AİHM: Demirtaş serbest bırakılsın

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın serbest bırakılmasına yönelik karar verdi. Karara göre Türkiye 10 bin euro manevi tazminat ile 15 bin euro yargılama gideri ödeyecek.

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın, tutukluğunun ‘özgürlük ve güvenlik hakkı’, ‘makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkı’ ve ‘serbest seçim hakkı’nı ihlal ettiğini belirterek, AİHM’e yaptığı başvurunun sonucu belli oldu. AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesi için gereğinin yapılması gerektiğini karara bağladı.

AİHM, Türkiye’ye karşı ilk kez, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddeden ihlalini buldu ve Demirtaş’ın “siyasi nedenlerle” tutuklandığını tespit etti. AİHS’in 18. maddesinde “Anılan hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz” ifadesi yer alıyor. Türk Yargıç Işıl Karakaş 18. madde ihlali ile ilgili olarak karşı oy kullandı.

Mahkeme, 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa referandumu ile 24 Haziran’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde tutukluluğunun uzatılmasının, demokratik bir toplumun temelinde yer alan “çoğulculuğu baltaladığına ve bağımsız siyasi tartışmaların yürütülmesini sınırladığına” hükmetti.

Mahkemenin kararında yargılama öncesi uzun tutukluluk süresinin Türkiye’deki yargı sistemiyle bağdaşmadığı belirtildi.

Altıparmak: Kararın ardından derhal serbest bırakılmalı

Demirtaş’ın başvurusunu hazırlayanlardan biri olan insan hakları hukukçusu Kerem Altıparmak ise karara ilişkin “AİHM Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesi için gereğinin yapılması gerektiğini karara bağladı. Şu andan itibaren tutuklu olması hem ulusal hem de uluslararası hukuka aykırıdır. Derhal serbest bırakılması gerekir” diye belirtti.

Avukat Molu: AİHM, Türkiye’ye karşı ilk kez 18. maddeden ihlal buldu

Başvuruculardan ve davayı takip eden avukatlardan Benan Molu da “İHAM, Selahattin Demirtaş’ın özgürlük ve güvenlik hakkının ve seçim hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, Türkiye’ye karşı ilk kez, 18. maddeden ihlal buldu ve ‘siyasi nedenlerle’ tutuklandığını tespit etti. Demirtaş’ın serbest bırakılması gerekiyor” dedi.

Ne olmuştu?

24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde tutuklu olmasına rağmen yarışarak tarihe geçen Demirtaş, iki yılı aşkın süredir cezaevinde.

Demirtaş hakkındaki süreç, 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik anayasa değişikliğinin kabulü ile başladı. Dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra bunun anayasaya aykırı olduğunu savunan ve diğer HDP’li vekiller gibi ifade vermeye gitmeyi reddeden Demirtaş, 4 Kasım 2016’da gözaltına alındı. Demirtaş, o dönem HDP Eş Genel Başkanı olan Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP’li vekil ile birlikte “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “terör örgütü üyeliği,”, “örgüt adına suç işlemek”, “propaganda” gibi gerekçelerle tutuklandı.

Dosyanın tamamı konuşmalardan

Tutuklandığı dönemde Demirtaş hakkında savcılıklar tarafından hazırlanarak dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle Meclis’e gönderilen 96 fezleke vardı. Bunlardan 31’i Diyarbakır Başsavcılığı’nca birleştirilerek “ana dosya” haline getirildi. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan bu ana dava, daha sonra güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Dosyadaki suçlamaların dayanağı olarak Demirtaş’ın dokunulmazlığının bulunduğu dönemde yaptığı konuşmalar gösterildi. Sadece bu dosyadan 142 yıla kadar hapsi istenen Demirtaş, ilk savunmasını tutuklandıktan 460 gün sonra yapabildi ve yargılanmasının bütünüyle dayanaksız olduğunu söyledi.

1,5 yıl sonra işleyen “öncelik”

Demirtaş hakkında bu dava dışında konuşmaları nedeniyle açılmış çok sayıda dava sürüyor. Demirtaş, HDP’li Sırrı Süreyya Önder ile birlikte bu dosyalardan birinde mahkum da oldu. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 2013 Nevroz kutlamalarında yapılan konuşmalardan dolayı Demirtaş’a 4 yıl 8 ay, Önder’e 3 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Ancak bu cezalar kesinleşmedi ve infazı henüz başlamadı.

Demirtaş’ın AİHM’ye yaptığı başvuru, tutuklandığı ana dava ile ilgili. Tutukluluğunun anayasa ve CMK’ya aykırı olduğunu savunan Demirtaş, diğer HDP’lilerle birlikte Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak Anayasa Mahkemesi süreci uzayınca Demirtaş AİHM’ye gitti. Bu süreçte Anayasa Mahkemesi, HDP’lilerin tutukluluk dosyalarını incelemeye başladı ve tamamını benzer gerekçelerle reddetti. Mahkeme, dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra tutuklanan HDP’lilerle ilgili sürecin anayasaya uygun olduğunu savundu. Bu kararlar verilirken diğer HDP’liler de AİHM’ye başvurdu. AİHM, başvuruları kabul edilebilir bularak Türkiye’den savunma istedi. Ancak tutuklu yargılamadan dolayı çarpıcı bir karar da vererek, Demirtaş ve HDP’lilerin “öncelik” talebini yerinde buldu. 27 Temmuz 2017’de verilen bu karara rağmen dosyalar bugüne kadar karara bağlanmadı.

Türkiye’nin savunması

AİHM, tutuklu vekillerin dosyalarını birleştirerek Türkiye’den savunma istedi. Türkiye, geçen yıl mahkemeye gönderdiği 130 sayfalık savunmada, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuruların reddini talep etti. İddialara da yanıt veren Türkiye, ifade vermesi nedeniyle 6 Eylül 2016’da davetiye gönderilen Demirtaş’ın ifadeye gitmeyeceğini bizzat Meclis kürsüsünden açıkladığını anımsattı. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı savunmada, Demirtaş’ın usule uygun gözaltına alınarak sorgulandığı kaydedildi. Savunmada, HDP’li vekillerin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nin de “yasaya aykırı tutukluluk”, “ifade özgürlüğü ve siyasal faaliyette bulunma hakkının ihlali”, “soruşturma dosyasına kısıtlama getirilmesi” iddialarını reddettiği anımsatıldı.

Altıparmak, “Kritik sonuçları olur” demişti

Mülkiyeliler Birliği İnsan Hakları Merkezi Müdürü Kerem Altıparmak, davanın seyri ve olası sonuçları konusunda T24’ten Gökçer Tahincioğlu’na şunları söylemişti:

“AİHM, genellikle iki üç hafta önceden karar açıklayacağını taraflara bildirir. Demirtaş dosyasında avukatlarına bu bilginin gelmediğini, Cuma günü açıklama ile kararın açıklanacağının öğrenildiğini biliyoruz. AİHM, bana göre çok yanlış olsa da vekillerin başvurularını birleştirmişti. Buna rağmen şimdi sadece Demirtaş kararını açıklıyor. Demirtaş, İdris Baluken gibi tutuklandığı dosyadan hüküm giymedi. Bu da kararı daha kritik hale getiriyor. Mahkemenin açıklamasından esasa geçildiğini anlıyoruz. Yani iç hukuk yollarının tüketilmediği bir gerekçeyle usulden reddedilmemesi, esas bakımından hak ihlalini tartıştığı anlamı taşıyor. Kritik sonuçları olabilir.

“Muhalif olduğu için mi?”

“Buradaki tek mesele haksız bir tutuklama var mı ya da makul sürede bu kişi yargılanıp, serbest bırakıldı mı sorusuna yanıt verilmesi değil. Bir iddiası daha var avukatların. Demirtaş’ın muhalif bir siyasetçi olduğu için tutuklamanın siyasi amaç taşıdığı iddia ediliyor. Mahkeme olası bir ihlal kararında sadece tutuklama haklı mı, makul sürede karara bağlanmış mı gibi konuları içeren 5. madde açısından karar verebilir. Ama kişi hürriyetinin ihlali ile ilgili 18. Maddeden mahkumiyet verirse bu ilk olur. Bu maddeye dayanması, başvurucuların ‘siyasi kimliği nedeniyle tutuklandı’ iddiasını destekler. AİHM, ihlal kararı verdiği Mehmet Altan ve Şahin Alpay dosyasında 18. madde incelemesi yapmadı. Ama burada 18. maddeye bakılması ihtimali daha güçlü. Eğer bakarsa Türkiye açısından ilk olacak.

Tahliye ihtimali

“Şahin Alpay ve Mehmet Altan arasında bir fark vardı. Şahin Alpay hakkında kesinleşmiş karar olmadığı için tahliye de talep etti AİHM. Mehmet Altan mahkum olduğu için bunu demedi. Demirtaş’ın mahkum olduğu dosya ile tutuklu olduğu dosya aynı değil. Bu nedenle tahliye yorumu da yapılabilir olası bir ihlalde. Tahliyesine gerek görülüp görülmeyeceği önemli nokta. Gerekeni yap tarzında bir şey diyecek mi, göreceğiz.

Dokunulmazlık tartışması

“Bir diğer kritik husus, tutuklama yasaya uygun mu konusunun bir ayağı da dokunulmazlığının kaldırılması. Demirtaş kendisi de söylüyor, başvuru dilekçesinde de var. Başvurucular, dokunulmazlığı bu şekilde kaldırıp yargılayamazsınız diyor. AİHM, ihlali buradan bulursa, radikal sonuçları olur. Oradaki iddia şu Demirtaş, 2013’te konuşuyor. Bu konuşmayı yaptığı sırada bu kişi hukuken sorumlu tutulacağını öngörebilir miydi? Yani yaptığın eylem hukuken öngörülebilir mi? Yasama sorumsuzluğu bizde kürsüden yapılan konuşmalar gibi dar algılanıyor. Ama dosyada Demirtaş’ın bir parti lideri olarak ister kürsüde ister dışarıda görüşlerini açıklayabileceği, bunun kürsü dokunulmazlığı kapsamında olduğu iddiası var. Bu kişinin hırsızlık yapmadığı, insan öldürmediği, konuşma yaptığı ve o tarihte bunun suç olacağını öngöremeyeceği belirtiliyor. Yasal öngörülebilirlik testi yerine gelmemiş deniliyor. Venedik Komisyonu’nun dokunulmazlıkla ilgili raporunda da benzer saptamalar var. AİHM’nin bu yolla bu değerlendirmeyi yapma ihtimalini de dışlamıyorum.”

T24