Kadın işçiler: Hesap yapmaktan profesör olduk

 “Kriz ve Kadın Çalışma Grubu” adlı oluşum, kadın işçilere ekonomik krizi sordu, sonuçları raporlaştırdı. Buna göre kadınlar, aylık ücretleriyle sadece yeme-içme, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar ve 31 Mart Yerel Seçimi sonrası işsiz kalmaktan korkuyorlar.

 

Çeşitli meslek gruplarından, sendikalardan, kadın örgütlerinden kadınlar ile bağımsız feministlerin oluşturduğu “Kriz ve Kadın Çalışma Grubu”, sendikalı kadın işçilerle Ocak 2019’da “ekonomik krizi” konuştu.  Farklı illerde, farklı sektörlerde çalışan kadın işçilerin anlatımlarından yola çıkılarak “Kadınlar ve Kriz Deneyimleri” başlıklı bir rapor hazırlandı. Raporda özetle şu başlıklara dikkat çekildi:

‘Ancak en temel ihtiyaçlarımızı giderebiliyoruz’

Ekonomik kriz ve enflasyon nedeniyle sadece yeme-içme ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini ifade eden kadın işçiler, en ucuz gıdayı bulabilmek için market market gezdiklerini ve gıda ürünlerini taneyle aldıklarını anlatıyorlar.

‘31 Mart sonrası işten atmalar artabilir’

İki,üç vardiya çalışan iş yerlerinin büyük çoğunluğunun tek vardiyaya düştüğünü belirten kadın işçiler özellikle 31 Mart Yerel Seçiminden sonra işten atmaların artacağından endişeliler.“Performans düşüklüğü, geç kalmışsın, şu kadar ihtarın var bir daha olursa atarız” şeklindeki tehditlerin amacının, kendilerini tazminatsız işten atmak olduğunu söylüyorlar.

Çocuklara kreş yerine ailenin kadınları bakıyor

Özellikle okul çağında çocukları olan kadınlar eğitim masrafları ve çocukların diğer giderleri nedeniyle daha fazla zorlanıyorlar. En az 150 kadın çalışanın olduğu iş yerlerinin kreş açma zorunluluğuna uyulmuyor; kamu kreşi yok denecek kadar az; özel kreşler ise çok pahalı ve niteliksiz. Bu nedenle çocuk bakım hizmeti ailenin diğer kadınlarınca ücretsiz olarak üstleniliyor. Kadınların ev içi emeği kriz dönemlerinde daha fazla sömürülür hale geliyor.

Hissedilen enflasyon: Yüzde 60

Evini geçindirmek için sürekli hesap yapmak zorunda kalan kadın işçiler, enflasyon oranının gıda ürünlerinde yüzde 20 olarak belirtilmesine rağmen kendilerinin bu oranı yüzde 60 olarak hissettiklerini söylüyorlar. Bir yıl önce 50 liraya birçok gıda ürünü aldığını hatırlatan kadın işçiler bugün sadece birkaç parçayla marketten çıkmak zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar.

‘Hesap yapa yapa profesör olduk’

Kadınların hepsi bütün bir ayı, temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için hesap yaparak geçirdiklerini, aile üyelerini de harcama yapmamaları konusunda sık sık uyardıklarını anlatıyorlar. Bir tekstil işçisi bu durumu şöyle özetliyor, “Yetirmek için sürekli hesap yapıyoruz. Profesör olduk”… İşçiler bir yıl öncesine göre ciddi oranda yoksullaştıklarını ifade ediyorlar.

Sendikalı olmanın avantajları

Kadın işçiler sendikalı olmasalar, kriz dönemlerinde ilk gözden çıkarılacakların kendileri olduğunu biliyorlar. Bazı işverenlerin ekonomik krizi gerekçe göstererek işçileri, kanuna aykırı biçimde izin günlerinde dahi işe gelmeye zorladığını hatırlatan kadın işçiler, sendikalı olmanın avantaj olduğunu belirtiyorlar. ‘Sendikasız olduğumuz günlerde 16 saat çalıştırılıyorduk, şimdi ise 7.5 saat çalışıyoruz’ diyen işçiler, örgütsüz işçilerin pek çok hakkının gasp edildiğini ücret örneğiyle veriyorlar. Örgütsüz kadın işçilerin bazılarının alması gereken 2 bin 20 lira asgari ücreti alamadığını, işverenin talebi üzerine aylık ücretinin bir kısmını işverene iade etmek zorunda kaldığını söylüyorlar.

Sonuç: Kadınlar krizden daha ağır etkileniyor

Raporun sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer veriliyor, “Kadın işçilerle yaptığımız görüşmeler krizin işyerlerinde, gönüllü işten çıkarma, üretim yavaşlatma ve yıllık izin kullandırma, çalışma koşullarının bozulması, işyerinde sunulan imkânların kalitesinin düşmesi ve işten atma tehdidi veya işsiz kalma endişesi şeklinde vücut bulduğunu ortaya koyuyor… Hiçbir ana akım ekonomi ve kriz tahlilinde sözü bile edilmeyen; dışarıdaki her türlü krizi ve sorunu kaldırdığı varsayılan ev içi kadın emeği, tam da kadınların anlatılarında görüldüğü gibi kriz dönemlerinde üzerinde baskının arttığı bir alan oluyor. İşyerindeki cinsiyet ayrımcılığı da bir yandan devam ediyor. Cinsiyetçi iş bölümünden kaynaklanan bu ikilik aslında kadınlar ve erkeklerin krizden aynı şekilde etkilenmediğine işaret ediyor. Kapitalizmin kadınları özgül şekilde sömürdüğü, kriz dönemlerinde ise bunun katmalı bir yapıya büründüğünü gösteriyor. Kriz dönemlerinde kadın emeği, hem özel hem kamusal alanda kapitalizmin yeniden üretim aracı haline geliyor.”