Özgür Karabulut: Dayanışma ağının sayesinde özgürüz

Havalimanı işçilerinin direnişinden sonra tutuklanan ve ilk duruşmada serbest bırakılan Dev Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut Etkin Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

Karabulut, “Bizim örgütlenmek gibi bir sorumluluğumuz var ve bu sorumluluğu yerine getireceğiz. Arkadaşlarımız biz tutuklu olduğumuz süreçte kimi komisyon ve platformları korumuşlar. Önümüzdeki günlerde bunu geliştirerek büyüteceğiz. Bir kez daha köle değiliz deyip, insanca yaşam ve insanca çalışma hakları talebimizi dile getireceğiz ve pratiğimizi görecekler.” ifadelerini kullandı.

Gözaltı ve tutukluluk süreçlerinizi biraz anlatabilir misiniz? Neler yaşadınız?
Ben toplu tutuklamalardan yirmi gün sonra tutuklandım. Arkadaşlarımız tutuklandıktan 2 hafta sonra hakkımda yakalama kararı çıkartıldığını öğrendim. Avukatlarımız aracılığı ile bu yakalama kararına itiraz ettik. Akşam DİSK’den çıkarken sivil jandarmalar tarafından gözaltına alındım ardından da tutuklandım. Eylem sahasına giderken sonrasında tutuklama kararı çıkacağını tahmin edebiliyordum. Çünkü 3. havalimanı, iktidarın mega projesi. Buranın imajını sarsabilecek bir şey olsun istemiyorlardı ve işçilerin direnişi bu imajı altüst etti. Dünyanın en büyük projesi ile en büyük havalimanını yapıyorsunuz ama insanlar tahtakurularına karşı direniş göstermiş, yasal haklarını talep ettikleri için askeri bir operasyonla gözaltına alınmış dolayısıyla bu “mega proje”nin bütün prestijini yok etmişti. Sonuç itibarı ile suç kapsamına girmeyecek keyfi uygulamalarla tutuklandık. Ben savcı karşısına bile çıkmadım. Gözaltı kararımı veren savcı o gün adliyede yoktu. Tutuklanacak bir suç olmadığından kaynaklı iki saat boyunca mahkemenin vereceği kararı bekledik. Ardından tutuklanabilmem adına suç üretmeye başladılar ve bu bekleyişin ardından tutuklanarak Silivri’ye gönderildim. Normal koşullarda ortak bir davadan tutuklanan tüm sanıklar aynı koğuşlarda kalır ya da en kötü ihtimalle yer eksikliği varsa yan koğuşa alınır. Ama bize, tutuklanma esnasında yaşattıkları işkenceyi tutukluluk sürecimizde de uyguladılar. Silivri’de 9 tane cezaevi var ve bu 9 cezaevinde de inşaat işçileri vardı. Ben 9 nolu cezaevinde tecrit koşulları altında tutuldum. 3 kişilik koğuşta tek başıma kalıyordum. Nasıl ki inşaat işçileri yasal haklarını alamadan çalışıyorsa, cezaevinde de durum farklı olmadı. Sohbet hakkım ve spor hakkım engellendi. 2 ay boyunca hiçbir faaliyete çıkarılmadım. Diğer arkadaşlarımızın yanına geçmeyi istedim geçirmediler, benim yanıma gelmek isteyen arkadaşları göndermediler ve bu arkadaşlar aynı davadan yargılandığım arkadaşlar. Bu süreçlerde örgütlenen tutuklu işçilerle dayanışmanın ve kamuoyu baskısının sonucu 2 aylık kısa bir sürede mahkeme karşısına çıktık. Mahkeme bizi yargılamaya çalışıyordu fakat biz mahkemeyi yargıladık. Sendika yöneticileri ve işçiler tüm hukuksuzluğu yargıladı. Tahliye olduktan sonra esas cezalandırma ve işkence devam ediyor. Hepimize adli kontrol uygulaması ve yurt dışı yasağı verildi. Ben de sendika yöneticisiyim fakat aynı zamanda da inşaat işçisiyim. Hiçbir patron adli kontrol maksadıyla imza atmama izin vermez. Biz İstanbul’da yaşıyoruz bir gün izin alıp gidip imza attık diyelim, ama memleketin dört bir tarafından inşaatlara, şantiyelere çalışmaya giden yoksul köylü inşaat işçileri nasıl imza verecek? Bu apayrı bir eziyet. Bizleri tahliye sonrası konulan adli kontrollerle açlığa mahkum ettiler. Biz bundan sonraki süreçte oluşturulan 3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu’nu daha da geliştirip aktif hale getirerek adli kontrol kararlarını kaldıracak, işçilerin beraatiyle sonuçlanacak süreç başlatacağız.
3. Havalimanı işçilerinin eylemini iktidarın bu denli hedef almasını neye bağlıyorsunuz?
İnşaatlarda neredeyse her gün irili ufaklı direnişler olur zaten, bu direnişler genel olarak ücret gaspına ilişkin yapılır. On direnişten dokuzu kazanımla sonuçlanır. Fakat 3. havalimanı’nda ki direnişin durumu farklıdır. Buradaki mesele sadece havalimanında çalışan 40 bin işçiyi değil, bu iş kolunda çalışan 2 milyon işçinin yaşadığı sorunları ortak talepler doğrultusunda bir direnişin sergilenmesi iktidarı korkuttu. İnşaat sektörü siyasal iktidarın ve devletin en fazla ekonomik çıkar sağladığı alandır. Ülkenin 450 milyar dolar olan dış borcunun 375 milyar dolar gibi bir rakamı inşaat projelerinden elde edilmektedir. Yani tüm toplumu ilgilendiren bir mesele bu. Devletin de yandaş firmalara para aktardığı, kaynak aktardığı alan inşaat sektörü. Buradaki dengenin bozulmasını istemiyorlar. Çünkü bu eylem ülkedeki tüm işçilere örnek teşkil eden bir eylem. Çünkü herkes aynı sorunları yaşıyor, aynı refleksleri gösterebilir. Son bir yıldır mücadelemiz yalnızca ücret gaspları üzerine değil, daha yaşamsal olan barınma sorunu, yasal haklar sorunu ve işçi sağlığı ve işçi güvenliği üzerinedir. Yeni perspektifimizi ağırlıklı olarak işçi sağlığı ve işçi güvenliği üzerine inşa ettik. Yaz aylarında da şantiyelerde üç beş tane yemek sorunu ve barınma sorunu üzerine eylemlerimiz oldu. O süreçten bu büyük direnişe kadar olan eylemler işçilere moral oldu.
Orada çalışan insanların zorundalıklarını görmezden geliyorlar. İnsanlar işlerini kaybetmeme uğruna belli bir noktaya kadar bu durumu kabullenip işlerine devam ediyorlar, fakat bir yerden sonra bu durum patlak veriyor, isyanlara sebep oluyor. 14 Eylül’de gerçekleşen patlama da bunun sonucudur. Bu durumdan 2 gün önce bir servis kazası gerçekleşiyor, 17 işçi arkadaşımız yaralanıyor, biri ise iş cinayetine kurban gidiyor ve hala gelen servisler yeterli olmuyor, işçiler yağmurun altında bekletiliyor. Tüm bunların sonucunda isyan başladı, çünkü inşaat işçilerinin onlarca sorunu var zaten. İşçi sınıfının en dağınık fakat aynı zamanda da en dinamik kesimini oluşturuyor inşaat işçileri. Çünkü inşaat işçisi çok fazla sorunu aynı anda yaşamasından kaynaklı kendisini dinleyen, sorunlarını çözmeye çalışan birisini bulduğu zaman peşinden gidiyor zaten. Biz bu dinamizmi örgütlü bir mücadeleye dönüştürmek için çaba sarf ediyoruz. Kısa süreçlerde de sonuçlar alıyoruz.
İktidar büyük bir şovla 3. Havalimanı’nın açılışını yaptı ve temelinde onlarca işçinin kanı olduğu için bir çok kesimden tepki aldı. Bu tepkileri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tepkileri yerinde ve insani görüyorum. Yalnızca 3. Havalimanı değil, gördüğünüz tüm gökdelenlerin, kulelerin temelinde işçilerin alın teri ve kanı var. İş cinayeti yaşanmayan bir tek şantiye neredeyse yok. Özellikle mega projelerin her birinde var. Biz tartışırken bazen ‘iş cinayeti yaşanan şantiyeleri teşir edelim ve boykot çağrısı yapalım çünkü bu yalnızca işçilerin hak mücadelesi değil, toplumun da vicdan mücadelesi olmalıdır’ diyorduk. Ama ne yazık ki iş cinayetinin yaşanmadığı bir şantiye olmadığı için bunun çağrısını yapabilmek mümkün değil. Sendika yönetimine girdiğim ilk zamanlar haftada iki üç gün adli tıpa gidiyordum. Sürekli bir iş cinayeti vakası, yüreğimiz kaldırmıyordu bu durumu. Ve bunların hepsi yüzde yüz önlenilebilir iş cinayetleridir. Bazen yedi liralık bir halat, hayat kurtarma niteliğindedir. Örneğin Ağustos ayında Sirkeci PTT’de yaşanan iş cinayeti 7 liralık bir halatla önlenebilirdi. Böylece 21 yaşındaki kadın arkadaşımız yaşamını yitirmemiş olurdu. Tek tek olayları incelemeye kalktığımızda hiçbir iş cinayetinin önlenebilir olduğunu göreceğiz. Hepsi önlenebilir iş cinayetleridir.
Düzenlediğiniz bu protestolar ve ardından tutukluluk süreciniz sonucu bir dayanışma ağı da örüldü, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu dayanışma çok anlamlı ve önemliydi. Bu dayanışma ağının sayesinde bugün dışarıdayız. İşsizliğe ve açlığa mahkum edilmiş olsak da tutukluluk sürecimizin bu kadar kısa sürmesinin sebebi tamamen bu dayanışma ağı idi. Bunun daha da geliştirilmesi lazım. Saldırıların bu kadar yoğun olduğu bir dönemde toplumsal muhalefetin durumunun çok geri olduğu böylesi bir süreçte böylesine bir dayanışma anlamını ikiye katlıyor. Üstelik bu uluslararası bir dayanışmaydı. Gerekli dayanışma ezilenlerin inceliğidir. Bu yüzden yanımızda olan herkese teşekkür ediyoruz.
Havalimanı işçilerinin çalışma koşullarında bir düzelme olmadı ve işçi ölümleri devam ediyor. Bundan sonra nasıl bir hat izlemeyi düşünüyorsunuz?
İnşaat işçilerinin bir çok eylemi kısmi olsa da bir kazanımla sonuçlandı. Bu kazanımları korumak ve devam ettirmek örgütlü olmamıza bağlıdır. Eğer örgütlü olursanız hem kazanımları geliştirirsiniz hem de yarattığınız kazanımları korursunuz. Bizim diğer işkolları gibi değil, orada toplu iş sözleşmesi var. Sendikalar işçilerin haklarını bir adım daha yukarı taşımak için mücadele ediyor. Bizim inşaatlarda yarattığımız mücadele aslında devletin ve bakanlığın yapması gereken işlerdir. Bakanlık, iş kanununa uygun olmayan şeyler varsa normal koşullarda bakanlık yahut devletin ilgili kurumları yapılacak bir işlem varsa yapması gerekir. İnşaat alanında da yasaya uygun olan neredeyse hiçbir şey yok. Her şey kağıt üzerinde ve uygulamaya sokulmuyor. Kuralsızlığın kural olduğu bir sektör kısacası. Biz burada o yasal kanunların uygulanması için bir mücadele veriyoruz. Geliştirilmesi için bile değil, çok geri bir noktadan mücadele ediyoruz. 1800’lü yılların işçi mücadelesini andırıyor. Hiçbir hak yok çünkü. O yüzden buradaki dinamikler ve mücadele tarzı da biraz farklı oluyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin içine biz, ücretler meselesini de, barınma meselesini de, yemek meselesini de içine alan bir mücadele örmeye çalışıyoruz. Bizim örgütlenmek gibi bir sorumluluğumuz var ve bu sorumluluğu yerine getireceğiz. Arkadaşlarımız biz tutuklu olduğumuz süreçte kimi komisyon ve platformları korumuşlar. Önümüzdeki günlerde bunu geliştirerek büyüteceğiz. Bir kez daha köle değiliz deyip, insanca yaşam ve insanca çalışma hakları talebimizi dile getireceğiz ve pratiğimizi görecekler.