Herkes kazandı mı? Peki kaybeden kim? – Fikret Soydan (Kaldıraç)

24 Haziran seçimleri ilginçtir. Hile, boyut değiştirmiş, dijital simülasyona dönmüştür. Anadolu Ajansı (AA), seçim gününden 4 gün önce, simülasyonu TV ekranlarından yanlışlıkla yayınlamıştır. Bu ortada iken, bizim bu duruma simülasyon dememiz yanlış olmaz. OHAL koşulları, TV kanallarının bombardımanı, saldırılar, yasaklar, hapisler yetmedi. Sandık taşımalar, hırsızlıklar, baskılar, silâhlı tehditler yetmedi.

Dijital simülasyon ile, sandıkların sayılmasından tamamen bağımsız olarak iş yürüttüler. Önceden ayarlanmış sonuçlar ilan edildi.

Yetmedi, HDP ve Adil Seçim Platformu’nun sonuçları duyurması bir yana, sistemine girmesi, sistemler çökertilerek başarıldı.

Ve diğer adayların sonuçları kabul etmesi için, devreye girdiler. Çeteler sokaklara salındı ve diğer adaylar, gönüllü veya korku ile sonuçları kabul ettiler. Böylece, halka ilk açıklamalar onlardan geldi: “Adam kazandı.” Ama “adam”ın yüzüne bakınca pek de kazanmış gibi değildi.

Ardından, herkes AA’nın açıkladığı sonuçları, gerçek sonuçlarmış gibi ilan ederek, seçim değerlendirmeleri yapmaya başladı.

Görünüşe göre, herkes kazandı.

AK Parti ve Erdoğan kazandı. Öyle diyorlar. Erdoğan’ın gerçek oyları %42-44 bandındadır, AK Parti’nin gerçek oyu ise 35 civarındadır. Oyların %38’inin sayılmış olduğu anda, CHP yöneticisi Tezcan’ın açıklaması böyledir.

AK Parti, 7 Haziran seçimlerinin gerisine düşmüştür. Ama kazanmıştır.

Erdoğan, balkon konuşması yapıp yapmama arasında gidip geldiği bir “zafer” kazanmıştır. Belki de Erdoğan, bu kez zaferin kendinden uzak olduğunu, başkalarının zaferi olduğunu, kendisinin de kurban rolünde olduğunu anlamıştır.

Sokaklara çeteleri salmışlardır. Sokaklara saldıkları çeteler ile, olsa olsa Muharrem’i, olsa olsa Akşener’i korkutabilirler. Öyle de yaptılar. Ama nedense bizzat Erdoğan da aramamıştır. Kim aramıştır, pazarlık nasıldır, sadece korku yetmiş midir, bilmiyoruz. Ama bu zafer, pek de “övünülecek” bir zafer değil gibidir, onurlu, şerefli bir zafer olmadığına ise şüphe yok.

Öyle ya da böyle, hile ile dolap ile, çetelerle, baskı ile, şiddet ile veya yalan ile “zafer” kazanılmış ve Erdoğan, zaten oturduğu yerde oturmaya devam etme hakkını, halk adına kendine vermiştir.

Aslında, hiç seçim yapmadan da bunu yapabilirdi.

Ama o, bir “zafer” kazanmak istedi.

Muharrem İnce de kazandı. Kendisine sorulduğunda, %30 oya iki ayda ulaştım, diyor. Zaten ondan önce dünya yok, CHP hiç yok, halkın meydanlara yansıyan ve o değil kim olursa olsun arkasına destek olarak gelecek öfkesi, umutları hiç yok. Sadece, İnce var.

Utanmadan, “bu böyle bitmeyecek” şarkısını söylüyor. Oysa doğru şarkı, “ince ince bir kar yağar fakirlerin yüzüne, neden felek inanmıyor gariplerin sözüne” şarkısı olurdu.

İnce, başarısına başarılar katmak için olacak, “bana yürü ya Muharrem deyin yürüyeyim” diyor. Kime söylüyor? Kazandığını ilan ettiği zafer mi gözlerini kör etmiş, yoksa korkudan aklı, beyninden 1 metre aşağıdaki yere mi kaçmış, bilmiyoruz. Ama Muharrem İnce, sana halk neden “yürü” desin. Sen YSK önüne mi yürüdün? Sen YSK önüne yürüme kararını açıklamamış mıydın? Sana oy verenler, YSK önüne yürümek yerine, sessizliğe bürünüp, ilan edilen Erdoğan zaferini teyit etmek için mi oy verdiler? Bir saniyeliğine, 20 dakikalığına olsun, korkularına yenilmemeyi başaramayan birine, halk lider diye bakmaz, ona “yürü ya Muharrem” demez.

“Yürü ya Muharrem,” sana ABD tarafından denilebilir, egemenler tarafından denilebilir, devlet tarafından denilebilir. Efendilerine mi sesleniyorsun? Öyle ise onlara kapalı kapılar ardında seslen.

CHP de kazandım diyor. 15 milletvekili operasyonu ile İYİ Parti’yi seçimlere soktum, bir kazançtır, diyor. İttifak kurdum, zaferdir, diyor. İnce ile %30’a ulaştım zaferdir, diyor. HDP’ye destek verdim, zaferdir, diyor.

İYİ Parti de kazanmıştır. Öyle ya, 7 aylık parti, %10 oy almıştır. Ekranlar kendisine yasaklanmış, baskı ve şiddete maruz kalmışlardır. Buna rağmen %10 oy almışlardır. Gerçi biz, YSK önünden kazımak için jilet hazırlayanları gördük ama, oraya gelen bir Akşener’i görmedik. Ama olsun, o yine de kazanmıştır.

MHP tamamen kazanmıştır. İYİ Parti kendisinden ayrıldığı hâlde, %11 oy almıştır. Her ne kadar bu oy oranları önceden ilan edilmiş olsa da, olsun, MHP de kazanmıştır. Hatta, Bahçeli, kendine başkan seçtiği Erdoğan’ı frenlemek için “mecliste kilit parti” bile olmuştur. İyi ama ne yapacak? Meclis, yeni sistemde neye yarar? Bugüne kadar Erdoğan’a değnek olmuş Bahçeli, bugünden sonra ona karşı mı durur? Meclisin bir önemi yoktur, olamaz. Yeni sistemde meclis bitmiştir. Ama eğer bir önemi olacaksa, 301 milletvekili sayısı önemli ise, Erdoğan, nasıl seçimleri çeteler ile gasp ederek almış ise, aynı biçimde 5-10 milletvekilini satın alabilir. Zaten bu işleri onun adına ABD konsolosluğu yapmaktadır.

HDP de kazanmıştır. HDP, açıktan baraj altında kalması için her şeyin yapılması gerektiği ilan edilmiş bir parti olarak meclise girmiştir.

HDP, bizim cephemiz olduğu için, öncelikle buradan başlamalıyız. HDP başarılı olmuştur elbette. Ama başarısının ölçütü, meclise girmesi değildir. Meclis gerçekten de artık önemli değildir. HDP’nin, eğer seçimler ikinci tura kalsa idi, barajı geçmesi önemli olacaktı.

Seçim sonuçlarını önceden simülasyonla açıklayanlar, HDP’nin barajı geçmesini “istemişlerdir”. Çünkü, eğer Erdoğan kazanacak ve HDP baraj altında bırakılacak olsa idi, HDP ve sol direnecekti. Ve elbette bu direnişi kırmak için, çetelerin işe yaramayacağı açık idi. İşte bunu göze alamadıkları için HDP’nin, barajı çoktan geçmiş olan HDP’nin, %18’lere dayanmış olan HDP’nin barajı geçmesine razı olmuşlardır.

HDP’nin barajı geçmesine bakarak, seçim sonuçlarının “adil” olduğunu söylemek affedilmez bir hata olur. HDP’den ve Kürt devriminin örgütlü güçlerinden korktukları için, HDP’yi baraj altında ilan etmeyi göze alamamışlardır.

Bu, HDP ve ona oy veren bizlerin çabalarının başarılı olmadığı anlamına gelmez. Elbette gelmez. HDP ve biz, devrimciler, seçim sürecini bir direniş süreci olarak ele aldık, öyle ele almalıyız. Biz, daha önceden başlayan, yıllardır süren, direniş sürecinin bir parçası olarak, halkı bir parça daha örgütlü hâle getirme isteğimizin ifadesi olarak seçimleri ele aldık. Doğru olanı da budur. Sonuçları da sadece bu açıdan değerlendirmek gerekir. Eğer bu anlamda yol aldıksa, başarılıyız. Yok yol alamadık ise, başarılı sayılmayız. Barajın aşılmasına rağmen.

Meclis, artık tamamen önemsizdir.

Meclis, bir tiyatronun parçası olarak, arada bir iş görecektir. Erdoğan, doğrudan gasp yolu ile iktidarı elinde tutmayı başarmıştır. Ve bunun için, oldukça “ince” metotlarla çalışmışlardır.

Gerçekte kazananlar, yeni “başkanlık” sistemini dayatanlardır. Erdoğan’ın arkasındaki güçlerdir, egemenlerdir. Erdoğan bu anlamda bir kuklayı bir adım geçemez.

Başkanlık sistemi geçmiştir.

Erdoğan, kontrol altındadır.

Bundan böyle, Suriye meselesinde de daha saldırgan olacaklardır, İran’a karşı operasyonlarda da. İçeride, işçi sınıfını daha büyük haksızlıklar, artan sömürü, daha fazla açlık, daha büyük şiddet, daha fazla işsizlik, hak gaspları vb. beklemektedir. Kürt devrimine karşı daha şiddetli baskılar gelecektir. Ama başkanlık sisteminin ana hedefi, Ortadoğu’dur. ABD, bölgede daha atak olma niyetindedir.

Bu nedenle, iktidarı gasp etmişlerdir.

Kaybeden ise, büyük ölçüde işçi ve emekçi halktır.

Bu aslında tam da bir kayıp değildir.

Eski sistem zaten OHAL’lere dayanmakta idi. Baskı ve hak gaspları zaten vardı. Katliamlar ve özgürlüklerin yok edilmesi zaten vardı. Bu artık, daha da normal hâle gelecektir. İktidar, egemenler, daha büyük bir şiddetle saldıracaklardır. Bu açıdan ortada büyük bir kayıp yoktur.

İşçi ve emekçiler, İnce’nin peşine takılmakta tereddüt etmemişlerdir. İnce, daha ilk adımda, ilk randevuda, YSK önünde halkı satmış, umutları bir anda tüketmiştir. Bu bir kırgınlık, hayal kırıklığı demek olsa da, aslında, erken yaşanan bu hayal kırıklığı, bir avantaja da dönüştürülebilir.

Halkın kaybı, bir kazanca dönüştürülebilir.

Eğer, örgütlenmenin, direnebilmek için güç olmak demek olduğunu kavrayabilirsek, işçiler ve emekçiler bunu anlarlarsa, işte bu talihsizlik, bir avantaja dönüştürülebilir.

İşte o zaman bu sahte zaferlere neden ihtiyaç duyduklarını, neden kendi yasalarını bile ayaklar altına aldıklarını anlamak kolay olacaktır.

İşte o zaman sistemin çözülmesi daha da hızlanacak ve ülkede boydan boya bir devrim filizlenecektir.

İşte o zaman dipten gelen dalgayı gösterebileceğiz.