Kurtlar savaşı… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Birçok yazımda, “kritik zamanlarda Devlet Bahçeli’ye bakın” diye yazdım.

Devlet Bahçeli’yi takip ettiğimizde göreceğiz ki bugünkü partili cumhurbaşkanlığı sistemi de dahil son yıllarda tüm değişikliklerin ateşleyicisi kendisidir.

Belli ki Devlet bey devletin bir kesiminin sözcüsüdür. Hatırlayın Alparslan Türkeş bile onun hakkında; “dikkat edilsin, MİT”dendir” diye çevresine uyarı yapan mektup bırakmıştı. Ne garip bir durum,  Alparslan Türkeş’in devletin bütün kirli işlerinde rolü olduğunu bilmeyen yok. O tüm yaşamı boyunca kendisini ‘devletin koruyucusu’ olarak gördü ve siyasetini bu eksen üzerinde yürüttü. Ve ‘başbuğ’ devletin en has kurumu MİT’in içlerine soktuğu elemanına karşı etrafına uyarı yapmak gereğini hissetti.

Buradan devam edelim. Talat Turhan’ı tanımayan yoktur. 1972-74 yılları arasında ‘Bomba Davası’ sanığı oldu. Ordunun parlak subayıydı. Kendisini Kemalist devrimci olarak tanımlıyor. Ve diyor ki; “MİT bütünüyle CİA’nın kontrolündedir. Hatta maaşları bile dolar üzerinden onlar öder.”

Talat Turhan bu iddiaları nedeniyle çok kez yargılandı. Her defasında beraat aldı. Verilen beraat kararları iddialarının doğruluğunun bir anlamda mahkemelerce kabulu anlamı taşır.

Şimdi şu iddia edilebilir; o yıllar soğuk savaş yıllarıydı, şimdi şartlar değişti, dolayısıyla MİT’de değişti. Böyle düşünenlerin ikna edici değişimi ortaya koymaları gerekir.

Bugün ne oluyor?

Yerel seçimler tüm siyasi denklemleri altüst etti. AKP seçimin yenilenidir. Büyük bir şok yaşamaktadır. Parti teşkilatları ricat içine girmiştir. Sen az çalıştın, ben çok çalıştım suçlamaları hız kazanmıştır.

Ve bu hengamede AKP içinde ikili bir anlayışın geliştiğini görüyoruz. Bir bölüm yenilgiyi kabul edip yeniden başlayalım diyor. Diğerleri ise, ki bunlara ‘pelikancılar’ deniliyor, eldeki devlet olanaklarını kullanarak kayıpları geri alalım istiyor.

Tam bu noktada Devlet Bahçeli yine devreye girdi. Yenilgiyi kabul etmediğini ilan etti. Gerek Ankara, gerekse İstanbul belediye başkanlarını onaylamadığını söyledi. Devamında ise seçimler yenilenmelidir dedi.

Şüphesiz Devlet bey kişisel hezeyanlarını dile getirmiyor. Onu konuşturan bir güç var.

Biraz daha açalım.

Dünya emperyalist kapitalist sistemi yeni bir paylaşım sürecini yaşıyor. Emperyalist merkezler arasında açık ve gizli kıyasıya bir savaş var. Türkiye yukarıdaki savaşın konusudur. Bu savaşın sonucunda kimin elinde kalacağı şimdilik belirsizdir.

Savaşın baş aktörleri ABD, AB ve İngiltere’dir. Rusya ve Çin’in bu savaşta şansı yok gibi birşeydir.

ABD Türkiye’nin siyasetinde çok etkindir. Devletin temel kurumları içinde ağırlığı vardır. AB ise ekonomik gücü temsil etmektedir. Türkiye ekonomik olarak AB’ye bağlıdır. Son yıllarda ise İngiltere devreye girdi…

AB’den ayrılma sürecine giren İngiltere doğacak boşluğu doldurmak için yeni hamleler içindedir. Bildiğimiz 16 ülke ile yeni bir ortaklık zemini kurmaya çalışmaktadır. Türkiye bu ülkelerin içindedir. Son yıllarda Türkiye-ingiltere ilişkileri ciddi bir ivme kazandı. Ticaret hacmi 20 milyar dolara çıktı. Yaklaşık 3000 ingiliz firması Türkiye’de iş yapmaktadır. 2018 yılı içinde Erdoğan ve kurmayları birçok kez İngiltere’yi ziyaret etti. Kraliçe dahil üst düzey görüşmeler yapıldı. Uluslararası finans çevreleri ile toplantılar yapıldı. Bir iddiaya göre bu görüşmeler sonrası Türkiye’nin tüm yeraltı madenleri İngiliz şirketlerine ruhsatlandırıldı.

Soru şudur; İngiltere’nin Türkiye’de siyaseten güvendiği politikacı kimdir? Bu sorunun yanıtı Abdullah Gül olarak görünüyor. Abdullah Gül ve ekibinin sessiz ve derinden çalıştığını herkes biliyor. AKP dağılırsa doğan boşluğu dolduracak yeni bir parti kurmak için fırsat kolladıkları aşikar. Abdullah Gül AKP’nin İstanbul’u vermemek istemesine karşı “demokrasinin sonuçlarına uyulsun” açıklaması yaptı. Hasılı oldukça yumuşak biçimde AKP’ye karşı bir tutum aldı.

Bu arada pek üzerinde durulmayan bir gelişme oldu. İngiliz kökenli Independent 31 mart seçimlerinden hemen sonra Türkiye’de yayın hayatına girdi. Başında gazeteci Nevzat Çiçek’in bulunduğu kuruluş, AKP’nin başta S. Soylu olmak üzere belli isimlerini açıktan eleştirmeye başladı. İlginçtir, bu isimler AKP içinde Devlet Bahçeli’ye yakın isimler.

Erdoğan bu çatışmalar içinde belli ki Devlet Bahçeli’nin yörüngesindedir. Başka da bir seçeneği yok gibi. Çünkü en yakını olan damadı Berat Albayrak Devlet Bahçeli ile sanki ağız birliği etmiş durumdadır. Ayrıca damat bey Trump’la görüşerek biatını ilan etmiştir.

Peki şimdi ne olacak?

Emperyalist merkezlerin paylaşım savaşının içerdeki yansımaları devam edecek. Düğüm ise İstanbul’da kopacak. D. Bahçeli ve damat İstanbul seçimlerini iptal ettirmek için hamlelerini sürdürecek. Bu gerçekleşirse çıkacak olan halk tepkilerine karşı en acımasız müdahaleyi de yapacaklarından kimse kuşku duymasın. Eminim ki bunun hazırlıklarını da yapmışlardır.

Türkiye büyük kırılmanın öngünlerini yaşıyor. Sermaye sahiplerinin iktidar çatışmalarının acısını ezilenler çekmeye devam edecek. Hemde daha ağır faturalar ödeyerek.

Bütün bu oyunları ise ezilenlerin hızla örgütlenmesi bozabilir. İnanın başka bir seçeneğimiz yok…