İstanbul’u kazanan ülkeyi kazanır… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Beklenen oldu, YSK İBB seçimlerini iptal etti. Hasılı devletin sinir uçlarını elinde tutanlar baskın çıktı…

Şundan emin olalım. Bu karar öyle çok düşünülmeden alınmadı. Enine boyuna değerlendirmeler yapıldı. İptal sonrası olası eylemlere karşı alınacak önlemler ele alındı. Gerekli hazırlıklar yapıldı. Aksini düşünmek aptallık olur.

Bu noktada bir gerçeğin altını çizelim. Herşeye rağmen moral üstünlük muhalefet dinamiklerindedir. Öfke aynı zamanda morali ve kenetlenmeyi de büyütmektedir.

Bu süreçten inişe geçmeye başlayan AKP daha çok zararlı çıkacak. Nedeni şudur; bir siyasi hareketi ayakta tutan ve iktidara taşıyan yerel kadrolarıdır. Bugün İstanbul’da AKP’nin mahalle, belde, ilçe ve il yöneticileri moral çöküntü içindedir. Biliyorlar ki kaybettiler ve halk artık onları istemiyor. Sokağa çıkacak yüzleri yok. Hele YSK’nın bu hukuk dışı kararından sonra işleri daha da zorlaştı. Eminim ki birçoğu AKP merkezinin kendilerini görevden almasını çok istiyordur. Bu onlar için kurtuluş olur.

Morali bozulmuş, davasına inancını yitirmiş bir ordunun kazanma şansı yoktur. Zaten Erdoğan da kadroları içindeki inanç erozyonunu gördü ve hepsini tehdit etti. Onları davaya ihanet etmekle suçladı ve günü geldiğinde hepsinden hesap soracağını söyledi. AKP kurmayları örgütlerindeki erozyonu gördüğü halde seçim tekrarı için bastırdı ve kararı çıkardı. Örgütsel zafiyetin zirve yaptığı bir durumda bir siyasi parti için seçim kararı büyük bir risktir.

Soru şu; AKP bu riski neden aldı? Bu sorunun yanıtı çok basittir. İlk olarak AKP bir parti değildir, bir projedir. Bunu kurmay heyeti çok iyi biliyor. Zaman kazanıp yenileyecekleri örgütsel yapıları yoktur. Proje ömrünü tamamladı. Çok da fazla suç biriktirdi. Ellerinde ne varsa onunla direnmek zorundalar. Başka seçenekleri yok. Tam bu noktada MHP rolünü iyi oynamıştır. AKP’nin zaaflarını çok iyi biliyor. Bu zaafları kullanarak kendi politikasını dayatıyor. Bu gerçeği aklı selim birçok AKP’li de çok iyi gözlemliyor ve rahatsızlıklarını dile getiriyor. Hasılı AKP kamyonu MHP’nin şoförlüğünde hızla uçuruma doğru sürüyor. Kaza yapması ve bu halka büyük bedeller ödetmesi kesindir.

Bu arada CHP’nin tavrı belirleyici olacak. Aslında E. İmamoğlu’nun konuşması işareti verdi. İmamoğlu herkesi sükunete davet etti. Demokratik yollarla yeniden kazanacaklarını ifade etti. Yani boykot yok. Yeni seçime hazırlanalım dedi. Sokağı da işaret etmedi. İmamoğlu CHP genel merkezi ile konuşup görüşmeden kendi başına böyle bir açıklama yapamaz. Biliyoruz ki 31 Mart akşamı ekranlarda konuşmadan önce K. Kılıçdaroğlu ile telefonlaşarak açıklamalar yaptı. Şimdi de aynı olmuştur.

Gelelim YSK kararından hemen sonra HDP ve AKP anlaştı geyiğine. Geyiği diyorum çünkü bu söylem ancak böyle tiye alınabilir. Unutmayalım S. Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözü HDP kitlesinde tam bir karşılık buldu. Erdoğan o sözden sonra belki hileli hurdalı seçimler aldı ama hiçbir zaman başkan olamadı. Bugünkü siyasi tabloya bakın ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Belli ki muhalefet sokağı asla işaret etmeden 23 Haziran’da yeni seçime hazırlığı önerecek.

Sokak muhalefetin de defterini dürer. Sokağın büyümesi siyasi mücadeleyi bir üst noktaya taşır. Bu seviyede bir mücadeleyi ne CHP ne de İYİ parti yönetebilir. Ne ki yaşam pratiğinin reçetesi yok. Sağduyu çağrılarına rağmen görüyoruz ki İstanbul’da irili ufaklı sokak eylemleri başladı. Kitle hareketi nereye evrilir kestirmek zor. Bildiğimiz bir şey var; sokak çoğaldıkça karanlık güçler de devreye sokulacaktır. Aslında pusuda beklediklerini öngörmek için kahin olmak gerekmiyor.

Erdoğan İstanbul’la geldi. Sonu da İstanbul’dan olacak. Bunu kendisi de söyledi. İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder onun sözüdür. Türkiye siyaseti için İstanbul her şeydir. İstanbul devrimci muhalefetin de her şeye rağmen güçlü olduğu yerdir. Özellikle Gezi sürecinden sonra özgün örgütlenme deneyimleri İstanbul’da etkin oldu. Forumlar meclislere evrildi. Meclisler kuruldukları her yerde başarılı işler üretti. Şimdi bu meclisleri yeniden ve daha güçlü örgütleme zamanıdır. YSK’nın kararıyla ülke siyaseti yeni bir sürece evrildi. Her zaman savladığımız “burjuva siyaset çürüdü ve çöktü” tezimiz ayan beyan ortaya çıktı.

Devrimcilerin işi çürüyen ve çöken suçluyu yeniden diriltmek değildir. Devrimcilerin işi işçi ve emekçilerin, tüm ezilen halk kesimlerinin umudu olmaktır. Umudu büyütmek ve özgürlükçü, eşitlikçi, ortakçı bir dünya kurmaktır…

6 Mayıs 2019