Devletin “zor”la imtihanı! – Feyzullah Tunç

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana her fırsatta, her sıkıştığında insanlığa karşı ‘zor’ silâhını kullanmaktan hiçbir çekince görmemiştir.

Ortadoğu’nun sınırında olmasında kaynaklı nerede ve nasıl duracağını ayarlayamayan hükümet ve devlet yetkilileri, Ortadoğu’nun feodal ilişki çerçevesinden çıkamadan, hatta çıkmadan, Avrupa yaşam tarzını uygulamak istediler. Bu durum hâliyle ortaya ne idüğü belirsiz bir toplum çıkardı.

Türkiye’deki devlet ve derin devlet yöneticileri, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kendi istedikleri gibi kendilerine biat eden bir toplum arzusu ile tarihi ve toplumu şekillendirmeye çalıştılar. Tabii bunu yaparken dini siyasete, siyaseti tarihe karıştırarak ve devletin, toprağın, bayrağın sorgulanmaması için bunlara bir kutsallık, bir özerklik yüklediler, bu şekilde toplumu arzuladıkları noktaya getireceklerini düşündüler.

Toprağa, vatana, bayrağa biçilen bu kutsallık ile geliştirilen şovenizm ve milliyetçilik hâliyle kendileri gibi düşünmeyen, onların istedikleri gibi hareket etmeyen ve isteklerini kabul etmeyen herkesin ötekileştirilmesi ve asimilasyonunun haklı bir gerekçesi oldu.

Devlet istediğini elde edebilmek için herkesin kendine biat etmek zorunda kalmasını isterken, buna direnen herkese, her kesime karşı zor silâhını kullanmaktan hiçbir zaman kaçınmadı. Ve bundan sonra da kaçınmayacaktır.

1915’te Ermeni soykırımından 6-7 Eylül’de Rum katliamına, Süryani katliamından Kürt katliamlarına, Sivas katliamından Maraş katliamına, Çorum katliamından Gazi katliamına, Malatya katliamından Ankara Gar katliamına, Ağrı’ya, Zilan’a, Dersim’e, Digor’a, Balgat’a, Bahçelievler’e, Kızıldere’ye, 19 Aralık’ta cezaevlerine, Diyarbakır’da cezaevine, Çeltek madenci katliamından Soma katliamına… Devlet her fırsatta bu katliamları kullandı ve kullanmaya devam ediyor.

Dünyada tarihler 20 Temmuz 2015’i gösterdiğin de, Kürt halkı ve Kürt özgürlük mücadelesinin Kobanê’de gerçekleştirdikleri devrimi yerinde görmek savaş bölgesindeki çocuklara ve kadınlara yardım ve gıda malzemesi götürmek için Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu SGDF’nin çağrısı ile hazırlıklar tamamlanır ve yola çıkılır. Urfa’nın Suruç ilçesine gelindiğinde emniyetle görüşmek ve dinlenmek için Amara Kültür Merkezi’nde beklerler ve ne olursa burada olur. AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile IŞİD’in kanlı ve karanlık eli Suruç’ta kendini gösterir ve 33 düş yolcusunu yaşamdan, hayallerinden, ideallerinden, kurmak istedikleri aydınlık ve özgür yarınlardan koparır alır.

Özgür ve aydınlık bir gelecek düşleri kuran 33 fidan, 33 düş yolcusu aydınlık yarınların, özgür bir dünyanın örgütlü bir güçle, dayanışma ile var edileceğinin bilinci ile çıktılar bu yola. Kobanê’deki Kürt halkının özgürlüğünün Türk halkının özgürlüğü olduğunun bilinci ve özgür yarınları dayanışma ile birlikte kurmak için çıkmışlardı.

Kobanê “düştü, düşüyor, düşecek” diyen Tayyip Erdoğan, Kürt halkının efsanevî direnişi karşısında bocalamış, adeta dilini yutmuştur. Kürt halkının Stalingrad direnişine benzetilen direnişi karşısında afallayan devlet ve tetikçileri IŞİD çeteleri, Kürt halkı ile sosyalistlerin dayanışma ile oluşturmaya çalıştıkları kardeşlik köprüleri karşısında vücutlarındaki tüm zerrelere kadar korkuyu hissederek yaşadılar. Bu dayanışmayı yok etmek için, edilen telefonlar, yapılan görüşmeler, verilen emirler ve IŞİD çetesinin patlattığı bokba. 33 genç, özgür yarın düşleri kuran pırılpırıl insan yaşamdan zorla koparılıp alındı.

Deniz’leri kurtarmak için, Mahir’leri Kızıldere’de katleden zihniyetle, Sivas’ta, Gazi’de Alevileri katleden zihniyetle Suruç’ta 33 fidanı katleden zihniyet aynıdır.

Devlet her sıkıştığında yaptığı gibi katliam silâhına sarılmış ve bunu, desteklediği paramiliter güçler aracılığı ile yapmıştır.

Onlar vurdukça biz direnmeye devam edeceğiz.

Onlar katlettikçe biz artmaya devam edeceğiz.

33 Düş Yolcusu’nun düşlerini gerçekleştirene kadar.

20 Temmuz 2018