‘İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’nde etkinlik

‘Öldüren sermayenin kâr hırsıdır iş cinayetlerini örgütlenerek durduracağız’ şiarı ile İşçi Gazetesi’nin; 3 Mart 1992’de Kozlu maden katliamında yaşamını yitiren 263 işçinin, 3 Mart 2016’da iş cinayetinde hayatını kaybeden devrimci işçi Duran Baysal’ın ve iş cinayetlerinde hayatını kaybeden tüm işçilerin anısına; ‘İş Cinayetleriyle Mücadele Günü’ olarak anılan 3 Mart’ta, düzenlediği etkinlik İstanbul’da gerçekleştirildi.

Kadıköy Belediyesine ait Kozyatağı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, Dr. Murat Özveri, Dev-Yapı-İş, İnşaat-İş, Enerji-Sen ve İşçi Gazetesi temsilcisi konuşmacı olarak yer aldı. Çoğunluğu inşaat, tekstil, kargo işkolunda çalışan işçilerin yanı sıra kamu emekçileri, öğrenciler ve ‘sınıf mücadelesinde emekli olunmaz’ diyen emekliler katıldı.

Etkinlik, sınıfsız sömürüsüz bir dünya kavgasında toprağa düşen devrim kahramanları ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçiler için yapılan saygı duruşuyla başladı.

‘İş cinayetleri salt bir sağlık ve denetim sorunu değil, sınıfsaldır’

Yaşanan iş cinayetlerinin; devlet-patronlar-sendikacılarıyla sorumlusu olan kapitalist sömürü sisteminin tehir edildiği kısa sinevizyon gösteriminin ardından İşçi Gazetesi temsilcisi Ekim Çiftçi söz aldı.

Sömürünün yoğunlaşması, artan işçi cinayetleri ve işçi sınıfının örgütsüzlüğü arasındaki ilişkiye dikkat çeken Çiftçi, son yıllarda yaşanan büyük işçi cinayetleriyle beraber bu alanda İSİG meclisinin de çabalarıyla bir duyarlılık oluştuğunu ancak işçi ölümlerinin devam ettiğini söyledi. Bu alandaki mücadelenin salt bir sağlık ve denetim sorunu olmayıp sınıfsal bir sorun olduğunu belirten Çiftçi, devlet sendikacılığının işçilerin esaretindeki rolüne de dikkat çekerek, asıl olanın fabrikalarda, işyerlerinde işçilerin kendi örgütlülüklerini sağlamaları, canları da dahil kendi kaderlerini kendi ellerine almaya yönelmeleri olduğunu vurguladı.

‘Cinayetlerin mekânlarında ‘cezaevi’ hukuku geçerli’

Çiftçi’nin ardından kürsüye davet edilen Dr. Murat özveri, bu alanda kullanılan İş Cinayeti kavramına dikkat çekerek konuşmasına başladı. “Bir şey önlenebilir olduğu halde önlenmiyorsa, bunun sonucunda bir insan yaşamından oluyorsa bu cinayettir, buna kaza demek mümkün değildir” diyen Özveri, Türkiye’de iş cinayetleri sonucu yaşanan ölüm oranlarının (Osmanlının çöküş ve TC devletinin kuruluş sürecindeki bazı savaşlara atıfta bulunarak), savaşlarda yaşanan insan ölümlerinden fazla olduğuna dikkat çekti.
İş cinayetlerinin mekânları üzerinde bir tartışma ihtiyacı olduğunu da belirten Özveri, vatandaşlık hukukuyla temel bazı haklara sahip insanın fabrika kapısından içeri girdiğinde bu haklarını kapı önünde bırakarak sermayenin hukukuyla cendere altına alındığını belirterek, fabrika-işyerleri için ‘Cezaevi’ benzetmesi yaptı.

Özveri, işçi cinayetlerini durdurmanın ya da sınırlamanın, işçilerin emek güçlerini sattığı fabrika ve işyerlerinde örgütlü olabildiği ölçüde; kural koyma ve denetlemede bizzat söz sahibi olmalarıyla mümkün olabileceğini belirtti.

‘Sınıfsal dayanışma yaşamsaldır’

İş cinayetlerinin en fazla yaşandığı işkolu olan inşaat işkolunda direngen, devrimci bir mücadele hattı için çaba gösteren Dev Yapı İş ve İnşaat İş sendikasından konuşmacılar yaşadıkları deneyimler üzerinden sunumlar yaptılar.

Dev Yapı İş adına söz alan Hasan Oğuz işkolundaki örgütlenme zorluklarına rağmen, 3. Havalimanı direnişiyle daha görünür hale gelen kölece çalışma koşulları, iş cinayetleri ve hak gasplarına karşı inşaat işçilerinde bir örgütlenme bilinci oluştuğuna da dikkat çekti. Havalimanı işçileriyle dayanışma platformunun mücadeledeki etkisine atıfta bulunan Oğuz, sınıfsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

‘Örgütlü mücadele’

İnşaat İş sendikası adına Tezcan Acu konuştu. Acu, 2016 yılında Diyarbakır’da bir iş cinayetinde hayatını kaybeden İşçi Gazetesi çalışanı ve İnşaat-İş sendikasının ilk kayıtlı üyesi Duran Baysal’ı anarak konuşmasına başladı. Kendisinin de örgütlenmesine vesile olan Emaar Şantiyesinde yaşanan bir işçi cinayeti ve ardından sendikanın müdahalesiyle patronları işçi sağlığı ve güvenliği konusunda protokol yapmaya mecbur bırakan örgütlenme deneyimini anlatan Acu, işyeri temsilcilerinin işyerini denetlemek üzere seçilmesi ve görevlendirilmesinin iş cinayetlerinin önlenmesinde önemli olduğunu vurguladı.

‘Asıl olan fiili ve meşru mücadeledir’

Enerji Sen adına konuşan Süleyman Keskin, taşeronlaştırma ile birlikte enerji sektörünün en fazla iş cinayeti yaşanan işkollarından bir haline geldiğine dikkat çekti. Hemen tamamının taşeronlaştırıldığı işkolunda işçi sağlığı ve güvenliğinin hiçe sayıldığını, ‘1 Milyoncu’ olarak bilinen mağazalardan temin edilen ucuz eldiven, kontrol kalemi gibi örneklerle anlattı. Sendikal örgütlenmeyi omuzlayan bir avuç arkadaşıyla yaşadıkları sıkıntıları ve yer yer kazanım örneklerine de değinen Keskin, İstanbul Mecidiyeköy Torunlar İnşaat’ta 10 işçinin yaşamına mal olan işçi cinayetini protesto etmek amacıyla gerçekleştirdikleri işgal eylemi sonrasında haklarında dava açıldığını ve kendisinin 4 yıl cezaya çarptırıldığını söyledi. Keskin, sendikal yetki barajının örgütlenmeye engel olamayacağını asıl olanın fiili ve meşru mücadele hattını büyütmek olduğunu vurguladı. Etkinliği düzenleyen, kendilerini davet eden İşçi Gazetesine sendika adına teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

Etkinlik, İşçi Gazetesi temsilcisinin katılımcıları selamlaması ve mücadeleyi büyütme çağrısıyla sonlandırıldı.

 

İşçi Gazetesi / 06 Mart 2019