Devlet ve sermaye el ele Çaldağı’nı yok ediyor!

Bir İngiliz şirketinin ilk adımı attığı ve sonra farklı şirketlere devredilen Manisa Turgutlu’daki Çaldağı nikel madeni, doğayı adeta katlediyor. Mahkeme bilirkişi ÇED raporunu beğenmedi, Danıştay ise raporu onayladı

İngiliz bir firmanın Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bulunan Çaldağı’nda nikel madeni işletmek için başvurmasıyla başlayan süreçte İngilizler halkın tepkisi sonucu projeyi devretti, devralan şirket de aynı gereçeyle başka bir firmaya devretti. Yerel mahkeme ise skandal bir karara imza atıp kendi atadığı bilirkişi raporunu kabul etmeyerek madenin işletilmesinin önünü açtı. Danıştay da bu karara uyarak davayı onayladı. Baştan aşağı hukuk skandalının yaşandığı sürece yönelik olarak, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Ali Uğurlu imzasıyla bir açıklama yayınladı. Açıklamada, Çaldağı Kompleks Madeni (Nikel-Kobalt-Demir) Proje Değişikliği ve Ek Üniteleri Projesi’ne Danıştay’ın yeşil ışık yaktığı hatırlatılarak, “İlk ÇED raporu iptal edilen, daha sonra verilen ÇED raporu iptal davasında ise bilirkişinin iki kez madenin yapılamayacağı kararına ve mahkeme başkanının da karşı oyuna rağmen yerel mahkeme ÇED’in iptalini reddetmişti. Danıştay şimdi bu kararı oy çokluğu ile onadı” ifadeleriyle doğa ve halk için davayı takip etmeye devam ederek kamuoyunu bilgilendireceği belirtildi.

18 milyon ton asit

Açıklamanın devamında, “Bu karar ile; madenin çıkarılıp saflaştırılmasında kullanılacak 18 milyon ton sülfürik asitin doğayı mahvedeceği; Çaldağı’nda kurulması planlanan maden-kimya fabrikasının sadece yakın çevresini değil tüm Gediz Vadisi’ni, başta ormanlar olmak üzere vadiyi sınırlayan dağlardaki tüm canlı yaşamı, Menemen Ovası’nı ve Foça Ovası’nı hatta Manisa, İzmir ve İzmir Körfezi’ni geri dönülmez şekilde kirleteceğini, bölge halkının geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık faaliyetinin yapılabilmesi için suyun, tarım alanlarının ve meraların korunması gerektiği, patlatma- kırma-eleme tesislerinden ortama yayılan, eleme sırasında açığa çıkan, tesisin yapılacağı alanda depolanan malzeme yığınlarından taşınan tozun, civar köylerin, tarlaların, evlerin üstüne, ormanlık alana, tarım alanlarına ulaşacağı” belirtildi.

Telafisi imkansız zarar!

Maden işletmesindeki pasa depolamadan ve atık depolamadan gelecek arsenik başta olmak üzere kayaçlarda bulunan diğer elementler ile dere ve yeraltı sularının sürekli kirleneceği, yaşam için köylülere ve diğer canlılara sağlıklı su taşıyamaz hale geleceğinin belirtildiği açıklamada, “Dokuz kişilik uzman bilirkişi heyetinin yaptığı çalışmalar sonucu ÇED raporunun yanlış ve yetersiz olduğu kararına ve mahkeme başkanının da karşı oyuna rağmen Danıştay’ın böyle bir karara imza atarak ÇED raporunu onaylaması sonucu tarım alanlarıyla, su havzaları ve orman ile çevrili bölge büyük zarar görerek ÇED’in uygulanması sonucu telafisi imkansız zararlar ortaya çıkacaktır” değerlendirilmesinde bulunuldu.

TURÇEP: Madeni kesinlikle çalıştırmayacağız

Yaşanan süreçle ilgili görüşüne başvurduğumuz Turgutlu Çevre Platformu (TURÇEP) sözcüsü Metin Sert, “Anlamlı ve ibretlik bir içerik taşıması bakımından verdiğimiz ekoloji mücadelesinin hukuksal sürecine ilişkin kısa bir özet aktarmak istiyorum. Turgutlu’da uygulanmak istenen bu madencilik projesi bir İngiliz şirketi olan European Nichel projesidir. Ancak halkın bu vahşi madencilik projesine karşı direnişini aşamayacağını görünce projeyi bir Türk şirketine devretti. Projeyi ve Çaldağı’nda kurulan tesisleri bir Türk şirketi olarak devralan VG Madencilik şirketi de mevcut ÇED raporu ile bu işi götüremeyince ÇED’de değişiklik yapma ihtiyacı duydu ve böylece 2. ÇED süreci başladı. Ancak başta TURÇEP ve yöre halkı ile STK’ler ve odalar bunun sadece yeni bir oyun olduğu iddiası ile bu kez de 2. ÇED raporunun iptal edilmesi için dava açtı. Bunun ardından yapılan keşif sonucu görülen davada, mahkeme heyeti bizleri haklı bularak ÇED raporunun yanlış ve yetersiz olduğunu belirterek ÇED raporunu iptal etti” dedi.

Hukuksal skandal

Metin Sert açıklamasının devamında, “Danıştay, daha geniş çapta keşif yapılması gerektiği gerekçesi ile bu kararı bozdu ve yeniden, daha fazla sayıda bilirkişinin katılımıyla keşif yapılmasını istedi. Yerel mahkeme bu karara uydu ve her biri kendi alanında uzman olan 9 kişilik bilirkişi tayin etti ve kendilerinden belirlediği 25 soruyu da cevaplandıracak şekilde bir keşif raporu istedi. Yapılan keşif sonrası 9 kişilik bilirkişi heyeti oybirliği ile “Bu ÇED yanlış ve yetersizdir” kararı verdi. Bu durumda mahkemenin normal olarak ÇED raporunu iptal etmesi gerekiyor. Ancak mahkeme, bu bilirkişi karar raporunun önceki ÇED raporuna göre geçersiz ve hükümsüz olduğuna karar verdi. Bu bir hukuk skandalı değilse nedir? Böylece mahkeme 2. ÇED rapuru hakkındaki dava açma başvurusunu reddetti. Bu karara itiraz edip konuyu temyize taşımamıza rağmen, temyiz mahkemesinin de mahkemenin kararını onaylaması nedeniyle şimdi de konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıma çalışmalarına başladık. Bizler davamızda son derece haklıyız ve ne pahasına olursa olsun bu madeni çalıştırmamakta kararlıyız. Gerekirse konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar da götürecek, bu madene kesinlikle geçit vermeyeceğiz” diye belirtti.