Biz “Gezici”yiz, siz gidici – Deniz Adalı

Çok sık kullanıyor Erdoğan, “siz kimsiniz” sözünü.
Ayaktakımı dediği işçileri küçümsemek için “siz kimsiniz” diye soruyor.

Kendisi ile aynı fikirde olmayan öğretim üyelerini, bilim adamlarını “değersizleştirmek” için soruyor: Siz kimsiniz?

Soruyor Erdoğan, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı çıkanlara: Siz kimsiniz?

Derelerin özgür akmasını isteyen Karadeniz köylülerine soruyor; “siz kimsiniz” diye.

Barış isteyen üniversite öğrencilerine soruyor: Siz kimsiniz?
Sokakta, evde, köşe başında kadınların öldürülmesine karşı çıkıp sokağa çıkan kadınlara soruyor: Siz kimsiniz?

Erdoğan 3 bin koruması ile dolaşırken, 2. katta sigara içenlere soruyor: Siz kimsiniz?

Meclis’te HDP milletvekilleri bir yasa önerisi verdiklerinde soruyor: Siz kimsiniz?

Sesini çıkartıp, Kürtlere dönük baskı ve şiddetten söz edenlere soruyor: Siz kimsiniz?

Bir aşağılamadır bu.

Saray kibrinin en açık ifadesidir.

Bu topraklar bu denli kibri, görmemiştir.

Ve Erdoğan, her fırsatta, sözü “Gezi” eylemlerine, Gezi Direnişi’ne getiriyor ve uykularını kaçırmış olduğu için olacak, her kızdığı kişiye, her korktuğu eyleme “Gezici” diye kükrüyor. Onun “Gezici” dediklerine, hemen savcılar davalar açıyor.
Saray’ın kibridir bu.

Kendisi her şey, diğer herkes ise hiçbir şey.

Bir fikre sadece kendisi sahip olabilir. O, tanrının üstün ırkına aittir, adeta insan değil de, daha yükseklerdedir. Bir fikir varsa, o fikir ancak onda olabilir. Hele ki, bir fikir varsa, bu fikri, ondan başkasının söylemesi mümkün değildir. Sadece o konuşabilir. Konuşmak, ona allah tarafından verilmiş özel bir yetenektir ve başkasına verilmemiştir. Kimin ne zaman, ne demesi gerektiğinin tek yetkili karar vericisi odur. Kaç çocuk yapılacağını o bilir, kadının yerinin neresi olduğunu o bilir, ar ve edebin ne olduğunu o bilir, işin fıtratını bilen ve belirleyen odur, neyin iyi olduğunu o bilir, derelerin nasıl akması gerektiğini o bilir, rant yaratma görevi ona verilmiştir, ülke ve insanları için neyin iyi olup olmadığını sadece ve sadece o bilir, sıfırlamayı da o bilir, doldurmayı da, hangi madenin satılacağını, sendikacılığın nasıl olması gerektiğini, hangi yasanın uygun olduğunu, kimin terörist kimin vatansever olduğunu o bilir.

O, her şeydir, diğer herkes hiçbir şey.

İşte bu nedenle soruyor: Siz kimsiniz?

Oysa pek çok İslam alimi, mütevazılığı tavsiye eder. Derler ki, “ben kimim” diyeceksin. Derler ki, “ben kimim ki” diyeceksin. Diğerine kibir derler.

Kibir, gözleri kör eder.

Kibir, korkuyu güçlendirir.

“Ben kimim” diyeceksin.

Mesela, ülkeyi kana boyayan, Gezi’deki gençlerin kanının eline bulaştığı kişi ben miyim?

Mesela, diyeceksin ki, Soma’da cenazeleri olan insanların karşısına geçip, taziye, başsağlığı dileyeceğime, “fıtrat”tan söz eden kişi ben miyim?

Mesela “yerli ve milli” derken, sadece akrabalarıma ve kendime bağlı silâh şirketlerinin kâr etmesini mi kastediyorum, yoksa onlarca fabrikanın satılmasını mı, mesela şeker fabrikalarının ABD holdinglerine Zarrab davası karşılığında satılmasını mı kastediyorum, diye sorabileceksin.

Mesela, bunca insanın yoksulluk içinde aç be aç kıvranmasında benim katkım nedir, diye sorabileceksin.

Mesela Suriye meselesini kendine soracaksın, acaba milyonlarca insanın vatansız, evsiz kalmasında bir katkım olmuş mudur, diyeceksin.

Uzatmaya gerek yok.

Mesela ben neden Saray’ın bahçesinde tarım yapıyorum, sağlıklı beslenmek için pazarda, marketlerde satılan yiyecekleri tüketmiyorum, diyebileceksin.

Uzatmaya gerek yok.

Bize soruyorsunuz, “siz kimsiniz”.

Biz, aydınlarız. Sizin vatan haini ilan ettiğiniz. Barış istediğimiz için, savaşa ve ölümlere karşı çıktığımız için üniversitelerden kovduğunuz aydınlarız. Evet biz Gezici’yiz.

Biz, öğrencileriz. Sizin sevmediğiniz, genç, soru soran, aklını özgür kılmak isteyen, gözlerini yıldızlara dikmiş, gelecek için mücadele eden, özgür ve eşit bir toplum için, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için mücadele eden, savaşa, rant yaratılmasına, kâr için kentlerin yaşanmaz hâle getirilmesine karşı çıkan gençler. Biz, sizin de bildiğiniz gibi “Gezici”yiz.

Biz işçileriz. Evlerinden çıkarken akşam sağ dönmeme ihtimaline karşı, işin fıtratını düşünmeden ekmeğini kazanmak için eşimizle vedalaşan, ömür boyu çalışıp bir ceketten fazlasına sahip olamayan, şeker fabrikaları satılmasın diye bakanın önünü kesen, grevleri yasaklayan OHAL kararlarına karşı metal grevini yapacağız, diyebilen işçileriz. Size göre vatan hainiyiz. Size göre, ayaktakımıyız. Konuşmayı, düşünmeyi, hele hele fikrimizi beyan etmeyi yasakladığınız sınıftanız. Evet biz “Gezici”yiz. Gezi’ye sendikalarımızla, fabrikalarımızdan topluca katılmamış olsak da, biz “Gezici”yiz.

Biz köylüleriz. Uluslararası tekellere yem edilen, borç içinde yüzen, üretemez hâle getirilen köylüleriz. Henüz olmamış olsak da, orada bulunmamış olsak da, biz de “Gezici” olmaya adayız.

Biz kadınlarız. Hani sizin nefret söylemlerinizi yönelttiğiniz, aşağıladığınız. Her yıl şiddete üç bin can veren kadınlar. Sizin Beşiktaş iskelesinden giyimimize baktığınız, otobüslerde giysilerimiz nedeni ile tekmelenen kadınlar. Çocuklarını Gezi Direnişi’ne vermiş, eşlerini ve çocuklarını Ankara gar bombalanmasında kaybetmiş, Diyarbakır’da, Sur’da, Lice’de evlatlarını kaybetmiş kadınlarız. Biz, elbette ki “Gezici”yiz, siz de şahitsiniz zaten.

Evet, biz hep birlikte Gezicileriz.

Biz halkız.

Biz Gezici’yiz.

Ya siz?

Biz söyleyelim: Siz gidicisiniz.

Seçim kanunlarını baştan aşağıya değiştirseniz de gidicisiniz. 7 Haziran’da, 16 Nisan’da bunu gördünüz. Siz, AK Parti’niz, MHP’niz, CHP’niz, hepiniz gidicisiniz.

Bunu siz de biliyorsunuz.

Bu nedenle halktan korkuyorsunuz.

Bu nedenle bunca baskı ve şiddetle saldırıyorsunuz.

Ama ne fayda, tarihi durdurmaya kimsenin gücü yetmez.

Halkın özgürlük ve eşitlik hayallerini kimse yok edemez. Gelecek budur. Bu geleceğin kurucusu işçi sınıfıdır, var olmak için başkasını çalıştırıp onun emeğine el koymak zorunda olmayan sınıf. Bu geleceğin kurucusu gençlerdir, aydınlardır, tüm emekçi halktır, kısacası biz “Geziciler”iz.

Biz “Gezici”yiz. Dün, bugün ve yarın.

Siz gidici. Er ya da geç.

(Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç, Sayı 201, Nisan 2018)