Faşizmin yaşayan yüzü Tayyip Erdoğan… – Feyzullah Tunç

İktidara geldiğinden bu yana tam 16 yılı geride bıraktı. Ve yaptıkları yapacaklarının teminatı denilerek, sonraki ilk seçimler ya oyunu koruyarak, ya oyunu artırarak iktidarda kalmayı başardı.

Fakat sonraki gelen yıllar geçenleri aratır maiyette olunca, faşizm yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı.

Şaibeli seçimler, Kuzey Kürdistan’da uygulanan baskılar, yaşanan ölümler ve buna karşı durmaya çalışan kitleler.

Söylediklerini söylememiş gibi davranmak, kendisine destek olan para babalarını kayırma, kollama sıfırlanan milyon dolarlık vergi borçları, istediğini tutuklatma, istediğini öldürme.

Kendinden olmayanı ötekileştirerek yok sayma, daha da olmadı polisle, cezaevleri ile korkutma operasyonları içinden geçirilen bir halk.

Daha da olmadı mı?

Bir gece ansızın gelerek evinden, sokaktan aldılar insanları, o yetmedi kendine bahaneler üretip sokak ortasında devletin resmi araçları ile halkı koruması gereken polislere insanları, çocukları öldürttü panzer altlarında kaldı yaşamları. Cezaevlerinde son buldu gözlerde ki hayat ışığı.

Köşeye sıkıştığı her an kimi zaman geldi Rusya başkanı Putin’e kafa tuttu, kimi zaman Trump’tı hedefteki. Bugün dostum dediği üstünden yarım saat geçmeden baş düşman oluverdi ne hikmetse.

Davos’ta yaşananlar başka bir facia zaten kameralar karşısında sanki, İsrail devlet başkanı Simon Peres’e kükreyen aslan, salondan ayrılır ayrılmaz moderatöre karşı yaptığını söylediği o ‘meşhur’ ONE MİNUTE çıkışı.

Zaten ne geldiyse bundan sonra gelmedi mi başımıza, adam kendini ulaşılmaz, vazgeçilmez, her şeye müktedir görmeye bundan sonra başlamadı mı?

Dün kardeşim dediği, birlikte tatile gittiği Esad, şimdi düşman oldu, adıda Esad iken bir anda ESED olu verdi.

Mavi Marmara gemisinde ölüme yolladığı insanlara ve Türkiye’ye bunun hesabını İsrail’den soracağım diye gürleyen KEDİ, kameralar salondan çıkınca İsrail ile planlar yapmaya koyuldu.

IŞİD’i terörist olarak gördüğünü söyleyen zat, arkadan oğluşu Bilal’in GEMİCİKLERİ ile IŞİD’in zorla ele geçirdiği petrolleri diğer ülkelere taşıdı.

Alllah’ın lütfu dediği ve zat’ın bilgileri ile prematüre doğumu gerçekleştirilen darbe ise başka bir macera, bu sayede kendisine muhalif olarak gördüğü kim varsa el altında çekmenin gerekçesi yapıldı bu 15 Temmuz darbesi.

Akademisyenler işlerinden, öğrenciler okullarından, devlet memurları çalıştıkları dairelerden fişlenip atıldılar.

İnsanlar hiçbir şeyleri yokken devletin 80’lerde ki ispiyonculuk merkezini tekrar hayata geçirip insanların birbirlerini şikayet etmelerini, birbirlerini suçlamalarının yolunu açtı. Komşu komşuyu ile tartışır koşar telefona sarılır. Aradığı numara 155 polis, komşusunu yok FETÖCÜ olmakla, yok PKK’li olmakla suçlar. Bundan sonra artık ayıkla pirincin taşını. Uğraşki derdini anlatabilesin.

Muhalif olanlar zaten suçlu onlar için söyleyecek söz yok. Onların yaptıkları, aldıkları nefes dahi suç. Telefon dinlemelerinden, ortam dinlemelerine, fiziki takipten keyfi gözaltılara, gerekçesiz uzatılan gözaltı sürelerinden, dosyalara getirilen gizlilik kararına kadar, muhaliflere uygulanan her şey mübah, her şey serbest.

Çocuklarını, eşlerini, babalarını gözaltına alıp, gözaltında işkenceli sorgular neticesinde yüreklerinde ki umudu, gözlerinde ki ışığı söndüremedikleri Hasanların, Rıdvanların, Mustafaların ve daha nice insanların yaşamlarını sonlandırmaktan, ailelerin hayatlarını karartmaktan, kararmış yürekleri, içlere doğru kaçmış göz bebeklerinde aldıkları zevki görmek mümkün bu gerçekten mümkün.

Bu kadar insanın ölmesinde, öldürülmesinde en ufak bir hak talebinde bulunulmasında yada buna yönelik yapılan bir grev’e, bir eylem’e ülke genelinden getirilen tüm polislerle saldırmak, gaz fişeği, plastik mermi, tazyikli su ile müdahale etmek, üç kişinin bir araya gelmesini engellemeye çalışmak.

Toplumun yüreğine korku tohumları ekmek, yüreklere korku salıp, kitleleri üzerinde yarattığı korku ile toplumu yönetmeye ve yönlendirmeye çalışmak, insanların zaaflarından faydalanıp bu zaafları kendi lehine kullanmayı amaçlamak.

Bir devlet yöneticinin değil, bir mafya babasının, bir çete reisinin yaptıklarına ne kadar da çok benziyor.

Kendini yenilmez görmek, her şeye hakkı olduğunu düşünmek, kadınların kaç çocuk doğurması gerektiğinden tutun insanların evlenmesine, sigara içip içmemelerine, ekmeği nasıl yiyeceklerine kadar tek karar mercii kendisi olduğuna inanmak.

Yaşanan güç zehirlenmesine bağlı ortaya çıkan FAŞİZMDİR!

Reiste tam olarak bunu yapıyor.

Kendine bağlı, kendine kul olan bir kitle yarattı. Bunun vermiş olduğu hazla geçiriyor günlerini.

O’na biri şunu söylesin;

Bu dünya Sultan Süleymana kalmadı, sana da kalmayacak.

09.09.2018