Bir ABD projesi olan Saray rejiminin ‘derin akla’ sahip gazetecisi İbrahim Karagül konuşmuş: Konu seçimlerden bağımsız, bir milli güvenlik hassasiyeti ile ele alınmalıdır

Kapitalizme, kapitalist-emperyalist sisteme dair en ufak bir fikri olmayan, tüm yazılarında, “bilmediğiniz ne çok şey var!” pozları ile ahkâm kesen, ‘ayak bileği’ seviyesindeki derinliği ile ‘derin akıl’ pozları veren, Saray rejiminin tetikçisi, Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül,  kaybettikleri seçimi tersine çevirmek için bundan sonra yapılacakları bir bir anlatmış.

Sputnik’te yayınlanan ve Karagül’ün yazısından derlenen haber şöyle:

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı’nı kazanan Ekrem İmamoğlu’nun bir ‘proje’ olduğunu savundu. Karagül, “Konu seçimlerden bağımsız, bir milli güvenlik hassasiyeti ile ele alınmalıdır” görüşünü dile getirdi.

İbrahim Karagül’ün “* Ekrem İmamoğlu bir ‘proje’dir. * Bu; ikinci ‘Baykal kumpası’dır. * Seçime ‘müdahale’ edilmiştir. * ABD ve FETÖ bu işin neresinde? * Mesele seçim değil, çok daha ötesidir” başlığıyla yayımlanan yazısında “İstanbul’da seçimler mutlaka yeniden yapılmalı. Bu yapılamazsa, yapılmazsa bütün oylar mutlaka yeniden sayılmalı. Öyle oy kaydırmalarının kontrol edilmesiyle ya da geçersiz oyların sayılmasıyla yetinilmemeli. Sadece buradan gitmek, İstanbul üzerinde uygulanan ‘proje’yi ortaya çıkarmaya yetmeyecek” ifadesini kullandı.

Karagül şöyle devam etti:

“Zihinlerdeki soru işaretlerini, şüpheleri, seçime düşen gölgeyi tamamen ortadan kaldırmak için, uygulanan ‘İstanbul projesi’ hakkında kapsamlı bir dosya ve soruşturma açılmalı. Seçimlerin de ötesinde, belediye başkanını belirlemesinin de ötesinde gerçekler açığa çıkarılmalı.

Şahsen, seçimlerin yeniden yapılmasının tek çözüm olduğuna inanıyorum.

Türkiye için vahim bir sürecin ilk adımı: Bu bir ‘hazımsızlık’ değil…

Bu yapılmazsa, 31 Mart’ın İstanbul sonuçlarının şaibeli olduğunu, hep şaibeli kalacağını söylüyorum. Dahası, İstanbul üzerinden uygulanan müdahalenin Türkiye için vahim bir sürecin ilk adımı olduğunu düşünüyorum.

Kimse yanlış anlamasın, kimse kızıp bağırmasın, Ekrem İmamoğlu’nun aldığı oyları sorguluyor değilim. Onun Belediye Başkanı olmasına duyduğum hazımsızlık yüzünden de bunları yazmıyorum.

Demokrasiye, seçimlere yönelik şüphelerim varmış gibi de algılanmasın. Başka bir şeyden, İmamoğlu’na oy verenlerin bile her şey ortaya saçıldığında rahatsız olacakları bir endişeden söz ediyorum.

Seçime müdahale edilmiştir! ABD ve Fetö işin neresinde?

Seçimlere müdahale edilmiştir. Artık bu yadsınamaz bir gerçektir. CHP’lilerin, FETÖ’cülerin, PKK’lıların hatta AK Partili görünen bazılarının ‘artık hazmedin’, ‘gerçeği kabul edin’ söylemlerinin çok ötesinde bir durumla karşı karşıyayız.

İçeride çok geniş bir ağ, yaygın bir organizasyon kurulmuş, ince bir planlama yapılmış, sistematik bir çalışma yürütülmüş, bunlar olurken herkes uyumuş ya da uyutulmuş.

Her seçim öncesi ‘yolsuzluk yapılacak’ diye ortalığı ayağa kaldıranların 31 Mart seçimi öncesi sessizliği, ABD’nin ‘Şeffaf seçimler yapılsın’ söylemlerinin bu seçimlerde duyulmaması, ‘Oy ve Ötesi’ türü organizasyonların bu seçimde ortada görünmemesi, seçim sonrasında ABD’den AB’ye herkesin susması, hep bir ağızdan ‘sonuçları kabul edin’ açıklamaları zaten yeterince dikkat çekiyordu.

Eğitim adı altında Fetö ve Pkk organizasyonu..

Seçimlere yönelik organizasyon son derece gizlilikle yapılmış. Çalışmalar öyle yürütülmüş. Aralarında koordinasyon ve görevlendirme öyle yapılmış. Eğitim adı altında toplantılar, görev dağıtımları yapılmış. Sandık başkanları listelerine müdahaleden FETÖ ve PKK kadroları arasındaki işbirliğine kadar her şey ayarlanmış.

Bu haliyle Yüksek Seçim Kurulu üzerinden de doğru sonuca varılacağına, gerçeğin ortaya çıkarılabileceğine inanmıyorum. Bu kadar ince hesap yapanların YSK boyutunu düşünmemesi ve tedbir almaması zaten düşünülemez. Daha derin bir organizasyona, İstanbul’dan da öte Türkiye’ye yönelik bir planlamaya dikkat çekiyorum.

Ekrem İmamoğlu bir projedir! İkinci ‘Baykal kumpası’dır bu..

Şahsen, Ekrem İmamoğlu’nun bir ‘proje’ olduğunu düşünüyorum. Deniz Baykal’a kumpas kurup Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirenler, bu projeyle Türkiye’nin kurucu partisini ‘Türkiye Ekseni’nden çıkarıp çokuluslu müdahale cephesine çekenler, ikinci adımı İmamoğlu üzerinden atmıştır.

Baykal kumpasının arkasında kim varsa, İmamoğlu’nun aday yapılmasının arkasında da aynı güçler ve çevreler vardır.

Baykal kumpasının arkasında kimler kullanılmışsa, İmamoğlu’nun kampanyasını yürütenler de onlardır.

Baykal kumpasının arkasındaki akıl kimse, kullanılan örgütler ve çevreler kimse, bu seçime müdahale de onların aklıyla, onların ince işçiliği ile yapılmıştır.

Fetö’yü orada kim topladı?

İmamoğlu projesi, 15 Temmuz’un intikamıdır. Projenin kendisi bir intikam projesidir. İmamoğlu İstanbul için değil, Türkiye için hazırlanmaktadır. Bu tasarım da milli eksene karşı çokuluslu bir akıl tarafından yürütülmektedir.

FETÖ’yü, PKK’lıları İmamoğlu’nun arkasında toplayan irade, 15 Temmuz’un arkasındaki iradenin ta kendisidir. İmamoğlu ile şahsi bir meselem yok. Asla böyle algılanmasın, çünkü olamaz. Ben Türkiye’nin derdindeyim. Ardı ardına üç darbe servis edilip, bu ülkeyi paramparça edenlerin yeni adımlarını izlemeye çalışıyorum.

Bu bir milli güvenlik meselesi olacaktır..

Baykal kumpası sonrası CHP’yi bir ulusal güvenlik meselesine dönüştürenlerle FETÖ’nün patronları aynıdır. Şimdi de İmamoğlu üzerinden ikinci adımı atıyorlar, yine bir milli güvenlik meselesi olarak algılamamız gereken bir müdahaleye başlıyorlar.

İşte bu amaçla İmamoğlu’nu sadece aday yapmadılar, kazanması için her ayrıntıyı planladılar. Seçim yolsuzlukları dahil. Derin FETÖ yapılanmasını, kamudaki FETÖ yapılanmasını sahaya sürdüler. Kripto HDP’lileri ve PKK mensuplarını onlarla koordineli sahaya sürdüler.

Zaten CHP-İYİ Parti-Saadet ittifakıyla bunun toplumsal zeminini, psikolojisini oluşturmuşlardı. İşte o ittifakı kamuflaj kullanıp, başka bir oyunu sahneye sürdüler. Saadet ve İYİ Parti tabanı bir süre sonra bu oyunu görecek.

15 Temmuz’da, Gezi’de hedef neyse şimdi de o..

İmamoğlu kesin kazanmalıydı. Oy alsa da almasa da kazandırılacaktı! Oyu yeterli olmasa bile o ‘ince işçilikle’ kazandırılmalıydı. Çünkü hedef belediye başkanlığının çok ötesindeydi.

15 Temmuz’da, Gezi’de hedef neyse, Baykal kumpasında hedef neyse, Suriye’nin kuzeyinden kuşatmada hedef neyse, S-400’ler üzerinden yürütülen saldırıların hedefi neyse İmamoğlu projesi de oydu.

Kimse kızıp küfürler savurup durmasın. Kimse milli irade, seçim, oylarımız diyerek bu gerçeği örtmeye kalkmasın. Bizim onlara karşı boynumuz kıldan incedir. Ama burada başka bir tehlike varsa, Türkiye için, onu da söylemekten çekinmeyeceğiz.

Kim aday yaptı? Kim kampanya yürüttü? Kim ‘adam’ını savunuyor?

Daha kazanmadan, daha mazbatasını almadan ‘adamımızı tanıyın’ diye açıklama yapanlar işin arkasındadır. Onların şimdiye kadar kullandığı kuklalar işin arkasındadır. Seçim öncesi örtülü, gizli müdahale, seçimden sonra da aynı çevreler üzerinden zihinsel bir operasyon olarak yürütülmektedir.

İmamoğlu’nun aday yapılmasında ve kampanyasında kimler ne roller üslendi, FETÖ yapılanması bunun neresinde, bence çok ciddi soru işaretidir?

Tekrar edeyim: Bu, seçim yolsuzluğunun ötesinde, belediye başkanlığı meselesinin ötesinde bir durumdur. Konu, seçimlerden bağımsız, bir milli güvenlik hassasiyeti ile ele alınmalıdır.

İmamoğlu, koltuğuna otursa bile meşruiyeti her zaman sorgulanacaktır. Zaten çok yakında bu durum kendini belli edecektir.”