Küba anayasaları, dün ve bugün – José L. Toledo Santander

Havana Üniversitesi’nden Profesör José L. Toledo Santander, Küba’nın anayasal tarihini ve mevcut reform sürecine rehberlik eden temel ilkeleri inceliyor.

Constitution (anayasa) teriminin kökeni, her ne kadar anlamı için bir görüş birliğine varılamamışsa da, kuruluş anlamına gelen Latince kelime constiture’dan geliyor.

İdeolojik farklılıklar, farklı görüşlerin çözünmesine destek olmaz; tam tersine, çok kutuplu bir tartışma ortamı içinde, farklı pozisyonlara dayanan çoklu tanımlara yol açan savlar üretiyorlar. Şunu belirtenlerle anlaşmaya varılabilir: “Anayasa, somut politik varoluşunda devlettir. Devlet, anayasadır. Anayasa devletin ruhu, somut yaşamı ve bireysel varoluşudur.”

Anayasa tarihinden bahsedebilmek için onun temeli ve rehberi olan genel tarihe ihtiyaç duyulur. Tarih, anasaya tarihiyle birlikte, kurumsal politikaların süreç ve dönüşümünün –ve insanların birbirini izleyen anayasalarının– sahip olması gereken tarihsel anlamı açıklar.
Bu nedenle, geçmişteki birçok anayasal durumu anlayabilmek için, söz konusu politik ve anayasal olayların temelini hazırlayan tarihsel koşullarda kendimizi doğru bir şekilde konumlandırmalıyız.

İçinde bulunduğumuz zamanı anlayabilmek için onun geçmişini, onu oluşturan öncüllerini ve hatta onun doğasına aykırı reaksiyonlar ortaya çıkaracak uyaranları kavramak gerekir.
Anayasanın köklerine inecek olursak, 1215’te yayınlanan ve İngiltere Kralı, rahipler ve baronlarca imzalanan Magna Carta’dan bahsetmek gerekir. Bu belge 1628’de Haklar Bildirgesi’ne, 1679’da habeas corpus kurumuna ve 1689’da Haklar Yasası’na eklendi.

Ancak 5 Şubat 1917’de yayınlanan Meksika Anayasası, anayasa tarihinde bir dönüm noktasıdır. Liberal devletin yarattığı adaletsizlikler ve aşırı toplumsal eşitsizlik göz önüne alındığında, Meksika liberal, bireyci bir temelden sosyal bir bakışa doğru ilerleyerek, sosyal adaleti merkeze alan anayasal düzeni tesis edecek bu belgeyle yeni bir yol çizdi.
Küba Anayasası, ülkenin tarihsel gelişiminin yanısıra, sömürge dönemi ilki olmak üzere üç aşamada tanımlanabilir. Bu dönem, adada resmî olarak dört İspanyol anayasası uygulanırken, Küba oligarşisinin politik kaygılarından doğan ve aralarında José Agustín Caballero (1811) ve Joaquín Infante’nin (1812) öne sürdüğü birden çok anayasa projesinin hazırlanmasıyla öne çıkıyor.

Bu aşamada, Kurtuluş Ordusu’nun ele geçirdiği topraklarda geçerli olan, bağımsızlık savaşları sırasında hazırlanan dört anayasal metin bulunmaktadır: Guaimaro (1869), Baraguá (1878), Jimaguayu (1895) ve Yaya (1897).

Bu belgelerde ifade edilenler Küba Anayasası’nın kökenlerini oluşturuyor ve siyasal düşüncenin radikalleşmesini temsil ediyor, Küba’nın ulusal kimliğinin oluşum sürecini yansıtıyorlar. Cintio Vitier’in söylediği gibi, savaş “ırkların ve sınıfların potası” olarak hizmet ederken Küba ulusunun da çekirdeğini oluşturdu.

Anayasal tarihin ikinci aşaması ise 20. yüzyılın ilk yarısını içeriyor. Bu aşamada var olan burjuva-liberal anayasalar ülkenin kısıtlı egemenliği, politik boyunduruk ve ekonomik bağımlılığı ile karakterize edilmiş durumda.
Bu dönemde oluşturulan anayasalar 1901 ve 1940 anayasalarıdır.

Üçüncü aşamayı 7 Şubat 1959’da yayınlanan Temel Yasa ve 24 Şubat 1976’da yayınlanan Anayasa’yla başlayan devrimci sosyalizm oluşturuyor. Her iki metine de ülkenin bağımsızlığı ve egemenliğinin katı, uzlaşmaz savunusu damgasını vurmuştur. Bu metinler, zamanının devrimci sürecini ve tüm insanlık adına daha geniş bir sosyal adalet için sürekli arayışın ifadelerini içermektedir.

Önemi ve günümüze olan alâkası göz önüne alınırsa, Küba’nın anayasal tarihinin bu kısa özetinde sözü geçen anların çevresindeki detayların vurgulanması şarttır.

Guáimaro Anayasası, Küba anayasa tarihinin ana damarını oluşturmakta ve günümüzle alâkasını sürdürmektedir.

Küba’nın Guáimaro’daki anayasal düzenini tesis edenler uluslarası olaylardan etkilendiler: Kuzey Amerika’daki 13 İngiliz kolonisinin bağımsızlığı; Fransız Devrimi ve Aydınlanmanın teorik gelişmeleri ve son olarak ortaya çıkan Latin Amerika ülkelerinde yaygınlaşan tek kişilik yönetime derin güvensizlik.

Bahsedilen üç alanla ilgili kanaat Agramonte ve Zambrana’nın hazırladığı metinde iyisiyle kötüsüyle yansıtılmıştır (Bizim amacımız değerlendirmek değil).

1868’de silâhlı çatışmanın sonlanmasıyla dikkatler 1901 Kurucu Meclisine çevrildi. İlk not edilmesi gereken Havana’nın Martí Theater’ında gerçekleşen bu toplantıya kimlerin katılabileceğidir. ABD müdahale makamlarınca uygulanan ve kendi çıkarlarını ve rahatlıklarını garantileme amacı taşıyan oy verme hakkındaki kısıtlamalar, yalnızca ekonomik ödeme gücüne sahip, okuma yazma bilen kişilerin oy kullanmasına izin veriyordu. Böylelikle toplumun çoğu, fakir siyahî ve beyaz halk, bağımsızlık savaşlarındaki istihkaklarına bakmasızın anayasa yapım sürecinden dışlanmıştı.

Yine de bağımsızlık mücadelesinden bazı önemli figürler Kurucu Meclis’te yer almıştı; Juan Gualberto Gómez, Manuel Sanguily, and Salvador Cisneros Betancourt gibi.

Kalıcı işgal tehdidi altında kabul edilen Platt Yasa Değişikliği ABD hükümetinin büyük ihaneti, yükselen bir milletin kalbine saplanmış bir hançer olacaktı. Böylece baskı altında ve öylesi bit gerçeklikte 1901 Anayasası onaylandı.

Anayasal düzene vurulacak bir başka darbe de Gerardo Machado y Morales’ten geldi. Makamında kalmak için olan diktatöryel arzusu; ülkeyi, çeşitli suçlarla bezenmiş talihsiz makamının yetkilerini genişletme sürecine götürdü ve bu hamlesi 1930’ların devrimci hareketini ateşleyen fitil oldu.

1940 Anayasası bu mücadelenin sonucudur ve sadece hukukî anlamda değil, politik anlamda da bir kilometre taşıdır.

1940 Anayasası’nın hukukî dilinde ve öylesi tarihî bir anda bir ülkenin en önemli hedeflerini yansıtmakta başarılı bir metin olduğundan kimse şüphe duymuyor.

Bu anayasa taslağı hazırlama sürecinde özel dikkati hak eden iki nokta var. Tasarı tartışmaları radyoda canlı yayınlanmasına rağmen, metin hiçbir zaman halkın değerlendirmesine sunulmadı; böylece halk onaylanmadan önce üzerinde çalışma, içerik hakkında fikir beyan etme veya değişiklik önerisi sunma fırsatına sahip olmadı.

Resmî bir halkoylaması yapılmadı; yine Kübalıların direkt, serbest, gizli bir oylamayla metni onaylama ya da reddetme hakkı ellerinden alındı.

1940 Anayasası halkın etkili katılımını sağlaması açısından faziletlere sahip olsa da demokratik hakların uygulanması adına örnek olarak sayılamaz. Benzer bir şekilde, vaat edilen sosyo-ekonomik gelişimler gerçekleşmedi, güç sahipleri de gerçekleştirme yönünde isteksizdi. Böylece bu anayasanın yürürlükte olduğu 11 yıl içinde sömürgecilik altında bilinen formülün ifadesi hâline geldi, “yöneten” ancak göz ardı edilen yasa.

Böylelikle yeni bir soru daha ortaya çıkıyor: Daha demokratik olan, etkili bir demokrasi uygulamasını yansıtan nedir? Seçilmiş kişilerin kimseyi dinlemeden anayasa yazması ve onaylaması mı? Ya da tam tersine, yasal yollardan seçilmiş temsilcilerin görüşlerini bildirmek, değişiklik yapmak, çıkarlarını savunmak, açıklık talep etmek vs. (ki hepsi ayırım gözetilmeksizin tasarı komitesi tarafından üzerinde çalışılıp, analiz edilip, değerlendirilecek) için halka sunulan bir tasarı hazırlayıp ve bir kez daha Ulusal Meclis’te görüşülen ve onaylanan bu tasarının gizli, serbest oyla halkoylamasına gitmesi mi?

1976 Anayasası’nın hazırlanması süreci, tıpkı şu anda yapımı devam eden anayasa gibi, halkın güç kullanımı içindeki doğrudan katılımının gerçek bir ifadesi olan halkın istişaresine dayanma avantajına sahiptir. Böylece halk kurucu organ görevi üstlenmiş, tasarının üzerinde çalışma, önergelerde bulunma, açıklama talep etme gibi fırsatlar elde etmiştir.

Diğer ülkelerden farklı olarak, bu, bir Kurucu Meclis’te toplanan, halk tarafından seçilmelerine rağmen yalnızca görüş bildirebilen, sınırlı bir grup insanın münhasır hakkı değildir. Bu süreçlerde kayda değer husus, örgütlerin ve siyasi çıkarların temsilcilerinin Kurucu Meclis’e erişimlerinin olması ve ihtiyaçlarının metin yazılırken herhangi bir popüler menfaate göre öncelik kazanmasıdır.

Kübalılar, her ülkenin bu arenada kurduğu yapı ve prosedürlere saygı duyarak, açık bir şekilde halkın Anayasanın hazırlanmasında etkili bir öncü rol oynaması gerektiği konusunda yöntemlerimizi kavradılar.

Halkın 1976 Anayasası’nı tartışma sürecinden birkaç sayı önemlidir.

Bu popüler tartışmaya 6.216.981 kişi katılmış; anayasaya 12.883 değişiklik, 2.343 ekleme, 1.022 teklif ve 84 açıklama katkıda bulunmuştur.

Egemenlik ve bağımsızlığın bu uygulamasında, Küba kolektif alınan ve çoğunluk egemenliğince kabul edilen kararlar ile halkın çoğunluğunun doğrudan veya dolaylı bir şekilde katılımıyla demokrasiyi savunmuştur.
Eğer demokrasinin temel kavramlarından birini, kararların etkilenenler arasında geniş bir uzlaşıma dayanılarak alınması kabul edersek; mümkün olan en geniş fikir birliği, önerilenleri destekleyen bir çoğunluk olarak ifade edilir.
İki temel unsur, kurucu sürece demokratik olması açısından rehberlik sağlar. İlki, egemen güce sahip olan kişilerin kendilerini ifade etme fırsatına sahip olmaları ve önerilen Anayasa hakkındaki fikirlerinin doğrudan bir şekilde, görüş alışverişi veya popüler tartışma yoluyla ve meşru olarak seçilmiş temsilcileri aracılığıyla dikkate alınmasıdır. İkincisi ise, halkın tasarıyı onaylama ya da reddetme hakkını açığa vurma, bu hakkı kullanmak için yapılacak gizli, serbest halkoylamasıdır.

Şimdiki reform süreci; Halk Güçleri Ulusal Meclisi’nin anayasayı değiştirme yetkisine sahip tek organ olduğunu belirten mevcut anayasanın 137. maddesine uygun olarak yürütülmektedir. Bu madde, Halk Güçleri Ulusal Meclisi’nin, kısmen ya da tamamen devlet gücünün yüce organı olarak, gizli oyla seçilen milletvekillerinden oluştuğunu, devlet otoritesinin kaynağı olan egemenliğin halkın ellerinde olduğu prensibiyle, Halk Güçleri Meclislerince hareket ettiğini ifade eder.

Bu durumda, metinde yapılacak değişikliklerin kapsamı göz önüne alındığında, Anayasa değişikliği toptan olacaktır. Bu değişiklikler, Parti’yle ilişkisi ne olursa olsun tüm halka arz edilmiş ve toplumsal tartışmaya açılmış Altıncı ve Yedinci Parti Kongrelerinden ilkelere ve mutabakatlara dayalıdır. Bu ilkeler ve mutabakatlar akabinde Ulusal Meclis tarafından kabul edilmiş ve zorunlu olarak ülkenin hukuki düzenine elverişli bir şekilde yansıtılmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, taslağın hazırlandığı teklifin ulusun sosyalist niteliğini ve Küba Komünist Partisi’nin lider rolünü yeniden teyit etmesidir. Hatırlatılmalıdır ki, 10-17 Haziran 2002’de bir plebisit düzenlenmiş, dokuz milyondan fazla yurttaş imzalarıyla Anayasa’nın Ulusal Meclis tarafından değiştirilmesine destek vermiştir. Bu olay Küba’nın politik, ekonomik ve sosyal düzenindeki sosyalist doğayı açık açık belirleyen ve her türlü saldırganlık veya baskı tehdidi altında yabancı bir güçle müzakereyi yasaklayan 26 Temmuz 2002 tarihli Anayasa Reformu Yasası’nın onaylanmasına yol açmıştır.

Yasa, gelecekteki herhangi bir anayasal metnin, halkın iradesiyle uyum olarak bu ilkelere uyması gerektiğini ortaya koymaktadır.

21 Temmuz’da, Halk Güçleri Ulusal Meclisi, kurucu ve yasama yetkisine sahip tek kurum olarak, bu görevle görevli komisyon tarafından sunulan yeni bir Cumhuriyet Anayasası’nın ilk taslağını tartışacak ve onaylayacak, metin hakkında toplumsal bir tarışma başlatacak ve böylece halkın önerilen Anayasa’yı görme, öneride bulunma, değişiklik önerme ve açıklama talep etme fırsatı olacaktır.

Komisyon tarafından dikkatle değerlendirilecek olan bu teklifleri toplamak için tüm koşullar oluşturulmuştur. Bu girdiden yola çıkarak, bu organ Ulusal Meclis’te yoklama usulüyle yapılan oylama ile onaylanacak nihaî teklifi hazırlayacaktır – yani her milletvekili duruşunu yüksek sesle ifade edecektir. Daha sonra, onaylanmış anayasa metni, bu amaç için düzenlenen bir referandumda vatandaşların onayına sunulacaktır.

Kübalıların bağımsızlığımız ve egemenliğimizi muhafaza etmek mücadelesiyle dolu tarihsel mirasımıza olan bağlılığı, yurdumuzun kahramanlarına ve şehitlerine olan sadakatimiz, şimdiki ve gelecekteki nesillerimize karşı olan görevimiz göz önüne alındığında ve Martí’nin mahkûmiyetlerini hatırlatarak şunun, hiç olmadığımız kadar farkındayız: Güneşin lekeleri vardır ancak minnettarlar ışığını görüyor. Bu savaşta Andes’te bir gümüş damarı gibi birleşeceğiz ve devrimci, sosyalist bir anavatanı, herkesle ve herkesin iyiliği için yeniden teyit etmek için yurttaşlık görevimizi yerine getireceğiz.

Granma, 18 Temmuz 2018

Çeviri: Zehra Aydemir