Özgürlükçü Demokrasi 12 Eylül’de yargılanacak

Özgürlükçü Demokrasi çalışanları 12 Eylül’de hakim karşısına çıkacak. Bulunduğu Silivri Cezaevi’nde duruşmaya katılım çağrısı yapan gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul, “Mahkemelerde sanık kürsüsüne çıkarılan Kürt medyası aslında yaşanılan ve yaşatılanların tanığıdır” dedi.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne 28 Mart 2018’de kayyum atandı. 8 Temmuz 2018’de ise çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı. Kayyum atandıktan sonra gazetenin çalışanlarına yapılan operasyon kapsamında gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul’un da aralarında bulunduğu 6 kişi tutuklanırken 14 kişi hakkında dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Uygur Kaan Arısoy tarafından hazırlanan iddianamede, gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul’un da bulunduğu 14 kişi hakkında “Örgüte üye olmak”, “Propaganda yapmak”, “Örgüt yayınlarını basmak veya yayınlamak” suçlamaları yöneltildi. İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması 12 Eylül’de görülecek.
Gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul, bulunduğu Silivri Cezaevi’nden davaya dair Mezopotamya Ajansı’ndan Yasin Kobulan’ın sorularını yanıtladı.
Özgürlükçü Demokrasi gazetesine kayyum atanması ve kapanması TSK’nin Efrin’e dönük operasyonun sonrasına denk geldi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gazetemizin kapatılması ve tutuklanmamız Efrin’e dönük operasyonla dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın medyaya dönük 15 maddelik talimat listesine itaat etmememizle gerçekleşti. Bir nevi yapılmak istenen medyayı hizaya getirmek ve biat ettirmekti. Ki gazeteci hiçbir olay karşısında, hiçbir zaman itaat etmez, hangi koşul altında olursa olsun. Çünkü gazeteci birilerinin kalemşorluğunu yapmaz, gerçeğin, asıl olanın dili olur. Gazeteciliğin ölçüsü de ilkesi de budur. Eğer bu mesleği icra ediyorsanız ahlak ve ilkelerini göz ardı edemezsiniz. Bu temelde Efrin’de yaşanan, birçok uluslararası ajansa yansıyan, bir çoğu daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından kabul edilen talanı ve yağmayı, yaşamını yitiren yüzlerce sivil insanı, göç eden yüzbinlerce insanı göz ardı edemezsiniz. Bütün bunlar hala Kuvayi Milli’ye benzetmesi yapılan ÖSO’cular yapmaktadır. İşte bütün bunlara sessiz kalmak, bir Efrin’linin “ÖSO kadınlarımıza tecavüz etti. Evlerimizi talan etti” sözünü “YPG yaptı” şeklinde servis etmenin gazetecilik ilke ve ahlakıyla nasıl bir açıklaması olabilir? İşte Özgürlükçü Demokrasi gazetesi itaat etmediği ve gerçeklerin tarafı olduğu için kapatıldı.
Her dönem Kürt medyasına yönelik bu yönlü saldırılar oldu. Bu süreçte bu tür baskı politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında Kürt halkı ve değerlerine uygulanan politikaların bir parçasıdır bu aynı zamanda. Bir bakıma Kürt medyası yıllardır devletin ve iktidarların uygulamış olduğu baskı ve saldırı politikalarının tanığı konumundadır. Ve bu tanıklığın bedelini canıyla, işkence ve cezaevlerine konulmakla vermiştir. Defalarca faili belli bir şekilde katledilmiş, bombalanmış, işkenceye uğramış, cezaevlerine hapsedilmiştir. Tabi buna karşı durmaktan, gerçekleri dile getirmekten, yapılan ve gizlenmeye çalışanları açığa çıkarmaktan, bedeli ne olursa olsun asla geri adım atmayacaktır. Bugün olduğu gibi… Bugün tüm Türkiye halkları her taraftan bir baskı politikasına maruz kalmışken, Kürt halkına uygulanan bunca baskı ve saldırı ortadayken özgür basın buna sessiz kalamazdı. Ki kalmadığı içinde her dönemde olduğu gibi bu dönemde de her türlü baskıya maruz kalmıştır. Mahkemelerde sanık kürsüsüne çıkarılan Kürt medyası aslında yaşanılan ve yaşatılanların tanığıdır.
İlk duruşmanız 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde görülecek. 12 Eylül’ün yıldönümünde hakim karşısına çıkmak nasıl bir duygu?
Gerçekten anlamlı bir gün. Bugün o dönemi de çok geride bırakan, her türlü baskı ve saldırının derinleştirildiği bir dönemden geçmekteyiz. O günleri aratan bir dönem. Yüzbinlerce gözaltı ve tutuklama, binlerce ihraç, yaşanan bunca hak ihlali ve tek sesli bir hale getirilmek istenen bir medya. 200’e yakın basın-yayın kurumunun kapatılıp, bir o kadar gazetecinin tutuklanması. Tabi bugünün yıldönümünde mahkemeye çıkmanın yarattığı bir anlam vardır. O da derinleşen baskı politikalarına karşı büyüyen bir mücadeledir.
Cezaevi şartlarını biraz anlatır mısınız?
Cezaevleri elbette birçok boyuttan etkilenmektedir. Gerek fiziksel olarak özgürlüğünden mahrum kalmak, gerek dışarda var olan baskı politikalarının burada da dayatılması gibi bir durum var. Dışarıda size itaat ettiremeyenler burada bunu dayatmaktadır. Yine dışarıda temel insani haklarınızdan nasıl yoksunsanız, burada da çoğu zaman haklarınız sadece yazıda kalıyor. Birçok insanın haksız yere tutuklanması ve bunun sonucunda cezaevlerinin kalabalıklaşması, yani kapasitenin çok üstüne çıkması demektir. Bu da başta sağlık gibi bir çok sorunu beraberinde getirmekte. Durumu ağır olan bir çok hasta tutuklunun tedavisi yapılmıyor. Yani ölümle baş başa bırakılmakta. Bir örneği de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Koçer Özdal’dır. Yine hastane sevkleri gerçekleştirilmemekte ya da bilinçli olarak gideceğiniz bölümden farklı bölümlere götürülmektesiniz. Mektup, kitap alımları, görüş süreleri keyfi uygulamalara tabi tutulmaktadır. Yani birçok yasal hakkınız keyfiyete bağlanmakta veya askıya alınmakta.
6 ayı aşkın tutukluluğunuz sonrası ilk defa hakim karşısına çıkacaksınız. İlk duruşmaya dair bir beklentiniz var mı?
İlk duruşmaya dair beklentim elbette tahliye edilmek. Tüm gazeteciler ve haksız yere içeride tutulan binlerce insan için de olması gereken budur. Umarım bu hukuksuzluklar son bulur. Tabi ki hukukun mevcut durumu bu ihtimali düşürse de, umudumuz ve yarınlara olan inancımız her zaman diridir.
Cezaevindeyken Türkiye gündemine dair seni etkileyen, heyecanlandıran, karamsarlığa iten ya da mutlu eden olayları paylaşır mısın?
İnsanların kişisel ya da toplumsal her türlü haksızlığa karşı sesini çıkarmaya çalışması, iradeli duruşu, dayatılan hiçbir baskı politikasını kabul etmediği, demokratik ve özgürlükçü birçok değeri her yerde her platformda savunması, etkilemiş, heyecanlandırmış ve mutlu etmiştir. Özellikle 24 Haziran’daki o birliktelik, bir arada oluş, o canlı duruş ve umudun diriliği oldukça etkilemiştir. Yine gazeteci arkadaşların tahliye haberlerini görmek… Karamsarlığa asla düşmedim ve düşmem de. Çünkü umudumuzu ve inancımızı yitirmemiz gerekir karamsarlığa düşmek için. Zaten bir gazeteci umutsuz ve inançsız ise bu mesleği yapamaz.
Son olarak meslektaşlarına iletmek istediğin bir mesaj var mı?
Bütün meslektaşlarımız sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Bu zorlu süreçten geçerken hepsinin moralli, coşkulu ve güçlü olmasını diliyorum. İşçinin, emekçinin, kadının, eğitimcinin, öğrencinin, çocukların bir bütün halkın tüm kesimlerinin sesi olan meslektaşlarımın şunu bilmesini istiyorum. Bir daha 10 Ekimlerin, Suruçların, Somaların, Aladağların, yollarda yaşamını yitiren tarım işçilerinin, savaşlarla canı yanan tüm insanların, aç kalan ve buna mahkum edilen insanların, evleri yakılıp, yıkılan, haksız yere dört duvar arasında tutulan her türlü hak ihlaline maruz kalanların sesini daha gür çıkarmalarını, onların dili, sesi olmasını istiyorum.