Cezayir: “Halk kendi kararlarını vermek istiyor”

Cezayir’de 22 Şubat’a başlayan büyük kitle gösterilerin temel hedefi 20 yıldır iktidarda olan Cumurbaşkanının yeniden aday olmasına karşı çıkmak ve istifasını istemekti.

1 ve 8 Mart’taki büyük eylemlerin ardından Buteflika başkanlığını sürdürme girişimini geri çekmek zorunda kaldı, ama seçimleri de belirsiz bir tarihe erteledi. Halk seçimleri erteleme kararına ve halen süreci tepeden belirlemeye çalışmasına tepki koyarak 15 Mart’a tekrar sokağa çıktı. Devlet ve hükümette bir dizi göstermelik değişikliklerle süreci sonlandırmak istese de sokağa çıkmış öfkeyi dindiremediler. Halk 22 Mart’a tekrardan beşinci kez sokağa çıktı.

22 Mart’ta ki gösteriler, daha derli toplu oldu. Kitleler kendi taleplerini formüle ederek sokağa çıkmışlardı. Bu iktidardaki çetenin tümden gitmesi, halkın egemenliğinin yeniden tesisi ve anayasanın uygulanması…

Bu istemler size geri gelebilir ama Cezayir’de kurtuluş savaşı sırasında oluşturulan anayasada o zamanki halk mücadelelerinin kazanımı olan çok sayıda demokratik madde vardır, ama bu yasa hiç bir zaman uygulanmamıştır.

29 Mart’ta tekrardan sokağa çıkan on binlerce gösterici sistemin toptan değişimi gibi daha net sloganlarla yürüdü. Bu arada FCE (Cezayir’in TÜSİAD’ı) eski başkanı kaçarken sınırda yakalandı. Bu arada Cezayir devleti sokak gösterilerini dindirmek için çeşitli değişiklikler birbirini izledi.

5 Nisan’da göstericiler büyük bir gösteriye hazırlanırken 3 Nisan’da Cumurbaşkanı istifa etti. Ancak istifa gösterilerin bitmesine yetmedi. Kitleler bir kez daha sokağa çıktılar ve bütün çete istifa etsin çağrısı yaptılar.

8 Nisan’da işçi sendikaları 2 günlük genel grev çağrısı gerçekleştirdi. Greve katılım oldukça yüksekti. Maden işçileri liman demiryolu işçileri medya ve gazete çalışanları başta olmak üzere birçok sektörden katılım oldu. Yarın da genel grev devam edecek.

Cezayir de sokak gösterileri başladıktan sonra hemen yönümüzü oraya döndüğümüzde neden ve niçinleriyle ilgili maalesef derinlikli bir bilgiye ulaşmak zor oldu. Bu günü anlayabilmek için geçmişe, buraya nasıl gelindi, oradan bakalım.

Cezayir halkı 1954 yılında başlattığı bağımsızlık mücadelesinde bağımsızlığını biçimsel olarak kazanmış görünse de, Cezayir’de kurulan sistem hiçbir zaman aslında bağımsız olmamıştı. Her zaman Fransa kapitalist devletiyle işbirliği yapmaya devam etmişti. Fransa emperyalist kapitalizmi Cezayir’de geri adım atmış ama yer altı kaynakları başta olmak üzere Cezayir üzerindeki tahakkümünden hiç bir zaman vazgeçmemişti. Cezayir burjuvazisi ulusal kurtuluş mücadelesi ile oluşturduğu ordusunu istihbarat örgütü ve buna bağlı emniyet teşkilatı ve diyanet işleri bakanlığına bağlı imamlar ordusuyla Oligarşik bir yapı oluşturmuş bu yapıyla her dönem halkın ulusal bilincini ve dini hassasiyetlerini istismar etmişti. Sefalete mahkum edilen milyonlarca işçi ve emekçi için yoksulluğunu ve köleliliğini ulus ve dinin bekası için teferruata çevirmeyi başarmıştı. Bir yandan dış mihraklar ve sürekli bir işgal korkusu toplumda diri tutulurken bir yandan yeraltı kaynaklarının başta Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle direk işbirliği yapıldı. Petrol fiyatlarının yükseldiği dönemde petro-rant payı oligarşik yapının kasasına akmayı sürdürdü ve bir yanda biriken zenginlik diğer tarafta biriken sefalet, bu sefaletin yönetişimi.

Sürekli artırılan “güvenlik” ağı: Büyük kentlerde bir günde on kez aramaya tabii tutulabilirsiniz. En küçük bir eleştiriden hemen vatan haini Fransız işbirlikçisi hain ilan edileblirsiniz, oysa ki kendileri bu kadar Fransa’yla iç içe, ülkenin tüm kaynaklarını talan ederlerken.

Cezayir’de Yaşam Koşulları: Sefalet eken fırtına biçiyor

Cezayir’de işsizlik oranı 2014’ten beri yüzde 12’lerde. Gençler arasında ise yüzde 30’larda seyrediyor. Kadınlar işsizlik istatistiklerinde yoklar

En büyük sendikaları l’AGTA’nın 4 milyon üyesi var. Cezayir’de tepeden tırnağa bütün kurumlar oligarşik yapıyla iç içe ve bu iç içelikte hepsi hem kendini güvenceye almış oluyorlar hem de işbirliği yaparak petrol-rantından pay almış oluyorlar. Cezayir’de bir sendika başkanıyla bir iş adamını birbirinden ayırt etmek çok zor. Bu oligarşik yapıyla işbirliği etmeyenlerin ayakta kalma şansları neredeyse yok.

Aylık gelir düzeyi ortalama 150 dolar buna karşılık kiralar çok yüksek en ucuz kira 100 dolarla başlıyor. Ve insanların ev kiralama olanağı neredeyse yok, bu nedenle devletin verdiği sosyal konutlara yazılarak bekliyorlar. Bu da on yıl bazen on beş yıl sürüyor insanlar evlenmek için sosyal ev bekliyorlar. Bu nedenle evliliklerini bile ertelemek zorunda kalıyorlar. Yeraltı kaynaklarından elde ettikleri gelir on milyarlarca dolar olmasına rağmen bu topluma sefalet olarak yansıyor.

Otuz milyon nüfusu olan Cezayir’in dokuz milyon kişi iş arıyor. Yaklaşık 2 milyon kişi ev sırasında bekliyor. Dört yüzbin kişi cep telefonu kuyruğunda bekliyor. Şehre su üç günde bir veriliyor.

Bu oligarşik yapı her şeyi kontrol altında tutabilmek için ülkeyi açık cezaevine dönüştürmüş durumda. Grev ve direnişler daha önce gerçekleşen büyük madenci grevleri kanla bastırılmış ve sendikalarda teslim alınmış. Ülkedeki işsizlik oranı o kadar yüksek ki işçi olmak iş bulmak bir ayrıcalığa dönüşmüş.

Cezayir’de ulusal kurtuluş mücadelesi sürekli yeniden, yeniden işlenmiş ve bütün mafyatik yapı (ordu istihbarat ve emniyet teşkilatı ve Cezayir’in TÜSİAD’ı diyeceğimiz çete ve tabi ki bunun uluslararası ayağı Fransa, BAE mali oligarşileri) kendini sürekli yeniden konsolide ederek varlığını elli yıla aşkın süredir devam ettiriyor.

Fransa bütün sömürgelerinde yaptığını burada da yenilemiş. 1954 e gelişen ulusal kurtuluş mücadelesi karşısında sonuç alamayınca 1962 yılında yaptığı barış anlaşmasıyla fiili varlığını sonlandırmış ama yeraltı kaynaklarının talanında hiç vazgeçmemiş. Yukarıda bahsettiğimiz oligarşik yapının bizzat oluşumunda rol almış.

Gösteriler ilk patladığında Fransız burjuvazisi zaten sarı yelekliler hareketinin şokunu henüz atlatmamışken sarı yeleklilere benzer bir hareketin de Cezayir de gelişmesi Fransız burjuvazisini de sarstı. Uzun süre beklemeyi tercih ettiler. Cezayir’de ki oligarşik yapıya ve yapının üsten aşağıya doğru çok yönlü örgütlülüğüne güvendiler. Hareketin kısa sürede bastırılabileceği düşündüler. Bekledikleri gibi olmayınca, Cezayir’de “demokratik geçiş” örgütlenmeli demeye başladılar, oldukça temkinli yaklaşmayı tercih ediyorlar. Hareketin kendilerini de hedef almasından korkuyorlar.

Bir yandan da ABD emperyalist kapitalizmi, Cezayir’de Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden Fransa’nın ipini çekmeye çalışıyor.

Biz Devrimci Proletarya/Fransa temsilciliği olarak, Cezayir’deki kitle hareketini yakından ve içinden takip etmeye çalışıyoruz. Fransa’daki gerçekleşen dayanışma eylemlerine katılırken bir yanda da Cezayir’de hareketle bağlantılar geliştirmeye çalıştık. Bu vesileyle tanıştığımız genç bir ögrenciye bu gösterilerde hangi kurumlar yer alıyor diye sorduğumda biz hiç bir kuruma güvenmiyoruz, dedi. Bu Cezayir’deki kitle hareketinin ortak bir tutumu. Öylesine örgütlülüğe karşı oluşundan değil var olan bütün kurumsal yapılar bu oligarşik yapının bir parçasına dönüşmüş durumda olduğundan kitleler bunlara hiç güvenmiyor.

Hareketi başlatanları şöyle tanımlanıyor: Ögrenciler, Avukatlar, Doktorlar, Büro çalışanları hareketi ilk başladığında devlet okuları tatil ederek hareketi bastırmaya çalışmışmış ama cin şişeden çıkmış bir kere. Elli yılık bir sefalet ve yoksulluk birikimi patlıyor artık kentlerde ve küçük kasabalarda, sokaklarda. Öfke sadece Cumurbaşkanı’na değil tüm kurumlarıyla oligarşik yapıya yönelmiş durumda. Hareketin, sorunları da var; Sistemli bir mücadele geleneğinden ve birikiminden yoksun ona yön verecek bir sınıf hareketinden yoksun, bağımsız örgütlerden yoksun. Bütün bu gelişmeler olurken işçi sınıfının en büyük örgütü sendikası bu mekanizmanın bir parçası. Ve hareket sokağa çıkarken en güçlü armağanı ulus devlete daha sıkı sarılmak oluyor ve imamlar hareketiyle kuşatılmış bilinçler.

Bütün bu toz duman içerisinde Cezayir işçi ve emekçilerinin ilham kaynağı da yine Fransız işçi sınıfı ve Fransa’daki mücadele birikiminden besleniyorlar ve ilham alıyorlar. Fransa burjuvazisinin yüz yıllara dayanan sömürgeciliği aynı zamanda karşıt eksenden, bugün sınıf mücadelesinde birleştirici bir rol de oynuyor. Fransa’da en çok göçmen Cezayirli var. Şu anda resmi verilere göre dışarıya verdiği göç sayısı 7 buçuk milyon, çok daha eskilerden alırsak bu rakam çok daha yüksek, bu rakamın yüzde seksen beşi Fransa’ya göç etmiş. Cezayir’de resmi dil Fransızca olmasa da resmi dilden daha etkili durumda kulanılıyor Fransızca. Buna Fransa’da yaşanan evlilikler ve benzeri içiçe geçişlerle birlikte çok yönlü etkileşim içindeler Fransayla.

Göçmen olarak gelen Cezayirlilerin büyük bir bölümü fabrika işçisidir aynı zamanda CGT sendikası üyesidirler yine bir çok sol parti ve gurup içerisinde de en yaygın göçmen kesim Cezayirlilerdir. Bunu bilen Fransa ve Cezayir burjuvazileri, Fransa ve Cezayir işçi sınıflarını birbirinin düşmanı gibi gösteriyor, işçileri bölmek için kullanıyor. Bu yüzden Fransa’da Fransız ve göçmen işçiler arasındaki iletişim çok düşük düzeyde. Hatta Cezayir’deki hareket ilk ortaya çıktığında bazı göstericiler sarı yelek giyince sarı yelek giyenleri ajan yaftalaması yaparak hareketi marjinalleştirmeye çalışmışlar.

İşçi sınıfı dayanışmasına duvar örme çabaları teknoloji ve iletişim araçları sayesinde delik deşik durumda. Şu anda Cezayirle ilgili en yaygın makale haber analiz Fransa’da yayınlanıyor. Son olarak gösterilerde kullanılan bir kaç sloganla bağlayalım “sistem virüse dönüşmüş durumda anti virüsü halktır.” “Esrar fiyatları çok yükselince esrar içemedik ve ayıldık.” “Halk kendi kararlarını kendi vermek istiyor, ülkemizden defolun”  benzer onlarca slogan ve dövizlerle kendini ifade ediyorlar.

İlk başta sadece Cumhurbaşka’nının yeniden aday olmamasını hedeflemişti gösteriler şimdi bütün yapının dağıtılmasını istiyorlar. Bu arada hareket büyüyünce oligarşik yapının çeperinde yapıda nemalananlar da bir bir gemiyi terketmeye başladılar. Başında cumhurbaşkanından yana tavır alan diyanet işleri ve ona bağlı olan imamlar hareketi şimdi göstericilerin tarafına geçtiler. Cumhurbaşka’nından yana tavır koyan işçi sendikası saf değiştirmiş görünmeye çalışıyor. Şimdi ordu kendini bu gösterilerin hedefi olmaktan çıkarmak için FLN (Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi)’ni de yanına çekerek bu süreci en az hasarla atlatmaya çalışıyor.

Bu hareket nereye evrilir bu hareketin içindeki insanlara da bu soruyu sorduğumuzda buna net cevap veremiyor ama şunu net olarak söyleyebiliriz. Bu hareket neyi parçaladığını çok iyi biliyor buradan da belli bir bilinç sıçramasıyla çıkacak ve artık Cezayir’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Buz kırılmıştır. Buzu kıranlar bütün dezavantajlarına rağmen yolu da açacaklar. Biz artık Cezayir burjuvazisinin ne yaptığını değil Cezayir işçi işsiz ve yoksularının ne yapacaklarını konuşmaya başladık. Şu anda her ülkenin özgül koşularında ortaya çıkan eskinin parçalanmasıdır eskiyi parçalayanlarla Kapitalizmin karşısına çıkacağız ve kapitalizmi yıkarak enternasyonal düzeyden yeniyi kuracağız .

Devrimci Proletarya Paris

Not: Yazı, Cezayir’deki kitle gösterilerini içinden izleyen ve gelişmeleri bize aktaran Zeynep Kias’ın emek ve katkılarını içermektedir.