Cepheler netleşiyor! -Deniz Adalı

Cepheler netleşiyor

Çok uzun zamandır, ülkemizde sahte bir gündem, gerçeği örten büyük bir karartma aracı olan burjuva basın eli ile, sürekli, mütemadiyen canlı tutuluyor. Büyük bir sahtekârlık, gerçeği örtmek için büyük bir maharete dönüştürülmüş ve ülkenin gerçek gündemi sürekli karartılıyor.

Bugün hâlâ böyledir.

12 Eylül ile bu konuda burjuvazi iyi yol almıştır. 12 Eylül karşı-devrimdir ve devrimi bastırmak için, baskıyı, dini ve yalanı sürekli kullanmıştır. Din ve yalan için, medya çok büyük görev yapmıştır. İslam, çeşitli çeteler, tarikatlar vb. aracılığı ile, komünizme karşı mücadele aracına dönüştürülmüştür. Din, o güne kadar bu denli uyuşturucu işlevini görmemişti. Burjuva basın, oldum olası hiçbir zaman gerçekleri yazmamıştır. Ama 12 Eylül ile birlikte, burjuva basın yeniden kendini aştı ve yalan propagandayı ileri düzeye taşıdı.

Bu arada ise, bir yandan devrimci örgütler dağıtıldı, işçiler devrimci mücadeleden koparılmaya çalışıldı ve işçiler devrimci mücadeleden uzaklaştığı oranda, kendi ekonomik, demokratik örgütlenme kanallarını da burjuvaziye teslim ettiler.

12 Eylül, azgın bir baskı ve şiddeti devreye soktu.
Korkutma, elbette beyinlere “yeni gerçeklerin” yazılması için bir zemin oluşturdu. Burjuvazi, bu “yeni gerçeği” yalanla yazdı.

Bu yalanı sürekli kılacak şekilde dinî çeteler, organizasyonlar örgütlendi. Böylece, baskı ile elde ettikleri konumlarını sağlamlaştırdılar.

Bu arada burjuva basın, önemli ölçüde yeni denemelere girişti. Bir yandan din, bir yandan tüm insanî değerleri ayaklar altına alacak bir yozlaşma birlikte yükseltildi. Böylece devrimcilere dinozor denilen bir edebiyat yaratıldı.

Bu ilk düzey idi.

İkincisi, Özal’lı yıllarda geldi. Dejenerasyon, hızlı zenginleşme ve rüşvet ile yaratılan “başarı” örneklerinin ardından yarı otomatik biçimde gelişti. İşçiler, emekçiler, emeği ile geçinenler, dürüstler, insan olmakta ısrar edenler açıkça aşağılandılar. Sadece direnenlere saldırılmadı, aynı zamanda diğerleri, adeta bir arenada devrimcilerin gördüğü insanlık dışı muameleyi seyre zorlandılar. Seyredenler, daha da fazla kirlendi. Burjuva basın, döneklere özel yerler açtı ve bu kapıdan giren dönekler, para ile ödüllendirildi.

İkinci “level” bu oldu.

Üçüncüsünü AK Parti döneminde yaşadık.
Erdoğan ve Saray Rejimi, tüm burjuva medyayı ‘havuz’da topladı. Milletin anasını bellemeye çağrıları ile, rant ve yağmadan pay kapan yeni zenginler, havuz medyasını oluşturdular. İş öyle bir noktaya geldi ki, bugün, burjuva medya, gerçeği örten bir yalan ve karartma makinası oldu. Her bir yalanları, en çok 24 saat sürse de, bundan geri durmadılar. Artık, kendileri ile yarışır bir karartma ve yalan makinası yarattılar.

Ülke kan gölüne döndü ama onlar, tersini anlattılar. Ülkede işçi ve emekçilerin yaşamları köle yaşamının gerisine düştü ama onlar refah içinde olduğumuzu söylediler. İşçiler kendi durumlarına bakarak, kendilerine mi, yoksa basına mı inanacaklarını bile şaşırdılar.
Bu ülkede işe gitmek akşam sağ gelmeme ihtimali anlamına gelmeye başladı. İş cinayetleri ayyuka çıktı. Soma’da ölenler için “fıtrat” denildi. O kadar ki, Soma’da ölen olup olmadığına bile şaşırır duruma geldi insanlar. Bu denli bir karatma ile, bu denli bir yalan ile, gerçek alt üst edildi.

Torunlar inşaatın asansöründe olanlar, işçilerin hatası oldu.

Tüm özelleştirmelerle, ülkede tüm fabrikalar tek tek yağmalandı. Bu yağmadan karınlarını şişirenler, işçilerin huzur ve güven içinde olduğunu anlattılar. Burjuva basın, özelleştirmelerin en çok işçilere faydalı olduğunu anlattılar. Yalanda hiçbir sınır tanımadılar. Yağma ve ranttan pay alanlar, işçilere ülkenin en iyi adamları olarak sunuldu.
İşçilerin ücretleri düştü, vatan için dediler. İşçiler işlerinden oldu, özelleştirmelerin vatan için olduğu söylendi. İşçiler cinayetlerde can verdiler, çok önlem alan allaha karşı çıkıyor, dediler.

Vatan, millet yalanları ile, hakkını arayan işçilerin üzerine yürüdüler. Onlara, siz vatan hainisiniz, dediler. Onlara, siz kökü dışarıda komünistlerin oyuncağısınız, dediler.

Ne yazık, işçiler 12 Eylül sonrasında ne kadar devrimcilerden uzak durdularsa, yine de kendilerini komünist, devrimci, terörist suçlamaları ile karşı karşıya buldular. Yağma ve rant ile kasalarını dolduranlar vatansever oldu, işçiler ise, vatan haini oldular. Gün geldi dinsiz, gün geldi allahsız oldular.

Aç kaldılar, onlara bunun kendi hataları olduğu vaaz edildi.

Sürekli kalkınan bir ülke, sürekli zenginleşen bir ülke ortaya koydular ama milyonlar aç, milyonlar işsiz oldu. Yılda 3 bin işçi, iş cinayetlerinde öldü. Milyonlarca çocuk ağır çalışma koşullarında çalıştırıldı. Milyonlarca işçi, acımasızca açlığa mahkûm edildi. İnşaat işçileri adeta köle gibi çalıştırıldı.

Tüm bu karartma, tüm bu yalan, Gezi Direnişi ile yırtıldı. En azından güneş, en azından gerçek, insanların hayatlarına tüm sıcaklığı ile girdi. Ve o günden bu yana burjuva devlet, Saray Rejimi, karatma ve baskı politikasını daha da artırdı.

Birçok eylemde işçiler, bu yalan çemberini bu kara bulutları dağıtma yönünde adımlar attı, atıyor. İşçiler her direnişte, karşılarında tüm güçleri ile devleti buldular. Basını, yazarları, çizerleri, polisi, ordusu, yargısı ile tüm devlet çarkı, işçi ve emekçilerin en sıradan, en sade isteklerinin karşısına dikildi. Savaş makinaları ile işçilerin üzerine yürüdüler. TOMA’ları, panzerleri, akrepleri, mermileri ile işçilerin hak arama taleplerini bastırmaya geldiler. Karanlık hep sürsün istiyorlar.

14 Eylül günü, 3. Havalimanı işçileri, ağır çalışma koşullarına, kölece, insanlık dışı çalışma koşullarına bir kere daha isyan ettiler. 500’ün üzerinde işçi gözaltına alındı. İşçilerin karşısına yine askeri, polisi ile, makinaları ile çıktılar. İşçilerin en sıradan taleplerine, tüm devlet güçleri ile yanıt verdiler.

3. Havalimanı inşaatı, işçilerin sadece terleri ile yükselmiyor. İşçilerin cansız bedenleri betonlara gömülüyor. Bugüne kadar yüzlerce işçinin can verdiği 3. Havalimanı inşaatı, bu ülkedeki insanlık dışı çalışma koşullarının en somut örneklerinden biridir. Yok pahasına çalıştırılan işçilerin, insanlık dışı bir muamele ile çalıştırılması, sermayenin kan ve rant isteğinin sonucudur.
Ve işçiler, bir kere daha, bıçak kemiğe dayandığından harekete geçtiler.

Bugün işçi sınıfı, ülkenin hemen her noktasında, küçük ya da büyük eylem içindedir. Bu eylemlerin her birinde karşılarında, tüm güçleri ile devleti buluyorlar.
Cepheler netleşiyor.

Artık, vatan, millet yalanları işe yaramıyor. Artık onların vatan dedikleri şeyin kasalarını dolduran paralar, ellerindeki dolarlar olduğu gün gibi açığa çıkıyor. Artık, bu doymak bilmez rant ve yağma isteği, hiçbir şey dinlemiyor. Doğa, çevre, insan, her yönü ile yağmalanıyor. Kâr ve rant için feda edilmeyecek hiçbir şey olmadığı ortaya konuyor.

İşçi sınıfı, açık olarak tüm egemen sınıfı, ulusalcısı, Ergenekoncusu, şu ya da bu partisi, polisi, İslamcısı basını, yazarı vb. ile tüm devlet güçlerini, en sıradan taleplerinin karşısında, savaş gücü olarak, işçilere yaşama hakkı tanımayan bir güç olarak karşısında açık ve net bir konumda buluyor.

Cepheler netleşiyor. Karanlıktan beslenenler, rant, kâr ve yağma için karanlığı bir çıkış yolu olarak seçenler, işçilere hayatı cehennem hâline getiriyor.

Cepheler netleşiyor. İşçiler, hangi dinden, hangi mezhepten, hangi halktan, hangi siyasal görüşten olursa olsun, en sıradan taleplerinin karşısında tüm devlet güçlerini buldukça, birleşmenin gerekliliğini, kemiklerinde hissetmeye başlıyor.

Cepheler netleşiyor. İşçiler, yaşamak için, insan olarak kalabilmek için, evlerine ekmek getirebilmek için, ne adım atarlarsa atsınlar, attıkları en küçük adımda, hainlikle suçlanıyorlar. İşçilerin en sıradan talepleri, sistem tarafından, Saray Rejimi tarafından düşmanca bulunuyor, siyasal bir eylem olarak görülüyor.

Krizin faturasını işçilere yıkmak, işçilere ödetmek için, tüm burjuvazi, tüm devlet çarkı, hep birlikte, tüm güçleri ile işçilerin karşısına dikiliyor.

İşçi sınıfı ve emekçiler, bir sınıf olarak davranmamanın tüm zorluklarını iliklerinde, somut yaşamlarında hissediyorlar.
İşçiler ve emekçiler, örgütsüzlüğün ne demek olduğunu bir kere daha hatırlıyorlar.

İşçiler ve emekçiler, en sıradan ekonomik taleplerinin terör faaliyeti olarak yaftalanması ile karşı karşıyadırlar.
İşçiler ve emekçiler, bugün, içeride ve dışarıda süren savaş politikalarının gerçek bedelini ödemek ile karşı karşıyadırlar.

İşçiler ve emekçiler, devrimci olmakla, komünist olmakla, terörist olmakla, örgütlü olmakla suçlanıyorlar.
Ve bundan kaçamazlar.

İşçiler, devrimcilikle suçlanmak karşısında, suçsuz olduklarını anlatmaktan vazgeçmelidirler. İşçiler, devrimcileşmek, gerçek birer devrimci olmak, devrimci bir sınıf olarak davranmak üzere örgütlenmek zorundadırlar. Başka çıkış yolu yoktur. İşçiler, devrimci sosyalizm bayrağı altında, sisteme karşı devrim ve sosyalizm mücadelesi için birleşmek zorundadırlar. İşçiler, iktidarı almak için örgütlenmek zorundadırlar. İşçilerin kurtuluşu şu ya da bu burjuva partisine oy vermekten geçmiyor. İşçilerin kurtuluşu, devrimci bir sınıf olarak davranmaktan geçiyor. Devrimcileşmeden bu olamaz.

İşçi sınıfı, şimdi, açık olarak devrimci sosyalizm saflarına yönelmek zorundadır. Bu zorunludur ve bunun dışında insanca yaşamak, bunun dışında ekonomik haklarını alabilmek mümkün değildir. Tekrar tekrar aldatılmamanın başka garantisi yoktur. İşçiler, yaşamı nasıl üretiyorlarsa, öyle savunmak zorundadırlar. Bunun yolu, devrimci sosyalizm bayrağı altında örgütlenmektir.

3. Havalimanı işçilerinin direnişi, nasıl bastırılırsa bastırılsın, işçiler ister zindanlara tıkılsın, işçiler ister vatan haini ilan edilsin, işçiler ister aşağılansın, bu karanlık yalan gündemi, bu karanlık bulutları parçalamak için bir adım olmuştur. Bir kere daha işçiler, 3. Havalimanı’nda ortaya koydukları direnişle, işçi sınıfının gerçek yaşam koşullarını ortaya koymuşlardır. Bu direnişin büyüyüp yayılmamış olması çok da belirleyici değildir. Ülkenin gerçek durumunu, işçi ve emekçilerin, ülkenin ezici çoğunluğu oluşturan işçilerin içinde bulunduğu gerçeği, açıkça ortaya koymuşlardır. Burjuva basının karartma ve yalanlarını bir kere daha aşmışlardır. Bir kere daha bu direnişle, ülkenin dört bir yanındaki kardeşlerine ulaşmışlardır. Bir kere daha tüm işçi ve emekçilerin yaşam koşullarının nasıl olduğunu ortaya koymuşlardır.

Bir kere daha gördük ki, işçi sınıfının kaybedeceği hiçbir şey yoktur. Sadece zincirlerimizi, sadece prangalarımızı kaybedebiliriz. İşçiler, 3. Havalimanı direnişi ile, üretimde olmanın gücünü, işçi olmanın gücünü ortaya koymuşlardır. Bir kere daha devletin, tüm burjuvaların devleti olduğunu ortaya çıkarmışlardır.

Erdoğan’ın ayaktakımı dediği işçilerin, tüm parababaları için bir kıyamet gününün örgütleyicisi olacakları açığa çıkmıştır.

Cepheler netleşiyor: Bir yanda, yargısı, polisi, ordusu, ulusalcısı, İslamcısı, Saray’ı, Ergenekoncusu, basını, yazarları vb. ile tüm devlet çarkı, diğer yanda işçi sınıfı, milyonlarca emekçi, ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçiler.

Uyan artık uykudan uyan
Uyan esirler dünyası
Zulme karşı hıncımız volkan
Bu ölüm dirim kavgası.