Erdoğan’ı HDP korkusu bitirecektir… – Aziz Tunç

Erdoğan, 14 Haziran’da İstanbul’da partisinin mahalle başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Erdoğan’ın toplantıda konuştukları sosyal medyaya yansıdı. Erdoğan’ın HDP düşmanlığı, çok iyi biliniyordu. Yalnız bu toplantıyla, Erdoğan’ın HDP düşmanlığı, açıkça ilan edilerek, Erdoğan’ın kendi ağzından, bütün Türkiye halkları tarafında öğrenilmiş oldu.

Söz konusu toplantıda Erdoğan, “HDP’yi barajın altında bıraktırmak” için emrindeki partililerine, çok önemli bir sırrı ifşa edercesine ve yalvaran bir ses tonuyla, konuşuyordu. Özgüveni kaybolmuş, korkudan dizleri titreyen birisi gibiydi. “Dışarıda konuşmam ama size söylüyorum” diyerek, HDP korkusunun yönettiği ruh hâlini itiraf ediyor ve “HDP’nin barajın altında kalması, bizi daha iyi bir noktaya taşıyacaktır” diyerek, aslında “mezarlıktan geçenin korkudan ıslık çalması” gibi yüksekten atıyor, gerçeği gizliyordu. Yani kaybetmiyormuş, zaten kazanıyormuş da, daha çok kazanmak için HDP’nin baraj altında kalması gerekiyormuş gibi. Hayır öyle değil Reis!.. Bal gibi kaybettin, kaybediyorsun.

Gerçek o ki Erdoğan’ın bu konuşması tam bir itirafnamedir. Erdoğan, bu konuşmasıyla HDP’den, Demirtaş’tan ve HDP’nin temsil ettiği demokratik muhalefetten ne kadar çok korktuğunu açıkça itiraf etmiştir. Böylece HDP’nin varlığının ve mücadelesinin Erdoğan’ın kâbusu olduğu, bir kez daha teyit edilmiş oldu. Ayrıca sanılanın aksine, Erdoğan’ın bu konuşması, “yenilmeyen büyük lider” olduğuna dair oluşturulmuş olan imajın bozulmasını, kendisine oy veren kitlelerde yaratılmış olan sanal karizmanın çizilmesini de sağlayacaktır.

Halkların örgütlü mücadelesinin ifadesi olan HDP’nin Erdoğan’da yarattığı bu korku, tek başına Erdoğan’a yeter!.. HDP korkusu, Erdoğan’ı iflah etmeyecek, siyaseten bitirecektir.

İhsani’nin dediği gibi;
“Korkuyorlar, korkacaklar korksunlar,
Geliyoruz geleceğiz yakındır”

Erdoğan’ın söz konusu korkusu boşuna değil, gerçektir. HDP’nin ortaya koyduğu performans ve doğru politikalardan dolayı Erdoğan, seçimi kaybettiğini fark ettiği için, seçim falan dinlemeden, her durumda savaşa ve katliamlara yönelmiştir.

Erdoğan’ın, “HDP’liler üzerinde çok özel çalışma yapın” demesinden bir gün sonra, Urfa Suruç’ta AKP adayı ve merkez yöneticisi, hempalarıyla birlikte, kendilerine biat etmedikleri için dört Kürt esnafının kanına girdiler. Bu katliamın Erdoğan’ın konuşmasında güç almadığını düşünmek gerçeğe ihanet olur.

Zaten Erdoğan/Bahçeli faşizmi, Kürtlere ve tüm demokrasi güçlerine karşı kuralsız bir savaşın tam içindeyken bu seçim kararını aldılar. Doğal olarak seçim ortamlarının demokratik olması, herkesin kendi görüşünü özgürce ifade edebileceği bir ortamın varlığı, seçimlerin şaibesiz olması açısından önemlidir.

Ancak Erdoğan’ın hiç ama hiç böyle bir kaygısı olmadı. Erdoğan, bırakalım asgarî demokratik ortamı, tam tersine, bütün demokratik imkân ve hakları, kendisinin lehine ortadan kaldırarak seçime gitmekte ve elinden gelen her şeyi, HDP’nin barajı aşmaması için değerlendirmektedir.

OHAL ve KHK uygulamaları zaten toplumu hareketsiz kılmak için ipe sapa gelmez her türlü yasağı koymaktadır. Bir de bunların yetersiz olduğu yerlerde, sadece HDP’lilere özel ve keyfî baskılar uygulanmaktadır.

Gün geçmiyor ki, HDP araçlarına, binalarına saldırı olmasın. Gün geçmiyor ki, AKP yetkililerinden birileri, HDP veya Demirtaş hakkında bir yalan beyan, hakaret veya iftira etmemiş olsunlar. Özel tim araçlarıyla HDP’nin bayrakları indiriliyor. HDP’nin adayları, eş başkanları, defalarca engellendiler, saldırıya uğradılar. Her gün bir yerlerde yapılan siyasal operasyonlarla HDP’liler gözaltına alınmakta, tutuklanmaktadırlar.

Erdoğan ve uşakları her gün Demirtaş’ı ve HDP’yi hedef alan, iftiralar ve hakaretlerle, seçimlerde kaybettikleri inisiyatifi ele geçirmeye, aleyhlerine gelişen atmosferi lehlerine dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

Erdoğan ve şürekası, seçimi kaybettikleri gibi kendilerini de kaybettiler, kimyaları bozuldu. Bir gün Erdoğan hakim olup birilerini yargılıyor, bir başka gün soy’suz bir bakan yüksek perdeden atıyor, diğer gün Bilal Oğlan, başka bir gün Enişte Bey, hemen arkasından düşük profilli Başbakan, arka arkaya HDP’ye saldırıyorlar.

Bütün bunların da toplumu teslim almaya yetmediğini gören Erdoğan ve hempalarının, sürdürülen savaşı daha üst boyutlara taşımaya çalıştıkları görülmektedir. Aynen 7 Haziran’dan önce yaptıkları gibi, katliamlara yönelmek veya bugünlerde çok söylendiği gibi “Kandil’e bayrak dikmek” gibi hezeyanlara sarılmaktadırlar. Erdoğan, bu katliamlarla ve savaş yöntemiyle, kaybedeceğini anladığı seçimi kazanmaya çalışmaktadır. Yani Erdoğan, güçlü olduğu için değil, korktuğu için savaşçı-katliamcı politikalara yönelmektedir.

Erdoğan, seçimleri doğal seyri içinde kazansaydı, kaybettiği meşruiyetini yeniden tesis etmiş olacaktı. Kaybedeceğini anlayınca da 7 Haziran 2015’ten beri sürdürdüğü savaşı, seçim koşullarında da devam ettirmek istemektedir.

Ancak bunların hiçbiri ve Erdoğan’ın bütün yapabilecekleri, Erdoğan’ı HDP korkusundan ve bu korkunun sonucunda yaşayacağı yenilgiden kurtaramayacaktır. Ayrıca dünya alem biliyor ki Erdoğan’ın savaşçı-katliamcı hesapları da tutmayacak, “yanlış hesabın Bağdat’ta döndüğü” gibi Kandil’den geri dönecektir.

HDP’nin Erdoğan’da yarattığı kâbus, Erdoğan’a da diğer faşist
diktatörlerin yaşadığı hezimeti yaşatacaktır. Çünkü “korkunun ecele faydası yoktur.”