‘Ezanı protesto’ henüz icat edilmedi- Ümit Kıvanç

“Vatandaş hassasiyet gösteriyor”muş! Sizin propaganda aygıtınızdan vazifeli bir şahıs yalanı ortaya atana kadar vatandaşın haberi mi vardı ıslıktan bilmemneden? Ne incelemesi? Neyin analizi? Anlaşılıyor ki, Kurtulmuş ve Çelik’in 8 Mart yürüyüşünde ezanı protesto ettiklerini ileri sürdükleri tipler, şu Kabataş’taki mâhut üstü çıplak, deri pantolonlu sapıklar.

8 Mart Kadınlar Yürüyüşü’nde yatsı ezanının ıslıklar ve düdüklerle protesto edildiği, ezana hakaret ve saygısızlık edildiği vs. yalanı, iktidarın çok tehlikeli yeni silahı veya kozu olarak ortaya sürüldü. Belediye seçimlerini “bekâ meselesi” ambalajıyla pazarlayan iktidar, hareket imkânının son sınırına geldi dayandı. Beklenenden de hızlı.

Kimi iktidar tetikçilerini bile “yahu bu kadar da değil” noktasına getiren “ezana hakaret” yalanının nasıl imal edildiği, ortaya sürüldüğü, yayıldığı, allanıp pullandığı, siyaset ve devlet yönetiminin en üst düzeyinde nasıl ateş topuna dönüştürülüp üzerimize savrulduğu, ben bu satırları yazarken, artık herkesin bildiği bir gerilim-macera öyküsü. Okan Başal’ın Evrensel’deki toparlamasında, 11 Mart öğle saatlerine kadar olan bitene dair bütün bilgiler var; bu yüzden, iktidar propaganda aygıtının birörnek manşetlerle katliam teşvikçiliği yaptığı hadisenin ayrıntılarına burada girmeyeceğim.

11 Mart öğleninden itibaren, siyaset ve devlet yönetiminin en üst düzeyi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın izinden giderek, “ezana hakaret ettiler” iddiasını sahiplendi. Önce AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş, bilahare AKP Sözcüsü Ömer Çelik, yeni “Kabataş Yalanı”na yakıt takviyesi yaptılar.

Kurtulmuş, meseleyi hafifçe yumuşatmasına rağmen, mesnetsiz iddiayı pekâlâ doğruladı. “Belki bunu yapanların çok az bir kısmı hakaret etmek istedi,” dedi. Yani az maz, birileri yapmıştı ona göre.

Numan Bey, bunun hemen arkasına, az maz, olayın yine de hafifsenmemesi gerektiğini bildiren şu sözü ekledi: “Caminin gölgesinde ıslıklar, protestolar; bu kabul edilebilir bir şey değil. Milletimizi yaralamıştır.” Ne demek? Polis zor kullanarak yürüyüşü engelliyor diye çalınan ıslıkların, düdüklerin camiyle ne ilgisi var? İçkili lokal ruhsatı mı bu?

Kurtulmuş’un ifadesinden apaçık anlaşılan, aslında ezanı protesto diye bir hadisenin vukûbulmadığını kendisinin de bildiği, yine de yalanın getirisinden yararlanmaya engel olmamak maksadıyla -zira lider dünden yolu gösterdi, oradan sapamaz- “kötü bir şey oldu”yu bu defa “cami gölgesi” motifiyle ortaya sürmeye çabaladığı. Doğrusu, minare gölgesi ile davul tozu olacaktı halbuki. Bu yetmezse diye, “gayrimüslim yurttaşlarımızın bile ezana saygı gösterdiğini” hatırlattı AKP genel başkan vekili. “Bile” de o yurttaşlarımızın ikinci sınıflığının tescili.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik’se, kesin konuştu: “O yürüyüşte ezan protestosu yapılmıştır. Belli bir grubun bu protestoyu gerçekleştirdiği de ortadadır.” Nasıl ortadaymış? İlkin şöyle: “Bu şahıslar tarafından da bu yapılanlar sahiplenilmektedir.” 8 Mart yürüyüşüne katılıp da özel olarak “haydi ezanı protesto edelim” kararı alan, arbedenin ortasında ezan başladığında “hah!” deyip protestoya koyulan, sonra da buna sahip çıkan birilerine rastlayan oldu mu? Ömer Çelik’in “bu şahısları” kimler? Var mı böyle birileri? Hattâ ezanın başladığını duyabilen var mıydı orada?

Beyhûde bunlar; esas soruya geçelim hemen: Şart midur? Biliyoruz ki hayır. Türkiye’nin bu devrinde, iktidar sahiplerinin “şunlar şöyle yaptı” demesi için, “şöyle” bir şeyin yapılmış olması da, “şunlar”ın sahiden varolması da gerekmez.

Çelik gerisini şöyle getirdi: “Ezanın Türkiye’de ideolojik olarak kullanıldığına ilişkin açıklamalar, bu yürüyüşe katılanların çoğu tarafından da dile getiriliyor. Ezanla hesaplaşma içerisinde olduklarına dahil hâlâ bu açıklamalara devam ediyorlar. Analiz ederseniz karşınıza böyle geliyor.

Bu yürüyüşe katılanların “çoğu” hayatında ezanla ilgili herhangi bir beyanda bulunmuş mudur? Hani nerede? Fakat bu soru da geçersiz. AKP sözcüsünün böyle demesi için bu şart yok. “Ezanla hesaplaşma” ne demek? Dinle meselesi olan herhangi bir kimsenin ağzından “ezanla hesaplaşma” diye bir laf mı çıkmış? Nerede? Ne zaman? Hepsine birden cevap: şart midur?

Ömer Çelik’e kulak verelim: “Tabiî ki vatandaşımız bu konuda hassasiyet gösteriyor. İslâmî bir hassasiyettir. Bu tepkiler normal. Dükkanların basılması, bir takım insanlara şiddet tavsiyesine tabii ki de olumlu bakmayız. İnsanların tehdit edilmesi gibi bir şey yok. Tam tersine, incelemeleri yaparsanız ‘İslâm’ı da, ezanı da protesto ediyorum’ diyenler vardır.

Bu incelemeler nerede yapılıyor? İncelenen nedir? Bunları sormuyoruz bile; kendimizi daha fazla aciz ve fuzulî hissetmemek için. “Vatandaş hassasiyet gösteriyor”muş! Sizin propaganda aygıtınızdan vazifeli bir şahıs yalanı ortaya atana kadar vatandaşın haberi mi vardı ıslıktan bilmemneden? Ne incelemesi? Neyin analizi? Anlaşılıyor ki, Kurtulmuş ve Çelik’in 8 Mart yürüyüşünde ezanı protesto ettiklerini ileri sürdükleri tipler, şu Kabataş’taki mâhut üstü çıplak, deri pantolonlu sapıklar.

Yalancılar dahil herkes pek iyi bilir ki, Türkiye’nin hiçbir döneminde, en sıkı din düşmanlarının toplaştığı bir yerde bile kimsenin aklından “ezanı protesto etmek” diye bir şey geçmemiştir. 1970’lerde bu ülkede sayıları yüz binleri bulan komünistler vardı. Hemen her gün büyükşehirlerde yürüyüşler, gösteriler olurdu. Benim yaşımdakilerin ömrünün kaç yılı bunların içerisinde geçti. Hayatımda böyle saçma bir laf duymadım. İnsanların dinle meselesi elbette olabilir, ama “ezanı protesto” nedir ya?

Ha, ezanla ilgili ciddî sorun var tabiî bu ülkede. Ezan, çok uzun yıllardır, müminleri ibadete çağırmak için okunmuyor, güç-kuvvet gösterisi olarak kullanılıyor. Hele bir vakit, hem çoğu yerde rezalet derecesinde kötü okunuyordu hem cami hoparlörlerinin kalitesi berbattı, bir de farklı yerlerden gelen sesler birbirine karışınca ortaya namaza niyetleneni dağ başına kaçırtacak bir keşmekeş çıkıyordu. Ve ben de dahil, hiç de dindar olmayan birçok insan bunu dert ediniyorduk. (Ezan başladığında babaannemin yüzünde beliren ifadeyi hatırlamak benim bununla uğraşmam için yeterliydi; lâkin bugünün kıçtan ısıtmalı makam arabaları devrinde bu hal olsa olsa zavallıca naif fantezi muamelesi görür.) Şimdi neyse, ezan çok yerde eskisine göre daha güzel okunuyor, ampliler-hoparlörler de kaliteli hale getirildi, durum daha bir düzeldi. Bu defa da camiler arasında kim volümü daha çok açacak yarışı başladı. Oysa ezana yakışan bir derinlik var, sesin nereden geldiğinden emin olamadığınızda yarattığı bir güçlü etki var. Kudret gösterisi uğruna bunların feda edilmesi şüphesiz müminliğe değil çok başka şeylere işarettir. Ama bunları ezan üzerinden tartışmaya girişemeyiz, maazallah, sokak ortasında linç ediliriz.

İşte aslında yaratılmak istenen, böyle bir ihtimaldir. Fakat sonuna kadar gidilmeden, bunun herkesin zihninde kanlı canlı, ama özellikle kanlı, sûrette şekillenmesi sağlanarak. Evet, pat diye söyledim.

Son yalan tezgâhının iki hedefi var. Bu ikincisi. Ezcümle muhaliflere yönelik mesaj: Şakamız yok, bundan böyle sokak ortalarında katledilirsiniz, ona göre. İlkiyse, mâlûm, seçim için yaratılan kamplaşmada, kararsızlığa düşmüş iktidar bloku seçmenine öbür kamptaki “dinsizlerin” fenalıklarını göstererek, “onlar gibi olursun, cehenneme gidersin” motifinden yararlanmak.

Fakat “ezana hakaret ettiler” operasyonunun ortaya koyduğu bir de istenmeyen gerçek var: İktidarın sırtı duvara yaslandı. “Bunlar dinimize küfrediyor”, bu topraklarda varılacak son sınırdır. Bu da tutmazsa sıçranacak yer kalmıyor. Belki savaş olabilirdi. Lâkin Türk ordusu İran’a dalamaz, Yunan Adalarını almaya kalkamaz. Tabiî akla hemen Suriye geliyor, ama ordunun oraya dalıp kendine Yedi Düvel 2.0 yaratması imkânsız. Şu andan bile, mevcut iktidarın kendi bekâsı uğruna girişebileceği büyük ve kanlı maceralara bizzat kendi içinden ciddî itirazların yükseleceği görülüyor. Kolay iş değil, memleketin yarısını “sizi her an katledebiliriz” tehdidi altında tutarak iktidar sürdürmek. Doları var, kıçtan sıtmalı makam arabası ihtiyacı var…

Evet, sırt duvara dayandı. Gözünü iktidar bürümüş, sırtı duvara dayanmış muhterisler büyük felaketlere yol açabilirler, doğru. Ama zaten, siyasî fasıllardan geçtim, haysiyetini korumak diye bir derdi olan herkes artık her an her şeyi göze alarak yaşıyor. Ve toplumdaki yaratıcı muhalif enerjiyi emerek gizli bölmeden atık sularına karıştırıp heder eden CHP gibi bir mekanizmaya rağmen iktidarın uzağında hayırlı bir cesaret enerjisi birikiyor. Üstelik, bir tarafta AKP’nin “inşaat ya resulallah”ıyla simgelenen, “güzel ahlâk”ı inkâr düzeni, öbür tarafta DAİŞ’in tecavüzcü katilleriyle sahneye çıkıp o korkunç oyununu sergileyen İslâmcılık, oradan bir daha hiçbir yerde sahne alamayacak şekilde indi. Çoktan indi, haberi yok.

Velhâsıl, bunca badireden sonra, yine yalanla ve zulümle âbad olmayı vaaz eden, uğraş edinen ve içine sindirenlerdir “vatandaş”ın hassasiyet göstermesi gerekenler. İktidar uğruna insanların arasına nifak sokanlar, seksen milyon insanın bugününü berbat eden, geleceğini tehlikeye atanlardır. Yalancıdırlar, hilebazdırlar. Dine ve ezana hakaret edenler de, esas olarak, kendileridir.