İp inceldiği yerden kopar… – İhsan Hacıbektaşoğlu

ANAP’lı yılları anımsıyorum. Belki bu kadar değil ama ANAP’da T. Özal ile birlikte ülkeyi sorumsuzca yönetti.

ANAP’da bir partiden çok koalisyondu. Farklı eğilimler birarada ANAP’ta örgütlenmişti.
Onlarda kibirliydi, aldıkları kararlarla işçi ve emekçi halk kesimlerine zulüm yaşattılar.
Onlarda sermayenin kulu kölesiydi. Emperyalist merkezlerin taşeronlarıydılar.
Sonları hazin oldu. işçilerin yoğun eylemlilikleri ile tarihin çöp sepetine atıldılar.
Zonguldak maden işçileri salladı ANAP’ı. Çok sürmedi çürük elma gibi düştüler.

1990 Zonguldak direnişinin en çok atılan sloganı “silkele başkan düşecekler”di… Madenci hergün yürüyor ve ANAP’ın gerçek yüzünü açığa vuruyordu.

Bugün elbette durum çok farklı.

Benzer olan ise AKP’nin emekçi halklar tarafından silkelenmeye başlanmasıdır. Herkes emin olsun ki onlarda bu silkelenmeye fazla dayanamayacak. Sadece biraz sabır o kadar. Toplumun tüm kesimleri yıllar sonra ilk kez bu kadar gür ses çıkarıyor. Belli ki korku duvarı aşılıyor.

Korku egemenliği dünyanın hiçbir yerinde sonsuza değin sürmemiştir. Onun da bir sonu var. Deyim yerindeyse bir tık kaldı. Sonrası sel gibi akar gelir. Selin önünde ise hiçbir güç duramaz. Sel bütün pislikleri temizler kenara atar.

Çetin Altan’ın meşhur bir sözü vardı. Enseyi karartmayalım derdi. Bugün durum tamda budur. Enseyi karartmayalım. Enseyi karartması gerekenler ülkenin bugün girdiği karanlık yolun sorumlularıdır. Korku onlara yakışır, bize değil.

YSK’nın son kararı aslında yeni bir süreç başlattı. Görünmez olanı, ya da görülmek istenmeyeni görünür kıldı. Bu karar devletle bütünleşmiş AKP’nin çaresizliğinin tescilidir.
Devlet kendi içinden çıkan muhalefete dahi tahammül edemez durumdadır. AKP’ye mahkûm olmuş bir devlet yapılanmasıyla karşı karşıyayız.

Devlet mi AKP’yi kullanıyor, AKP mi devleti ele geçirdi tartışması bu saatten sonra anlamsızdır. Bu ilişki “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan” sorusunun bilinmezliği içinde saklıdır. Her ikisi de doğrudur deyip geçelim.

YSK’nın ne hukuk, ne vicdan, ne izanla açıklanması imkânsız kararı burjuva muhalefeti dahi çileden çıkardı. K. Kılıçdaroğlu gibi naif ve devleti korumakta özenli bir insan dahi dilini değiştirmek zorunda kaldı. Kılıçdaroğlu YSK’ya ‘çete’ dedi.

Bunu biraz açmakta fayda var. Eğer bir devlette yargı mensupları çeteleşmiş ise o devlet tümden çeteleşmiş demektir. Ben Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını böyle okuyorum. “Devlet çeteleşmiştir.”.

Bir ülkede devlete güven duyulmuyorsa başta o ülkenin ezilenleri kendi yollarını açmakta mahirleşirler. Sınıflar mücadelesi tarihi bize bunu öğretti.

Bundan sonra olacak olan bellidir. Ezilenler kendi kaderlerini ellerine alacak. Buna yönelik örgütlenmeler hızla her yerde boy verecek.

Şimdilik ise her kesim 23 haziran seçimlerini bekliyor. Belki de son bir umutla. Değişimin seçimle olabileceğine duyulan son bir umut. Çünkü elde bir tek bu kaldı.

23 haziran seçim sonucu ne olur kestirmek zor. Kişisel fikrim moral açıdan üstün olan muhalefet seçimi kazanacak. İmamoğlu yeniden ipi birincilikle göğüsleyecek. Fark daha da açılacak. Buna şüphe duymuyorum.

İşte tam bu noktada devletin tavrı belirleyici olacak. Kılıçdaroğlu’nun ‘çete’ dediği YSK yine devreye girecek mi?

İnanın bu noktadan sonra bu soruların kıymeti yok. Belli ki ip inceldiği yerden kopacak…