İdlip: Stratejik derinliğin dibi – Hediye Levent (Evrensel)

Operasyon olsa da olmasa da “Şam’da bayram namazı, Halep bizim atamızın toprağı” hevesleri ile girişilen dış politik maceranın son istasyonu İdlip.

Suriye’de 2011 yılında başlayan ve kanlı bir vekalet savaşına dönüşen sürecin son iki dönemece girdiğini biliyoruz.

Özellikle Ürdün sınırındaki Dera kentinin Suriye ordusunun kontrolüne geçmesinin ardından geriye çözülmesi gereken Kürtlerin elindeki bölgeler ve İdlip kaldı. Şam ile Kürtler arasında çokça anlaşmazlık ve bazı noktalarda husumet olmasına rağmen iki tarafın da sorunu masa başında çözmeyi tercih ettiği aşikar. Nitekim, geçtiğimiz hafta tarafların artık Rusya aracılığı ile Hmeymim üssü gibi yerlerde değil açıkça görüşmeye başladıkları duyuruldu. Bu görüşmelerin kısa sürede tamamlanması pek olası değil. Çünkü hem tarafların taleplerini tartışmaları ve orta noktayı bulmaları belki de çetin müzakerelere sahne olacak hem de bu görüşmeler Suriye’deki yeni anayasa yazımını, parlamento ve başkanlık seçimlerini de etkileyecek.

İkinci ve son dönemeç ise İdlip. Suriye ordusunun İdlip’e Rusya destekli bir operasyon yapması bekleniyor ancak bugünlerde basında sıkça yer alan iddiaların aksine henüz operasyon başlamadı. Suriye ordusunun zaman zaman saldırılar düzenlediği noktalar İdlip ile Hama ve Lazkiye kırsalını bağlayan bölgelerde.

Operasyon henüz fiilen başlamadı ancak hazırlıklar sürüyor diyebiliriz. Bu çerçevede Şam ve Halep kırsalındaki bazı kamplar İdlip operasyonu sırasında kaçanlar/tahliye edilenler için yeniden düzenleniyor.

Peki operasyon neden hâlâ başlamadı? Bu sorunun cevabına ilişkin senaryolara geçmeden önce İdlip’deki duruma bir göz atalım.

♦ İdlip, Türkiye sınırında bir kent. 2015 yılında Fetih Ordusu adı altında birleşen silahlı grupların kontrolüne geçti. O günlerde Fetih Ordusu’nun ana gücünü el Kaide’nin Suriye Kolu Nusra Cephesi’nin oluşturması elbette tehdit olmadığı gibi desteklenecek(!) bir durumdu.

♦ İdlip’i Nusra Cephesi ve Ahrar-u Şam uzunca bir süre birlikte yönettiler. Sonra Nusra Cephesinin el Kaide uzantılı olması uluslararası silah ve siyasi desteği zora sokar hale geldi. Ortağı Ahrar-u Şam’ın da baskısıyla Nusra Cephesi, el Kaide’ye biatinden ayrıldığını ve adını değiştirdiğini duyurdu. Bu biati koparma seremonisi canlı yayınlarda ve duygusal ifadelerle gerçekleşti. Böylece Suriye’deki vekalet savaşında onlarcasını yaşadığımız akıl-mantık zorlayan cinsten bir şey daha öğrendik; Nusra Cephesi, el Kaide iken isim değiştirince ılımlı cihatçı oluverebiliyormuş.

♦ Heyet-i Tahrir-u Şam olarak yoluna devam eden Nusra Cephesi, ismini değiştirmesine rağmen hedef olmaktan kurtulamadı. Bünyesinde çok sayıda Suriyeli ve Arap olmayan cihatçı savaşçı-komutan olan örgüt, Suriye’deki savaşın yön değiştirmesi nedeniyle iyice sıkıştı.

♦ Diğer taraftan Suriye’nin diğer bölgelerinde Suriye ordusu ile silahlı-cihatçı gruplar arasında yapılan anlaşmalarla cihatçıların büyük kısmı İdlip’e nakledildi. Geçtiğimiz 2-3 yıl içinde İdlip, cihatçı örgütlerin-savaşçıların yığılması nedeniyle iç çatışmaların sıkça yaşandığı bir yer haline geldi.

♦ Bütün bunlar olurken Rusya’nın girişimleri ile başlayan Astana ve Soçi zirvelerinde İdlip’i de kapsayan bir çatışmasızlık bölgeleri anlaşması yapıldı. Türkiye’nin İdlip’de garantör olması ile birlikte İdlip iyice “Türkiye’nin sorunu” haline geldi. Diğer taraftan Suriye ordusu ve Rusya, ülkenin diğer bölgelerinde savaş devam ederken cihatçıların İdlip’e yığılmasından ve çatışmasızlık anlaşmasının uygulanmasından oldukça memnundu.

♦ İdlip, Türkiye sınırında ve cihatçıların yığıldığı kent olması nedeniyle Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Yine Halep’teki cihatçı grupların tahliye edilmesinin ardından Suriye’deki savaşta sahada varlığını sürdürmek için İdlip’i fırsat olarak görmesi kenti hepten Türkiye’nin sorunu haline getirdi. Ki, Rusya’nın ve Şam’ın İdlip’i kendi sorunları olarak değil “Türkiye’nin sorunu” olarak değerlendirdiklerini ve bu nedenle operasyon listesinin en altına iterek şimdiye kadar beklediklerini hatırlamakta fayda var.

İdlip’e operasyon beklenen bugünlerde durum ne?

♦ Eski adıyla Nusra Cephesinin el Kaide ile biatini koparması, Türkiye’nin çabaları, tekrar tedavüle giren Halep’teki küçük kız Bana benzeri kamuoyuna yönelik aşırı duygusal mesajlar da işe yaramış gibi görünmüyor.

♦ Türkiye başta olmak üzere bazı ülkeler, Nusra Cephesi dahil radikal grupları Ulusal Kurtuluş Cephesi çatısı altında yeni bir ordu şeklinde yeniden yapılandırmak istiyor. Nusra Cephesi kendini lağvedip bu yapıya katılır mı henüz bilinmiyor. Yeniden yapılandırılacak olan güçlerden teşkil edilmesi planlanan 70 bin savaşçı kime karşı savaşacak? Amaçları ne olacak? Finansmanı kim/kimler sağlayacak? Suriye’de kanlı vekalet savaşının siyasi kulvara girdiği bugünlerde böylesi bir gücün hamiliğini kim yapacak ve diplomasi koridorlarında temsilciliğini üstlenecek? Muhtemelen UKC’yi kurmaya niyetlenenlerin de cevaplarını tam olarak bilmediği sorular…

♦ Bütün bunlar olurken Suriye ve Arap kaynakları başka bir iddiayı gündeme getiriyor. Henüz taraflarca teyit edilmemiş iddiaya göre, “Rusya, Türkiye’ye eylül ayının başına kadar İdlip’teki cihatçı sorununu çözmesi için süre verdi.” Bu çerçevede TSK ve birlikte hareket ettiği ÖSO gruplarının İdlip ve çevresinde cihatçı gruplara yönelik operasyonlara başladıkları da iddialar arasında.

♦ Bu iddiaya göre Türkiye, İdlip’deki cihatçı yapıyı çözüp etkisizleştirmezse Suriye ordusunun Rusya destekli askeri operasyonu başlayacak. Nusra Cephesi militanlarının ve yabancı savaşçıların öldürüleceği veya yargılanacağı ancak nispeten ılımlı olanlar için uzlaşma seçeneğinin mümkün olduğu belirtiliyor.

Geçtiğimiz hafta “ABD bütün bunlar olurken nasıl hareket edecek ve bu durum Türkiye’yi nasıl etkileyecek?”diye sormuştuk ki hemen arkasından ABD-Türkiye arasında kriz patladı.

ABD, tutuklama krizini ve Türkiye’ye yaptırım uygulanacağına dair açıklamaları Türkiye’nin de bulunduğu Suriye sahasına yansıtır mı, bilinmiyor.

(Bu nedenle sadece Suriye sahası ile sınırlı tutmak üzere) Suriye’de ABD ve Rusya’nın sürecin gidişatını büyük ölçüde belirleyen iki merkez olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yine, ABD’nin beklenen İdlip operasyonunda Türkiye’ye destek olması, operasyonu engellemeye çalışması veya Rusya’yı karşısına alması pek olası değil.

Operasyon olsa da olmasa da “Şam’da bayram namazı, Halep bizim atamızın toprağı” hevesleri ile girişilen dış politik maceranın son istasyonu İdlip.

Türkiye, on binlerce cihatçı ile ya doğrudan mücadeleye girişecek ya da cihatçılarla birlikte Suriye Ordusu’na ve Rusya’ya karşı savaşamayacağına göre beklenen operasyonda (istemese de) taraf olup yine cihatçıları karşısına alacak.

İdlip’e artık Türkiye için stratejik derinliğin dibi demek yanlış olmaz.

09.08.2018