Kürtlerin sırtından S-400 pazarlığı – Koray Düzgören

ABD’nin, Ankara’nın S-400’lerden vazgeçmesi karşılığında Kürtlere desteği keserek taviz verme hesapları yaptığı söyleniyor.

İktidarın İstanbul Belediye Başkanlığını muhalefete bırakmamak için Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle sahneye koymaya çalıştığı kirli oyun devam ederken Washington’da da Kürtlerin sırtından S-400’lerle ilgili başka bir kirli oyun tezgâhlanmak isteniyor.

ABD’den gelen haberlere bakılırsa Trump yönetimi, Türkiye’yi Rus yapımı S-400 hava savunma füze sistemi almaktan vazgeçirebilmek amacıyla, bir yandan çeşitli baskı yöntemlerini dile getiriyor. Ağır ekonomik ve siyasi yaptırımlara başvurulacağı konusunda tehditler savuruyor.

Bir yandan da Ankara’yı tavizle yola getirebilmek için çeşitli planlar tezgâhlıyor.

Tavizin adı malum: Suriye Kürtleri. Taviz, Kürtlerin sırtından yapılmak isteniyor.

Gelen haberlere bakılırsa Beyaz Saray yönetimi, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) “TSK’nin Suriye’ye girmesini kabul et” baskısı yapıyormuş.

Bu kuşkusuz Kürtler açısından kendi celladını davet etmek anlamı taşıyor.

Amberin Zaman, Al Monitor’da, Amerika’nın Suriye politikasında önemli bir değişiklik olduğu iddiasını ileri sürerek veriyor bu haberi.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 almasından ve Rusya ile yakınlaşmasından rahatsız olan ABD yönetiminin, Ankara’ya Suriye’de taviz vererek krizi çözüme kavuşturmayı amaçladığını yazıyor.

Bu iddiaya göre, Amerikan planı gerçekleşirse, yani Kürtler bu kirli plana razı olurlarsa Türk birlikleri sınırın Suriye tarafında geçecek ve önerilen ‘güvenli bölgede’ görev yapan başka ülkelerden birliklerin bir parçası olacak.

Peki Kürtlerin durumu ne olacak?

Kürtler, SDG, Türk askerlerin yer alacağı tampon bölgenin dışında yer alabilecek. Böylece sınırının hemen ötesinde, Türkiye’nin istediği gibi Kürtlerden arındırılmış bir koridor oluşmuş olacak.

Bu koridora, muhtemelen Türkiye’den seçilmiş Sünni-Arap göçmenlerin -cihatçı demek daha doğru olabilir- yerleştirilmesi bir sürpriz olmayacak.

“Kürtleri koruyacağız” derken pazarlık masasına

Aslında bu plan yeni değil. Trump’ın yılbaşından önce Suriye’yi terk edeceklerine ilişkin yaptığı beklenmeyen açıklamanın ardından ortaya saçılan spekülasyonlardan biri de buydu.

ABD’nin ortaya koyacağı çözüm son tahlilde bu olabilirdi. Nitekim şimdi bu yola başvurulabileceği ileri sürülüyor.

O zaman bu spekülasyona atıf yapılıp, “ABD Kürtleri satıyor” denilmişti.

Ardından, çıkan tartışmalar ve eleştiriler üzerine ABD’nin çeşitli sıfatlar taşıyan yöneticileri, Başta Başkan Trump ve Dışişleri Bakanı Pompeo olmak üzere Suriye Kürtlerini savunan çeşitli dramatik açıklamalar yaptılar.

Türkiye’ye yönelik çok ağır laflar ettiler ve suçlamalar yönelttiler. Kürtlerin mutlaka korunacağını, hatta Türkiye’nin Kürtleri katletmesine izin verilmeyeceği gibi iddialı açıklamalar yaptılar.

O sıralarda Kürtler ve SDG, IŞİD’in son kalıntılarını temizlemekle meşguldü.O iddialı açıklamalar bu nedenle yapılmış da olabilir.

Bu açıklamaların üzerinden iki ay bile geçmedi.

Bunlar olurken hatırlayalım, bir yandan da Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze bataryaları meselesi de giderek Türkiye-ABD ilişkilerinde önemli bir sorun olarak sivrilmeye başlamıştı.

İki ülkenin ilişkilerinde sorun olan meselelerin bir süre sonra S-400’ler üzerinden konuşulur olduğunu gördük.

Önünde sonunda iki ülke ilişkilerindeki meselelerin çözümü için bir taviz mekanizmasının işleyeceği apaçık ortadaydı.

Erdoğan da Trump’la bu dili konuşuyordu.

ABD ve NATO, Türkiye’nin Rusya’ya daha fazla yönelmesini engelleyebilmek amacıyla S-400 satışından vazgeçmesini şart koşuyordu.

Bu nedenle ABD, F-35 savaş uçaklarının teslimatı durdurarak Türkiye’nin talep ettiği Patriyot füzelerinin satışına da izin verilmeyeceğini açıkladı.

Ekonomik ambargo da yoldaydı.

Türkiye’yi yönetenler ise bu füzelerin alınmasının ABD ve NATO ilişkilerini etkilemeyeceğini ileri sürüyor ve kesin kararlı olduklarını sık sık tekrarlıyorlardı.

Buna rağmen Ankara’nın bir şekilde ya da bir taviz alarak S-400’lerden vazgeçebileceğine ilişkin çeşitli spekülasyonlar yapılıyordu.

Hatta Putin’in de -Tabii belli tavizler karşılığında- bu konuyu anlayışla karşılayacağına dair yorumlar yapılıyordu.

İşte o günlerde, 8 Mart tarihinde İngiltere’de yayınlanan Times gazetesinin başyazısı bu gelişmeleri bir ay öncesinden haber verir gibiydi.

Bir yandan tehdit bir yandan taviz politikası

S-400 meselesinin iktidar tarafından kararlı bir şekilde savunulmasının ardında böyle bir hesabın olduğu muhakkaktı. Sonunda mutlaka bir pazarlık yapılacak ve Türkiye S-400 almaktan ya vazgeçecek ya da başka bir ülkeye satışını sağlayacaktı. Azerbaycan ve Katar gibi… (Bu konudaki son söylentiler)

O nedenle bu yazıyı arşivlemiştim.

Times’taki başyazının başlığı şuydu:

“Erdoğan S-400 krizinde ‘Suriyeli Kürtler şartı’ koşabilir”

Başyazıda, “Türk lider ülkesini güvenilmez bir müttefike doğru yöneltiyor” denilerek, (Erdoğan’ın) Moskova’ya doğru çalımı muhtemelen silah sistemlerinden ziyade Suriye ile ilgili. Eğer sonunda NATO’nun taleplerine boyun eğer ve S-400 anlaşmasını bitirirse, bunun karşılığında muhtemelen ABD’nin Suriyeli Kürtlerden desteğini çekmesini isteyecek” ifadeleri yer alıyor.

Nitekim Washington’da yapılan Türk-ABD İş Konseyi toplantısında önceki gün bir konuşma yapan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD’nin YPG’ye silah ve mühimmat sağladığını söyleyerek, “YPG’yi Kürtlerle bir tutma yaklaşımı yanlış. Bir terör örgütü, Kürt kardeşlerimizi temsil edemez. ABD’nin Suriye’den çekilmesi sonrası güvenlik boşluğu olmamalı. Suriye’de kurulacak güvenli bölge Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermeli. Türkiye bu bölgede askeri varlık göstermeli.” dedi.

Bakan, S-400 tartışmalarına da değinerek, ABD’den sabırlı olmalarını gerektiğini söyledi.

Yeni reform paketini anlatmak üzere ABD’de olan ve dün ABD Başkanı Trump’la görüşen Maliye Bakanı Berat Albayrak da, S-400 meselesini de ele aldıklarını ve Erdoğan’nın özel bir mesajını başkana ilettiğini açıkladı.

Bütün bu gelişmeler, açıklamalar, konuşmalar ortada bir takım pazarlıkların döndüğünün göstergesi.

ABD, Erdoğan’ın Putin’in markajında iyice sıkıştığının farkında. Ona, S-400’ler konusunda bir çıkış olanağı sağlamaya çalışıyor. Bunu yaparken hiç olmazsa Kürtler konusunda, Kürtlerin sırtından bir taviz verir gibi yapmak istiyor.

Peki Türkiye’nin ABD’den tavizi alarak ve S-400’lerden vazgeçtiğini varsayalım.

Kürtlerin buna razı olmayacağını, kabul etmeyeceğini söylemeye bile gerek yok.

Türkiye’nin kuzey Suriye’de öyle kolayca istediği koridoru kuramayacağı da muhakkak.

Ayrıca Putin de satıştan vazgeçmek için Türkiye’den mutlaka okkalı bazı tavizler alacak.

Belki bir tanesini almış dahi olabilir. Akkuyu’daki liman kolaylıkları meselesi hâlâ Türkiye’nin gündemine girmedi ama esaslı bir taviz sayılır.

Sonra sırada İdlib meselesi var.

Rusya ve Şam yönetimi, artık İdlib’de daha fazla bekleyemeyeceğini Erdoğan’a iletmiş bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye belki de Rusya ve Şam yönetimi adına İdlib’i cihatçılardan temizleme görevine bugünlerde başlamak zorunda kalabilir.

Böyle bir operasyonun sonuçlarının Türkiye’ye pek hayır getirmeyeceği de ortada.

Netice olarak Türkiye bir koz gibi kullanmak istediği S-400’ler meselesini sonunda iyice ayağına dolaştırmış oldu. İki tarafı aynı anda idare etme politikası çöktü.

Ankara ve Washington bu fiyaskonun faturasını Kürtlere ödetmek istiyor olabilir, ama bu da boşuna bir çaba gibi görünüyor.