İşsizlik oranları açıklandı

Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç'ın 208. sayısı (Kasım-2018) için derlenmiştir.

TÜİK’in 15 Ekim 2018 günü açıklanan Temmuz 2018 dönemi işgücü verilerini DİSK-AR; SGK ve İŞKUR verileri ile birlikte değerlendirerek işsizlik oranlarını açıkladı.

TÜİK’in verileri, Temmuz ayına ait olduğu için krizin etkileri henüz açıkça mevcut tabloya yansımasa da İŞKUR ve SGK verileri ile krizin ulaştığı boyutu görebilmek mümkün.

DİSK-AR, İŞKUR’un raporunun işsizliğin ve ekonomik krizin boyutlarını görmek açısından önemli veriler içerdiğini ifade ediyor. Rapora göre göre işsizlikte ciddi bir patlama yaşanıyor:

• Kayıtlı işsiz sayısı son 1 yılda 558 bin, son bir ayda ise 381 bin arttı.

• Aktif sigortalı sayısı 270 bin azaldı.

• İşsizlik sigortası başvuruları 140 bine ulaştı.

Kadın işsizlik oranının, erkeklere oranla daha fazla olduğu görülüyor. Özellikle tarım dışı genç kadın işsizliğinin diğer işsizlik türlerinden çok daha yüksek oranda olduğu görülüyor.

Ekim 2018 itibariyle:

• Kadın işsizlik oranı %14,3

• Genç kadın işsizlik oranı %25,6

• Tarım dışı kadın işsizlik oranı %18,9

• Tarım dışı genç kadın işsizlik oranı %32,3 olarak araştırma sonuçlarına yansıyor.

Ekonomik krizin kadınların işgücüne katılımını ve istihdamını nasıl etkilediğini görmek için geçmişteki örneklere bakmakta fayda bulunmaktadır.

Kadın emeği ve istihdamı üzerine yapılan araştırmalar, kadınların ekonomik krizlerden farklı bağlamlarda, farklı şekilde etkilenebileceğini gösteriyor. Örneğin kadınların yedek işçi ordusu olduğu hipotezi, kriz dönemlerinde öncelikli olarak kadınların gözden çıkarıldığını ve kadınların işsizlik oranlarının erkeklere göre daha çok arttığını ortaya koyar. Bir diğer hipotez ise ikâme hiptotezidir; buna göre kadınların emek piyasasında daha ucuz işgücü olarak yer alması, güvencesiz ve sigortasız çalıştırılma oranlarının daha yüksek olması ve sendikalaşma-örgütlenme oranlarının erkeklere göre daha düşük olması sebebiyle kriz dönemlerinde işverenler tarafından işten çıkarmalarda daha çok tercih edilmeleri söz konusudur. Üçüncü bir hipotez ise, farklı sektörlerde farklı cinsiyetlerin yoğun olması sebebiyle öncelikle ağırlıklı olarak krizin daha çok vurduğu sektörlerde çalışanların işsiz kalacağı üzerinedir. Buna bağlı olarak, kadınların genel olarak daha korunaklı sektörlerde ve iş pozisyonlarında yer almaları sebebiyle krizden daha az etkileneceği sonucuna varılabilir.

Türkiye’de farklı ekonomik kriz dönemlerinde kadınların krizden etkilenme düzeyleri de farklılık göstermiştir. Geçmiş dönemlere bakacak olursak:

• 1991 krizi döneminde erkek işsizliğinin %11,57 oranında arttığı, kadınların işsizliğinin ise %3,41 oranında azaldığı görülmektedir. Bu durum kadınların erkekler yerine istihdam edildiği fikrini desteklemektedir. Ancak kadınların istihdama ya da işgücüne katılımı konusunda kayda değer herhangi bir değişim görülmemiştir. Erkek istihdamı %5 oranında artarken kadın istihdamında belirgin bir artış görülmemektedir. Yapılan araştırmalarda bu durum, kadınların iş bulma ümitlerini yitirerek işgücü piyasası dışına çıkmaları şeklinde yorumlanıyor. Yani dar tanımlı işsizlik açısından düşünüldüğünde, işsizlik azalmakta. Ancak geniş tanımlı işsizlik açısından bakıldığında, tablonun daha karanlık olduğu görülebilir.

• 1994’teki krizde tablo daha farklıdır. Kadın işsizliği %10,5 azalmış, istihdam %19 oranında, işgücüne katılım %11 oranında artmıştır. Erkekler için ise tablo karanlıktır, istihdam oranları düşmüştür. Bu dönemde kadınların erkeklerin yerine istihdam edildiği düşünülebilir.

• 1999 krizi ile beraber erkek işsizliğinin %20 arttığı, kadın işsizliğinin ise az da olsa azaldığı görülmektedir. Kadın istihdamı %12, işgücüne katılımı ise %5 oranında artmıştır. Bu açıdan 1994’tekine benzer bir tablo söz konusudur.

• 2001 krizi cinsiyet farklılığı olmadan tüm işçi sınıfı için işsizlik tablosunun büyüdüğü bir dönem olmuştur. İşsizlik, üçte bir oranında artmıştır. İşgücüne katılım konusundaki değişimlere bakıldığında, erkeklerin krizin yükünü daha çok omuzladığı görülmektedir. 2000-2002 yılları arasında erkeklerin işsizliğinin %51,68 oranında, kadınların işsizliğinin ise %19 oranında arttığı görülmüştür.

• 2003-2006 yılları arasında geniş tanımlı işsizlik hızla yükselmiş, kadınlar da bu süreçte yıkıcı bir biçimde emek piyasasının dışında kalmıştır. 2003-2006 yılları arasında ise erkek işsizliği %11,35 artarken kadın işsizliği %52,24 oranında artmıştır. İşlerini kaybetmeyen kadınlar ise yoğunluklu olarak ekonomik krizlerden etkilenmeyen sektörlerdedir.

• 2008 krizi, 1930’lardan bu yana dünyada gayrisafi milli hasılada ilk kez düşüşün yaşandığı ve etkilerinin tüm dünyada hissedildiği küresel ölçekte bir krizdir. 2008 yılında küresel iktisadi büyüme rakamı %3,4 iken 2009 yılında bu oran %0,5’e kadar düşmüştür. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verileri 34 milyon kişinin işsiz kaldığını göstermektedir. 2008 Krizi’nin piyasalara ilk etkisi, imalat ve inşaat sektörlerine olmuştur ki bu sektörlerde erkekler yoğun olarak çalışmaktadır. Erkek işsizliğinin kadınlarınkine göre çok daha yüksek olduğu bu ilk sürecin ardından, krizin etkileri yayıldıkça kadınların çalıştığı sektörler de krizden etkilenmeye başlamıştır.

Ekonomik kriz dönemleri ile ilgili ele alınması gereken bir diğer nokta ise istihdamın yükselmesinin çalışma koşulları açısından pek parlak bir tablo yaratmadığı.

Örneğin Türkiye’de, kuruluş yıllarından 1950’lere kadar kadınların istihdam oranları artmış, ancak 1950’lerden itibaren düşüşe geçmiştir. 2000’li yıllardan itibaren ise; özellikle AKP’nin iktidarda olduğu yıllara bakacak olursak; kadınların istihdam oranının geçmişe göre yükseldiği görülmektedir. Burada, “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi” (CEDAW) gibi uluslararası sözleşmeler, AB müzakereleri vb. etkili olduğu kadar, bu dönemin kadın hareketinin yükseldiği bir dönem olmasının da etkisi büyüktür.

Ancak öte yandan neo-liberal politikaların daha çok öne çıktığı bir dönem olan 2000’ler, kadınların güvencesiz çalışma oranlarının da çok yüksek olduğu, ev eksenli emeğin öne çıktığı ve dolayısıyla örgütsüz-sendikasız çalışma koşullarına ortam yaratıldığı, devletin sosyal politikalarını iyice minimize ettiği bir tablo ile karakterizedir. Diğer bir yandan muhafazakâr söylem, kadının aile içindeki konumunu daha çok vurgulayarak, kadınları en az üç çocuk doğurmaya teşvik etmeye çalışarak kadınlara, yeniden üretim alanında bir sorumluluk yüklemiştir. Kadınlardan beklenenin hem ucuz-uysal-örgütsüz işgücü olması hem de ev içindeki sorumluluklarını aksatmamasıdır.

Dolayısıyla, kadınların işgücüne katılması kapitalizm açısından son derece kârlıdır; ancak düşük ücretlerle, güvencesiz ve insanlık dışı koşullarla çalıştırmak koşuluyla. Önümüzdeki ekonomik kriz sürecinde kadınların işsizlik ve istihdam oranlarını incelerken konuyu bir de bu açılardan ele almakta fayda var.

Yararlanılan kaynaklar
• DİSK-AR Haziran-Ekim 2018 İşsizlik ve İstihdam Raporları.
• “Türkiye’nin Krizleri Önce Kadınları Vuruyor”, Mit mi Gerçek mi? Emek Piyasası’ndan Yanıtlar, Özge İzdeş.
• “Kadın’dan Aile’ye Geçiş: AKP Döneminin İstihdam Politikalarının Toplumsal Cinsiyet Açısından Analizi”, Gülay Toksöz.
• “Kapitalizmin Krizine Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Bakmak”, Görkem Akgöz ve Ecehan Balta.