir komplo ile Türkiye’ye getirilen sayın Öcalan şahsında, 98 sürecinde başlayan komplo sadece Kürt halkını değil, tüm Ortadoğu halklarını hedeflemiştir ki 1998’den bugüne Ortadoğu’da yaşanan süreci Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilme amacı, Suriye’de yaşanan savaş bize bu gerçeği çok net bir şekilde göstermiştir. Bugün sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ve izolasyon politikalarında uluslararası komplocu güçlerin de sorumluluğu vardır.

Sayın Öcalan’ın 20 yıldır tecrit altında tutulması, Türkiye’nin kendi anayasasını, yasalarını dahi ihlal etmesi, CPT’nin raporunu açıklamaması, AİHM’in aldığı kararlar İmralı ada hapishanesinde uygulanan işkence sisteminin uluslararası bir politikanın sonucu olduğu çok net görülmektedir. Sayın Öcalan’ın Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Ortadoğu halklarının özgür ve barış içinde bir gelecek inşası için geliştirdiği çözüm önerilerinin kamuoyuna yansımasından, halklarla buluşmasından korkan Ortadoğu’yu kendi çıkarlarına göre dizayn etmeye çalışan ABD başta olmak üzere, tüm ülkeleri Türkiye ile birlikte sistematik işkenceye dönüşen İmralı tecrit politikasının ortağıdırlar. Bu güçler komployu güncelleyerek sürdürmek, Kürt halkının Ortadoğu’da bir statüye kavuşmasını, kendi kaderini tayin etmesini engellemeye çalışmaktadırlar. Buna karşı Kürt halkı yaşadığı her yerde kendi varlığını koruma, özgürlüğünü sağlaması, demokrasiyi geliştirmek için mücadele etmeye, direnişi yükseltmeye devam ediyor.

Kobani’den, Afrin’e, Hewler’den, Şeladize’ye, Strasbourg, Kanada, Galler’e Süleymaniye’den zindanlara kadar süren direnişi halkımız mutlaka hedefine ulaştıracaktır. Bu vesile ile uluslararası komployu kınıyor, Leyla Güven’in öncülük ettiği direnişin, tecridi kıracağına komplocu güçlere güçlü ve anlamlı bir cevap vereceğine inanıyorum. Halkların eşit ve özgür kardeşliğinden yana olan, demokrasi, barış hak ve özgürlük mücadelesi veren herkesin, direniş halayını birlikte çekmeye, özgürlük şarkılarını birlikte söylemeye davet ediyoruz.

Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminizin bir ayı geride kaldı. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Direnişin her hali güzeldir. Direnişe geçmek eyleme geçmek, amaca ulaşmak için önemli bir adım, iradeyi kararlılığı morali coşkuyu aynı anda yaşıyor insan. Mekanlar farklı olsa da direnişin ruhu aynı “eylemek” politikanın vücuda kavuşmuş halidir. Pratiğe dönüşmeyen, eyleme dönüşmeyen ideolojinin, terimin toplumsallaşması, somutlaşması zordur. Zindanlarda düşünsel yoğunlaşmanın bir direniş sürecine dönüşmesinde yaşanan coşku, moral daha derin yaşanıyor. Özgürlüğün eylemini gerçekleştirmek, özgürlüğe ulaşmak kadar anlamlı geliyor insana.

Açlık grevi eylemini ilk başlatan Leyla Güven oldu. Eylemlere kadınlar öncülük ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürt halkının özgürlük mücadelesi tarihine baktığımızda en kritik dönemlerde kadınların öncülük ettiğini görüyoruz. Bu kadınlardaki hem analitik zekanın hem de duygusal zekanın aynı anda harekete geçmesi ile süreçte inisiyatif almasının önemli bir rolü var. Toplumsal- siyasal gelişmeleri derinlikli analiz etme, toplumsal siyasal sorunlarda yaşanan tıkanıklığı aşmak için en son sevgili Leyla Güven arkadaşımızda yaşandığı gibi inisiyatif geliştirme, anı yakalama sürecin başarısı açısından da oldukça önemlidir. Kadınların binlerce yıllık patriarkal düzen yüzlerce yıllık kapitalist düzene karşı yürüttükleri örgütlü mücadele deneyimleri üzerinde yükselen Kürt özgür kadın mücadelesi, bugün tüm dünya kadınlarına esin kaynağı olmaktadır. Özellikle Rojava devriminde, Şengal’de Kürt kadınlarının direnişi, mücadelesi, kadın özgürlüğü için nasıl bir duruşun sahibi olmayı gerektiğinde çok net açığa çıkarmıştır. Amed zindanında Saraların direniş bayrağını devralan Leyla Güven de kadın öncülüğünün en güzel örneğini göstermektedir hepimize.

Tecridin kaldırılması talebiyle ilk defa açlık grevi eylemi yapılmıyor. Daha önce de açlık grevi eylemi olmuştu….

Evet sizin de ifade ettiğiniz gibi tecridin kırılması için daha önce de yine zindanlarda başlayan bir direniş serüveni oldu ve bu sürecin başarı ile sonuçlanması yeni bir dönemi başlattı. 2013’ün 3 Ocak’ında başlayan ve 2015 Nisan’ına kadar süren süreç, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin gelişmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için önemli çalışmaların yapılması, sayın Öcalan ile devlet yetkililerinin ve siyasi bir heyetin görüşmesi ile demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesine, barışa, halkların kardeşliğine olan inanç güçlendi. Halkların kazandığı demokratik değerlerin yükseldiği bu dönemi iktidar kendi çıkarlarına ters düştüğünü düşünerek sonlandırdı. Otoriter faşizan bir yönelimle Türkiye’yi bugün içine girdiği kriz sürecine sürükledi.

Öcalan’a uygulanan tecridin ne gibi sonuçları oldu ve tecride son verilirse ne gibi gelişmeler yaşanır?

Sayın Öcalan görüşmeler sırasında devlet yetkililerini bu konuda uyararak, demokratik çözümün olmaması durumunda darbe girişiminin devreye gireceğini Türkiye’nin daha derin kriz yaşayacağının uyarılarına rağmen faturasını bugün Türkiye halkları yaşıyor. Leyla arkadaşımızın öncülüğünde başlayan yüzlerce insanın dahil olduğu ve binlerce insanın dönüşümlü grevlerle destek verdiği bu sürecin başarıya yaklaşması, tecridin kırılması, demokrasi, özgürlük ve barış için yeni bir yol açacaktır. Direnişin başarıyla sonuçlanması, faşizmin yenilmesi, demokrasinin kazanması, anlamına geliyor. Tüm halkımızı, demokrasi ve özgürlük güçlerini, kadınları, başka bir yaşam umudu içinde olan herkesi direnişin etrafında saf tutmaya, özgürlüğümüzü birlikte örgütlemeye davet ediyorum.

Ailelerimiz demokrasi mücadelesinin parçası

Eylem kararınızı aileniz nasıl karşıladı?

İçine doğduğumuz, bir parçası olduğumuz aile kurumu sanırım en çok tartıştığımız kurumlardan birisi. Aile bireylerinin özgürleşmesi, aile kurumunun demokratikleşmesi mücadelemizin bir parçası aynı zamanda. Ailem eyleme girme kararımı duygusal karşıladılar doğal olarak. Annem gözyaşları ve susma eylemi ile karşıladı. Babam “Sizin kararınız, bize saygı duymak düşer ama dışarda yeterince ses çıkmıyor” diyerek karşıladı. Beni tanıdıkları için bu sürece dahil olacağımı zaten tahmin ediyorlardı. Yaşadıkları duygusal duruma rağmen hep yanımda oldular. Bu durum sadece kendi ailemle sınırlı değil. Cezaevlerinde tutuklu bulunan tüm arkadaşların ailesinde aynı duygu, dayanıklılık ve dayanışmayı hissediyoruz. Bu vesile ile sizin aracılığınızla başta direnişte olan arkadaşların aileleri olmak üzere tüm tutuklu ailelerine selam ve sevgilerimizi sunuyoruz.

Kaynak: Yeni Yaşam