Kanatsız kuşlar – Canan Sümer

1923 Lozan kararı, 2 milyon insanı doğduğu topraklardan kopardı.

Adalarda yaşayan Türklerle Anadolu’da yaşayan Rumlar, yapılan mübadelelerle yer değiştirdiler.

Türkçe konuşan Hristiyanlar evinden, yurdundan edilirken, yerlerine aynı durumdaki Türkçe bilmeyen Türkler getirildi.

Yüzyıllardır dost yaşayan, birbirlerinin azizlerine, ermişlerine adaklar adayan, farklı dinden, farklı milliyetten insanlar birbirlerine düşmanlaştırıldı.

Midilli (Lesvos) adası da Anadolu’dan zorla buraya gönderilen ve yaşamları boyunca ülkelerini, komşularını ve evlerini özleyen Rumların acı dolu öykülerine tanıklık etmiş.

Adaya yerleştirilen Rumlar, adanın Yunan yerlileri tarafından kabul görmeyip ‘turcosporos’ (Türk tohumu) diye aşağılanmış.

Tıpkı adalardan Türkiye topraklarına yerleştirilen Türkler’in “Bulgar tohumu” veya “Yunan tohumu” diye aşağılandığı gibi.

Mübadele sonrası Anadolu’dan koparılıp Midilli Adası’na getirilen Rumlar, uzun bir süre cami
avlularında, barakalarda sefalet ve pislik içinde yaşamışlar.

Önünde durduğumuz Osmanlı eseri “Yeni Cami” nin avlusu da bu yerlerden biriymiş.
İstanbullu Rum rehberimiz Nikos;
“Anadolu’dan gelen Rumlar, adanın yerlileri tarafından pek sevilmeyip uzun süre kötü muameleye maruz kaldılar” diyerek Ada’nın tarihçesini anlatmaya başladı.

Hemen yanımızdaki seyyar satıcıdan kilden yapma, kuş şeklindeki düdüklerden birkaç renk alıp öttürmeyi denedim ama başaramadım.

Yaşlı satıcı;
-Ohi, nero nero, diye bağırarak beni uyardı.
Ve düdükleri su ile doldurulup üflemeye başladığımda kuş gibi ötmeye başladılar.

Yıllar önce okuduğum bir romanının çocuk kahramanları olan Mehmetçik ve Karatavuk ’un kuş sesleri çıkaran düdüklerini hatırladım.

Louis de Bernières’nin “Kanatsız Kuşlar” romanındaki çömlekçi İskender’in yaptığı düdüklerdi bunlar.

Roman; Din ve milliyetçilik duygularının insanı nasıl bir canavara dönüştürdüğünün, yüzyıllardır birlikte yaşayan Hristiyan ve Müslümanların birbirlerini nasıl katlettiğinin destansı bir hikâyesiydi.

Hristiyan olduğu için cepheye gönderilmeyip, istihkâm taburlarında köle gibi çalıştırılıp aşağılanan ve bunu hazmedemeyerek azılı birer eşkıya olanların, din ve ırk farkına rağmen birbirlerine sırılsıklam âşık olanların, evlerinden, yurtlarından zorla koparılanların hikâyeleri vardı bu romanda.

Uçmak hevesi ile çırpınan ama kanatsız bırakılanların trajik hikâyeleri…

Daha önce 23 Temmuz 2018 tarihinde Afrika Gazetesi’nde yayımlanmıştır.