5 yıl, 5 ay, 5 gün ve 60 yıl – İdil Özkurşun

Bugün, Küba Devrimi’nin öncüsü 26 Temmuz Hareketi’ne adını veren 26 Temmuz 1953’teki Moncada Kışla Saldırısı’nın 65. yıldönümü… Elbette ki Küba’da devrimin başlangıcı, ne iktidarın alındığı 1 Ocak 1959’la, ne de 26 Temmuz 1953’le sınırlandırılabilir. Küba’nın tarihi, direnişin, isyanın tarihidir. Fidel’in dediği gibi “Devrim, palmiye ağacı kadar Kübalıdır”; “mambi”lerden “sakallı”lara isyan, mücadele ‘”zafere kadar daima” sürmüştür, sürmeye de devam edecektir. Ancak 26 Temmuz’un 65. yıldönümüne binaen daha önce hazırlamış olduğum Küba Devrimi yazı dizisinden belli kesitlerle, 26 Temmuz Hareketi’nin oluşumu ve iktidarın alınışına kadar geçen süreyi önemli dönüm noktalarıyla ele almak ve Küba Devrimi’nin sonuçlarına, bugününe kısaca değinmek istedim. İyi okumalar!..

Batista 1940 yılında başkanlığa seçildiği döneme kadar ordunun komutanıydı ve 7 yıl içerisinde kendi seçtiği devlet başkanlarıyla kukla yönetimler oluşturdu. 1944’de seçilen Grau ve 1948’de seçilen Carlos Prio Socarras gibi 1933 mirasçısı[1] gibi gösterilen başkanların hak gaspları ve yolsuzluk bataklığına sürüklenmesi, 10 Mart 1952’de gerçekleşen ikinci Batista darbesinin yolunu açtı. Ekonomik sıkıntıların arttığı bu süreçte Eduardo Chibas, yolsuzluğa, çeteciliğe karşı söylemleriyle dikkat çekmişti. Chibas yıllarca sürdürdüğü radyo programında yolsuzlukları açığa çıkarıyordu. Fidel, bunun, Küba’da radyonun ilk siyasi yaratısı olduğunu söyler. Fidel’in de siyasi yaşamına başladığı, Chibas’ın partisi “Ortodoks Parti”nin (Küba Halk Partisi) yıldızı parlamıştı ve 1952 seçimlerini kazanacağı neredeyse kesinleşmişti. Batista darbe yaparak bunun da önüne geçmek istemişti. Darbe halk tarafından nefretle karşılandı. Fidel, bu dönemi, birçok kişinin Lenin’in “Ne Yapmalı” kitabına sarıldığı dönem olarak anlatıyordu.

26 Temmuz 1953

İkinci Batista darbesinden sonra, devrimcilerin, silahlı mücadeleyi başlatmak için bir dizi girişimi oldu. Bir felsefe profesörü olan Rafael Garcia Barcena’nın kurduğu MNR (Ulusal Devrimci Hareketi) ve Frank Pais önderliğindeki bir grup öğrencinin kurduğu ARO (Oriente Devrimci Hareketi) bunlar içerisindeydi. Batista darbesiyle Ortodoks Parti de çözülme süreci içine girmişti ve Fidel darbeyle birlikte legal olanakların ortadan kaldırıldığını, iktidarın alınması için zora başvurulması gerektiğini savunuyordu. Kendi sözleriyle “o andan itibaren geleceğe yönelik bir strateji geliştirdiğini anlatır; devrimci bir program oluşturup bir halk ayaklanması başlatmak.” Ve Fidel önderliğinde genç Ortodokslar grubu Moncada Kışlası’na saldırı hazırlığına başladı. Fidel, Bogota’daki kent ayaklanmalarında Bogotazo’ya katıldığı zaman askeri eğitim almıştı ve çocukluğunda da iyi bir nişancıydı. Büyük çoğunluğu Ortodoks Parti’nin gençlik kollarından olan 1200 genç Havana Üniversitesi’nde baskın için eğitimlere başladı. Bu saldırı aynı zamanda, Küba Devrimi’nin öncüsü 26 Temmuz Hareketi’ne adını verecek olan ve hareketin başlangıcı sayılan eylemdi.

Bu saldırıda yer alacak olan 1200 genç arasında yer alan, Moncada Kışla Saldırısı’na doğrudan katılıp çatışmada yer alan iki kadından biri olan Melba Hernandez saldırıya kadar geçen bir ayı “7/24 militanlık” şeklinde ifade ediyordu. Yorulmak yoktu, dikkatsizliğe yer yoktu, herhangi bir toplantıya bir dakika dahi geç kalmak yoktu.

Bu baskında, 1933 yılında Batista’nın Machado’ya karşı gerçekleştirdiği, Batista’nın ilk darbesi olan “Çavuşlar Darbesi” ni taklit etmek istiyorlardı. Bunun için saldırı sırasında Batista üniforması giyeceklerdi. Melba Hernandez bir çavuşu ikna ederek 100’den fazla üniformayı tedarik etti. Saldırıdan önce saklandıkları çiftlik evinde üniformaların kollarına rütbeleri dikti. Ve o gece, Fidel’in general kadrosunda bulunan diğer bir kadın olan Hayde Santamaria ile birlikte hepsini kısık ışık altında tek tek ütülediler. Melba Hernandez silahları bir çiçekçinin kutusuyla kamufle ederek taşıyordu.

26 Temmuz 1953’te Batista ordusu üniformalı, çavuş rütbeli ve tamamı silahlı 160 kişiyle Moncada ve Bayamo kışlalarına saldırı düzenlendi. Deneyim eksiklikleri ve birtakım terslikler nedeniyle içeride yapılması gereken çatışma dışarıda yapılmak zorunda kaldı ve saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. Çarpışma sırasında 5 kişi öldü. Fidel Castro, Raul Castro, Haydee Santamaria, Melba Hernandez’in de aralarında olduğu 28 kişi de yakalanıp tutuklandı. Ve Batista’nın başlattığı cadı avıyla onlarca kişi hapishaneye atıldı.

Yaşanılan hezimetin altında kalan General Martin Diaz Tomayo, Havana’dan gelerek, yaptığı olağanüstü toplantıda askerlere şunları söylemişti: “Ordu’nun, asilerin verdiği kayıplardan üç misli fazla kayıp vermesi onur kırıcı ve şerefsizce bir harekettir. Öldürülen her askerimize karşılık on mahkumun öldürülmesi gerekmektedir!”

Hapiste kaldıkları süreçte devrimcilere, Batista darbesi öncesi iktidarda olan Carlos Prío Socarrás’ın kendilerine bu eylem için maddi destek sağladığını itiraf (!) etmeleri için çok ağır işkenceler yapıldı. İşkencelerde 56 devrimci katledildi.

Moncada Kışla Saldırısı harekete 26 Temmuz Hareketi (M-26-7) adını kazandırdı. Fidel’in gizli celseyle yapılan mahkemesinde yaptığı ve “Tarih beni aklayacaktır” sözleriyle bitirdiği meşhur savunması, 26 Temmuz Hareketi’nin programı oldu. Moncada Saldırısı sonrası yakalanan Haydee ve Melba 7 ay hapis cezasına çarptırıldı; ancak 5 ay sonra afla çıktılar. Çıkar çıkmaz Fidel’in savunmasından oluşan programın 10,000’in üzerinde çoğaltılması ve yayılmasını sağlayarak Moncada tutukluları için bir genel af kampanyası başlattılar. Kitle desteğiyle geniş bir seferberlik sağlandı, sokaklarda “Genel Af! Devrim!” sloganları yayılıyordu ve sonunda 1955’in Mayıs ayında tutuklular için bir af çıkarıldı. Bu süreçte Haydee ve Melba 26 Temmuz hareketinin örgütlenme çalışmasını yürütüyorlardı. Ve sonunda 1955 Mayıs ayında tutuklular için bir af çıkarıldı. Daha sonraki yıllarda Fidel bu program için “Sosyalist bir program değildi. Ama o sırada halkımızın hedefleyebileceği en iyi toplumsal ve devrimci programdır” demiştir.

Moncada Kışla Saldırısı’nın ardından devrimciler arasında fikir ayrılıkları ve anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştı. Fidel’in hapisten çıktığı sırada Melba Hernandez, hareketin, can güvenlikleri olmadığı için Meksika’ya sürgüne giden üyeleriyle irtibat kurmak üzere Meksika’daydı. Hapishaneden çıkan Fidel ve Raul da Meksika’ya gitti. İki kardeş orada enternasyonalist devrimci Arjantinli doktor Ernesto Che Guevara’yla tanıştı.

Bu sırada görüşen hareketin kadın devrimcilerinden Vilma Espin, Meksika’da Fidel’le buluştu., hareketin Santiago’daki üyelerine bir dizi talimat getirdi. Görevi hareketin Oriente Eyaleti’nin lideri olan Frank Pais’le, Fidel arasında irtibatlarını sağlamaktı. Frank Pais kısa bir süre önce örgütüyle (ARO) birlikte 26 Temmuz hareketine katılmıştı.

2 Aralık 1956

Meksika’da Devrimci Alberto Bayo tarafından 17 ay boyunca askeri eğitim gören 82 kişi, 1956 yılında “Ya özgür olacağız ya şehit!” diyerek her tarafından su sızdıran Granma yatıyla Meksika Körfezi geçilerek Sierra Maestra’ya doğru yola çıktı. Bu sırada, Fidel’in talimatı doğrultusunda; Frank Pais, Haydee, önceleri MNR’den (Milicias Nacionales Revolucionarias – Ulusal Devrimci Milis) olan Armando Hart ve Vilma tarafından Santiago’da tam Granma yatının karaya çıkması planlanan gün (30 Kasım 1956) bir ayaklanma başlatmayı hedefliyorlardı. Bir yandan da Sierra’ya gelecek birlik için mühimmat ve erzak hazırlıkları yapıyorlardı.  Oriente’de Frank Pais’le birlikte çalışan Celia Sanchez, Meksika’dan gelen Granma’nın karaya çıkacağı yerin belirlenmesinden, mali gereksinimlerin karşılanmasından ve İsyan Ordusu’nun Sierra Maestra’ya ilerleyeceği hattın belirlenmesinden sorumluydu. Tümünü başarıyla, detaylı bir şekilde organize etmişti. Ancak yolculuk sırasında yatın su alması gibi teknik sorunlar sebebiyle Granma belirlenenden 2 gün gecikmeli olarak 2 Aralık günü vardı ve hedeflenen noktaya değil, çok yakınındaki bir bataklığa yanaştı. Bu gecikme sebebiyle, planlanan ayaklanma da başarısızlıkla sonuçlandı ve Granma’dan karaya çıkan ordu farkedilerek uçaklarla saldırı başladı. İçerilere doğru ilerleyen birlik 3 gün sonra Alegria de Pio’da bozguna uğradı ve bu saldırıda, 82 kişiden çok azı hayatta kalabildi ve Che, Fidel ve Raul, Camilo Cienfuegos ve Juan Almeida’nın da aralarında bulunduğu 12 kişi tekrar bir araya gelerek mücadeleye devam etmeyi başardı.

Celia Sanchez, Manzanillo’daki köylerden ve kasabalardan gönüllülerin örgütlenmesi, silahlandırılması ve eğitilmesi için gerekli koşulları oluşturup Fidel’le birlikte Meksika’dan gelecek gerilla grubuyla Sierra Maestra dağlarında buluşmalarını sağlamakla görevlendirilmişti. Celia’yla birlikte gelen savaşçılarla birlikte ordunun sayısı kısa sürede arttı ve bu artış, devamında da katlanarak devam etti.  Başlangıçta Batista, gerillanın varlığını önemsemedi ve küçümser bir tavır  takındı. Sierra’da gerilla olmadığını Fidel’in de öldüğünü söylüyordu. Bu iddiaların yalan olduğunu ortaya çıkarmak ve İsyan Ordusu’nu propaganda etmek için New York Times özel muhabiri Herbert Mathews’le, Celia Sanchez’in ayarladığı bir görüşme gerçekleştirildi. Batista bu röportajı da ciddiye almadı, bir tehdit olarak görmedi. Oysa bu röportaj başarılı bir propagandaya dönüşmüştü.

Bu sırada İsyan Ordusu Maestra bölgesini kontrol altına almış, köylülerin de katılımıyla ordu daha da büyümeye başlamıştı. Gerilla sadece köylülerin desteği ve gönüllülerin yardımlarıyla değil 26 Temmuz Hareketi’nin şehir kanadının (Llano) ve Oriente Devrimci Hareketi’nin gönderdiği güçlerle de takviye edildi. Ocak 1957’de İsyan Ordusu Fidel’in önderliğinde 22 kişiyle, La Plata’daki Deniz Kuvvetleri’ne ait bir kışlaya başarılı bir saldırı düzenledi ve devrimin ilk muharebesi kazanıldı.

 1957 yılının Mart ve Nisan ayları yeniden kuruluş ve yetişme aylarıydı. Ordunun mevcudu 80’e yükselmişti. Öncü grubu Camilo tarafından yönetilen 4 kişiydi. Bunu izleyen takımın başında Raul ve üç teğmen bulunmaktaydı. Teğmenler Julio Diaz, Ramiro Valdes ve Nano Diaz’dı. Bu teğmenlerin her biri bir mangayı kontrol ediyordu. Bunları Genelkurmay ya da “Comandancia” izlemekteydi. Genelkurmayda Başkomutan Fidel Castro, Ciro Redondo, Manuel Fajardo, Crespo, Universo Sanchez ve doktor olarak da Che bulunuyordu. Genellikle en arkadan gelen takım Almeida’nın komutasındaydı. Almeida’nın teğmenleri Hermo, Guillermo Dominguez ve Pena’ydı.

Sierra Maestra’daki gerilla kuvvetlerine karşı yürütülen hareketin başına Albay Barrera getirilmişti. Ordu tayin bedellerini çalmakla ün yapmış olan Barrera, daha sonraları askeri ateşe olarak gönderildiği Venezuela’nın Caracas şehrinde Batista kuvvetlerinin yokedilişini kılını kıpırtmadan izlemiştir. 1957 Nisan’ına kadar İsyan Ordusu, istihbaratı ancak köylülerden ve şehirdeki yoldaşlarının ziyaretlerinden edinebiliyorken, bu dönemde, Fidel’in bir köylüden aldığı radyoyla artık bilgileri doğrudan Havana’dan almaya başlamışlardı.

1957 Nisanı’nda Batista hala Sierra Maestra’da gerilla güçleri kalmadığına halkı inandırmaya çalışıyordu ve bu sebeple bazı gazeteciler için uçuş gezileri düzenlemişti. Ancak bu garip gezi halktan kimseyi tatmin etmemiş ve hatta hükümetin yalanları deşifre olmuştu. 23 Nisan 1957’de, Sierra’da, Fidel’le Amerikalı gazeteci Bob Taber arasında, yine Celia Sanchez’in ayarladığı meşhur görüşme gerçekleştirildi. Bu röportajın ve kısa bir süre içinde çekilen filmin yankıları sürdü. O dönem, İsyan Ordusu, zamanlarını Estrada Palma bölgesindeki köylülerle temas kurmaya ayırmıştı. Bu köylüler, günden güne genişleyen hareket bölgesinin tamamında temaslar kurulabilmesi için gerilla birliklerine kamp yerleri hazırlıyor, bütün ilişkilerinde ara kademe görevleri görüyorlardı.

30 Haziran 1957

28 Mayıs 1957’de, 26 Temmuz Hareketi’ne bağlı devrimciler ve hareketin Santiago de Cuba’daki kent ayağının sorumlusu Frank Pais yönetimindeki milisler gündüz vakti El Uvero kışlasına başarılı bir saldırı düzenledi. Bu saldırı hem gerillanın moralini yükseltti hem de silah ve mühimmat açısından devrimcilerin elini kuvvetlendirdi.

30 Haziran 1957 günü Frank Pais’in yine bir devrimci olan küçük kardeşi Josué Pais, Santiago polisi tarafından öldürüldü. Temmuz ayı boyunca polis Frank Pais’i aradı. 30 Temmuz günü saklandıkları evde polis tarafından kuşatıldılar ve kaçmaya çalışırken yakalanarak, kentin dış mahallelerinden birisine götürülerek infaz edildiler. Ölüm haberinin duyulması üzerine 26 Temmuz Hareketi de halk da tepkisiz kalmadı, işçiler genel grev ilan etti, şehirde çatışmalar hız kesmedi. Frank Pais’in öldürüldüğü gün Devrim Şehitleri Günü olarak kabul edildi. Sierra Maestra’da Raul Castro komutasındaki cepheye Frank Pais Cephesi adı verildi.

İsyan Ordusu’nun La Plata ve Palma Mocha zaferlerinden sonra, Batista, gerillaya desteğini artıran köylülere dönük saldırılara başladı. Köylüler, yığınlar halinde öldürüldü ve baskı iyice artmıştı. Kısa bir süre için köylüler gerillaya desteklerini çektiyse de yavaş yavaş mücadeleye karşı inançlarını tekrar kazandılar. Buna karşı Batista, binlerce aileyi Sierra’dan kentlere göçmeye zorladı. Halk, kervanlarla doğup büyüdükleri yerleri bırakıp llano[2]’ya iniyor, kentin dış kısımlarında onlarca yeni ev kuruluyordu. Çoğunluğu gençlerden oluşan bir grup, İsyan Ordusu’na katıldı. Küba halkının öfkeli protestoları, hükümete dair patlak veren uluslararası skandal ve Batista’nın gerilla ordusunu yenememesi karşısında, köylü ailelerin Sierra Maestra’dan uzaklaştırılmasına son vermek zorunda kalındı. Köylülerin bir kısmı topraklarına perişan halde döndü, çoğunluğuysa ölmüştü. Dönen köylüler artık kurtuluşu devrimde arıyordu ve korkuları kalmamıştı ve özgürlüğe kavuşmuş bölgelerde mutluluğu yeniden buldu.

İsyan Ordusu 200 kişiyi bulmuştu. O sıralar Fidel, programlarını daha keskinleştirmek ve daha önce karar altına alınmış ilkelerden asla taviz verilmeyeceğini vurgulamak üzere yeni bir bildiri kaleme alınması gerektiğini düşünüyordu. Hazırlanan yeni bildiride öne çıkan noktalardan biri “tüm muhalefet partilerini, sivil kurumları ve devrimci güçleri içine alan geniş bir devrimci cephenin yaratılması”ydı ve bunun için “ortak bir mücadele için devrimci bir sivil hükümetin kurulması”, “geçici hükümete başkanlık etmek üzere birisinin tayin edilmesi” öneriliyor ve “ne biçimde olursa olsun hiçbir askeri cuntanın cumhuriyetin geçici hükümeti olarak kabul edilemeyeceği” belirtiliyordu. Dolayısıyla alınan karar orduyu siyaset dışı tutmaktı; fakat ortak cephe orduya bütünlüğünü koruyacağı konusunda tam bir teminat veriyordu. Seçimler bir yıl sonra yapılacaktı.

Bildiride geçici hükümetin bağlı kalacağı uygulamalara dair; siyasi tutsakların serbest bırakılması, basın özgürlüğü, bireysel, sosyal hakların korunması, geçici belediye başkanları tayin edilmesi, karaborsanın kökünün kurutulması, sendikalarda demokratik ilkelerin yürürlüğe konulması, okuma-yazma kampanyalarının yapılması, toprak reformu gibi hususlara değiniliyordu. Sierra’ya ilişkinse “Sierra konusunda hükümetin yaptığı menfi propagandaya kimse aldanmamalıdır. Sierra Maestra çoktan beri özgürlüğün yıkılmaz bir kalesi olup, halkın kalbinde yer etmiştir. Halkın bize gösterdiği inanç ve güveni Sierra’da nasıl ödememiz gerektiğini çok iyi biliyoruz.” deniliyordu. Bildirinin tarihi 12 Temmuz 1957’ydi ve gazetelerde yayınlanmıştı. Ve İsyan Ordusu, Batista ordusunu savaş alanında yenmek olan temel görevine devam etti.

Gerilla birliği, llano’dan getirilen bir teksir makinesinde El Cubana Libre isimli bir gazete çıkarmaya başladılar. Ve bir başka propaganda aracı olarak, kurdukları bir verici istasyonunu kullanmaya başladılar. Radyo Rebelde’nin ilk sürekli yayınları 1958’in Şubat’ında başladı. Bu yayınlarla birlikte İsyan Ordusu’nun varlığı ve azmi tüm ülkede duyulmaya başlandı. Bağlantılar yayılıp gelişmeye başladı. Batista ordusu içinde huzursuzluklar arttı. Sierra Maestra’da orduyu bozgundan bozguna uğratarak, yaylaları ele geçiren Camilo Cienfuegos bütün kamuoyunun ilgisini çekiyordu ve Oriente bölgesine ait dağlık Sierra Cristal’de Raúl Castro’nun yönetiminde ikinci bir cephe açılmıştı.

9 Nisan 1958

Bu süreçte 26 Temmuz Hareketi’nin Sierra’daki gerilla güçleri ile Llano’daki kent milisleri arasında fikir ayrılıkları açığa çıktı. Kentsel liderlik, Batista’yı devirecek bir genel grev düzenlemek istiyordu. Ulusal İşçi Cephesi isimli bir örgüt kurulmuştu; ancak işçiler açıkça 26 Temmuz Hareketi tarafından kurulan bu örgüte karşı kayıtsız kaldı. Örgütün kuruluş amaçları, o günün koşulları içinde onlara radikal gelmişti. Fidel ve Sierra ise kuşkuları olmakla birlikte öneriyi kabul etmişlerdi. Genel grev, 9 Nisan 1958 günü gerçekleştirildi ve sonucunda birçok kişi yaşamını yitirdi, kentteki yeraltı faaliyetleri önemli ölçüde kesintiye uğradı. Bunun ardından 3 Mayıs’ta gerçekleştirilen toplantıda uzun tartışmaların ve yapılan özeleştirinin (Halkçı Sosyalist Parti’nin işçiler arasındaki örgütlülüğüne yeterince önem vermemek ve kentte silahlı çatışmanın güçlüklerini değerlendirememek) ardından Sierra ve Llano komuta yapılarının İsyan Ordusu’nun Başkomutanı Fidel’e bağlanması kararlaştırıldı.

Nisan genel grevinin başarısızlığından sonra Batista ordusu tanklar ve uçaklar kullanarak 10.000 askerle İsyan Ordusu’na karşı saldırıda bulundu; ancak Ağustos sonunda saldırı başarısızlıkla sonuçlandı ve Batista’nın günlerinin sayılı hale geldiği herkes tarafından anlaşıldı.

29 Temmuz’da General Cantillo’nun tuzağına düşen birlikler yaklaşık 70 kişiyi yitirdi. Fidel 1 Ağustos’ta geçici ateşkes önerdi ve Cantillo kabul etti. Pazarlıklar sürerken Fidel orduyu tekrar dağlara taşıdı ve operasyonu en az kayıpla bitirdi. Verano Operasyonu Batista hükümeti için başarısızlıkla sonuçlandı.

1 Ocak 1959

1958’de Kübanın nüfusu 6,5 milyondu. Kişi başına düşen yıllık gelir 350 dolardı. Nüfusun dörtte biri işsizlerden oluşuyordu. Temel gıdaların ithalatında dahi ciddi bir artış vardı. Dış ticaret dengesi 600 milyon dolar açık vermişti. Basında müthiş bir sansür vardı. Eğitim kurumları çürümüşlüğe hizmet eder hale gelmişti. Batista rejiminin baskısı iyice artmıştı ve yüzünü devrimcilerden yana dönen halka öfke saçıyordu. O dönemlerde, Batista’nın 20.000’e yakın insanı katlettiği söyleniyor. Sözde huzuru ve düzeni sağlamak üzere darbe yapan Batista, eskisinden daha da büyük bir kaos ortamı yaratmıştı. Halkın tepkisi iyice artıyor, Batista’nın askerleri bile cepheye gitmekten kaçınıyorlardı. Batista, bu açmazdan kurtulmak için muhalefetle birleşmek gibi isteklerde bile bulunduysa da bu manevraları başarısızlıkla sonuçlandı ve güçsüzlüğünü daha da açık bir şekilde ortaya koymaktan başka işe yaramadı.

3 Kasım 1958’deki başkanlık seçimleri Fidel’in çağrısıyla halk tarafından boykot edildi. 30 Kasım 1958’de başarısız Verano Operasyonu sonrasında karşı saldırıya geçen İsyan Ordusu, Oriente eyaletini ele geçirdi. 28 Aralık’ta Santa Clara’ya halkın coşkulu karşılamalarıyla ulaşan Che’nin komutasındaki birlikler, şehirde bulunan Albay Casillas’a yardım amacıyla gönderilen zırhlı trene saldırdı. Tarım fakültesinden alınan iş makinalarıyla rayları bozan gerillalar, hareketsiz bıraktıkları zırhlı treni ele geçirerek içerideki 350 subay ve askeri esir aldı. Trendeki çok miktarda cephane de gerillanın eline geçti. Kazanılan zafer Radio Rebelde aracılığıyla tüm ülkeye duyuruldu ve Batista’nın kaçış süreci başladı. 30 Aralık’ta Camilo Cienfuegos komutasındaki birlikler Yaguajay’ı ele geçirdi. Devrimciler şehirde direnen Batista ordusuna bağlı birlikleri, kendi ürettikleri tank ile alt etti ve bu savaş sonrasında Camilo, “Yaguajay Kahramanı” olarak anılmaya başlandı.

1 Ocak günü -Moncada Kışla saldırısından tam 5 yıl, 5 ay, 5 gün sonra- devrimi bastıramayacağı ve sonunun geldiği belli olmuş olan Batista ailesiyle birlikte Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Batista’nın komutanları bile savaşmak yerine Fidel’le anlaşmaya çalışıyorlardı. Batista’nın kaçtığı duyulur duyulmaz Radyo Rebelde’den “Devrimci genel grev!” çağrısı yapıldı ve toplamı 3000’i ancak bulan İsyan Ordusu’nun tüm birliklerine ilerleme ve çarpışma emri verildi. Herkes, radyo ve televizyonlarda çalışanlar bile bu radyo istasyonuna bağlanarak, Fidel’in ülkenin tüm radyo ve televizyonlarında zincirleme konuşması sağlandı. Genel grev başladı. Her yerde ayaklanmalar oluyordu.

2 Ocak’ta Che Guevara ve Camilo Cienfuegos’a bağlı kollar Havana’ya girdi. Kimse direnmedi bile, tek bir kurşun dahi sıkmalarına gerek kalmamıştı.

8 Ocak günü Fidel Havana’ya ulaştı. 9 Ocak gününün şafağında yaptığı ilk büyük konuşmasıyla, İsyan Ordusu zaferini ilan etti ve Havana’ya ve hatta tüm dünyaya yeni bir yaşamın umudu taşındı:

“Bu gece burada konuşurken, 30 Kasım 1956’da Santiago’da başlayan mücadelemizin, en zorlu görevlerinden biriyle karşı karşıyayım. Halk beni dinliyor, devrimciler beni dinliyor, hatta kaderi başkalarının elinde olan askerler de beni dinliyor. Bu tarihimiz için çok belirleyici bir an. Tiranlık devrildi ama daha yapılması gereken çok şey var. Kendimizi geleceğin daha kolay olacağıyla kandırmayalım. Aksine belki de gelecekte her şey daha da zor olacak…”

Çok haklıydı. Kübalı devrimciler, bu tarihten itibaren 26 Temmuz Hareketi’nin ilk programında yer alan hedefleri bir bir gerçekleştirmeye başladı ve bundan iki yıl sonra devrimin sosyalist karakterini ilan etti.

60 yıl

Yazının girişinde de belirttiğim gibi Küba Devrimi’nin başlangıcına bir tarih biçmek elbette yanlış olacaktır. Küba’da isyan daima var olmuş; ilk direnişlerinden olan Hatuey’den, mambilere taşınan bu ruh, ikinci bağımsızlık savaşlarında Jose Marti’nin açtığı yoldan ilerleyen devrimcilere dek sürmüş ve 26 Temmuz Hareketi öncülüğünde devrimin zaferiyle vuku bulmuştur. Küba, bu mücadelelerin izinde, yüzyıllar içerisinde, “şeker şatoları”nın hüküm sürdüğü bir Küba’dan, özgür bir yaşamın inşa edildiği topraklara dönüşmüştür.

Sosyalizmle birlikte Küba halkı özgürlüğüne kavuşmuş ve hiçbir taviz vermeyerek yeni bir yaşamın, yeni insanın yaratılması yolunda hız kesmeden, tökezlemeden 60 yıldır yoluna devam etmiştir ve etmektedir. Başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünya devrimcilerinin, özgür ve insanca bir yaşam özlemini taşıyanların umudu, öğretmeni olmuştur. Küba’nın bahsettiğimiz tüm bu devrim tarihinden ve bugününden çıkarılacak en önemli sonuçlarından biri, Che, Fidel ve Camilo gibi devrim önderlerinin kişiliğinde de somutlanan yeni insanın yaratılmasına yüklediği anlam, insana, insanın gelişimine verdiği önemdir. Devrim öncesinden itibaren, tüm propaganda araçlarını da buna önem vererek, bu gelişimi yaratacak, eğitimi koşullayacak biçimde kurgulamış ve yeni bir yaşamı vadederek, bunun nüvelerini o günden barındırarak devrime yürümüştür. Eğitimi çok önemli bir yerde tutmuştur; çünkü yeni bir yaşamı, yeni bir dünyayı kuracak olan, dünya devrimine yürüyecek olan ancak bu yeni insanın kendisidir. Bu anlamda da Küba, sadece kendi halkının dönüşümü değil, tüm dünya halklarına bir örnek sunma niteliğini de barındırmaktadır. Sosyalizmin inşası ve yıllar içerisinde Küba’nın eğitim, sağlık, sanat vs. alanlarındaki bu gelişimi, sadece halkın, yıllarca süren diktatörlüklerin bunalmışlığıyla tek çözümün sosyalizm olduğunu kavraması değil; sosyalizmin de ancak bireylerin kendilerinin öznelik kazanması ve değişimin esas belirleyeninin kendi iradeleri olduğunu farkına varmalarıyla mümkün olmuştur ve bunun da ancak örgütlü bir halkla mümkün olacağını kavramalarıyla oluşmuştur. Nitekim, devrimin ilk yıllarında halk, kitle örgütlenmelerine ihtiyaç duymuş ve bunun çözümlerini üretmiştir. Tabii ki tüm bunlar devrimci partinin öncülüğünde gerçekleşmiş ve bu öncülük devrim öncesinden itibaren kitle üzerinde ciddi bir nüfuz kazanmıştır.

Küba’da devrimin sürekliliğinin en önemli belirleyicilerinden biri halkın sosyalizme inancı olduğu gibi, aynı zamanda asla pes etmemesi ve hiçbir ambargo ve karşıdevrimci saldırılar karşısında taviz vermemesidir. Karşılaşılan sorunlara dair daima “kapitalist çözümler” yerine “sosyalist çözümler” aranmıştır. Bu noktada Che’nin “Komünizm sadece bir üretim olayı değil, aynı zamanda bir bilinç olayıdır. Halkın hizmetine sunulmuş ürünlerin miktarının basit mekanik birikimi komünizme götüremez. Elbette bir şeye, sosyalizmin özel bir biçimine götürecektir. Ama Marx’ın komünizm olarak tanımladığı şeye, işte buna, eğer insan bilinçli değilse, yani eğer topluma karşı yeni bir bilinç kazanmadıysa ulaşamayız… Verimlilik, daha fazla üretim, bilinç; yeni toplumun üzerinde kurulabileceği temellerin sentezi budur” bakışı esas alınmıştır. Ve tabii ki Küba devriminin nihaî zaferi, enternasyonalizmle mümkün olacaktır.

2006’da Fidel’in Devlet Başkanlığı’nı kardeşi Raul Castro’ya devretmesiyle birlikte çeşitli tartışmalar başlamıştı. Raul Castro’nun devrimdeki rolünü, İsyan Ordusu’ndaki varlığını hiçe sayarak yapılan aile içinde görev devretme eleştirilerinden -eleştiri demek bile hürmet sayılır- bahsetmeye bile gerek yok. Ancak Raul’u daha “ılımlı” görerek, sosyalizmin yenilgisi için ellerini ovuşturanlar oldu. Raul’un ekonomik bazı değişimlere gitmesini bu iddialarına kanıt olarak sunanlar da oldu. Şimdiyse aynı tartışmalar Fidel’in ölümü üzerinden ve yeni devlet başkanı Diaz-Canel üzerinden yapılıyor. Diaz-Canel devrimin yetiştirdiği kadrolardandır ve tıpkı Raul’un dediği gibi asla tesadüfi bir seçim değildir. Ancak tüm bu tartışmalarda unutulmaması gereken esas nokta şudur; Küba’da devrimin sürekliliğini asıl sağlayacak olan, Küba halkının iradesidir. 1959’dan sonra karşılaşılan her tür saldırıda Fidel’in kararlı ve taviz vermeyen duruşunun yanı sıra devrimi daima savunan, bu amaçla seferber olan Küba halkının ta kendisidir. Bu noktada, ABD’nin işgaline karşı Angola’ya desteğe giden 300.000’den fazla gönüllü enternasyonalist savaşçısıyla zafer kazanan Küba halkına dair Fidel’in şu sözlerini hatırlamakta fayda var: “Böyle bir kahramanlık göstermeyi başarmış bir halk, kendi ülkesini savunma zamanı geldiğinde neler yapmaz ki!”

Üstelik devriminin sürekliliğini belirleyeceğini söylediğimiz bu irade, eğitimli, örgütlü, yönetimin doğrudan öznesi olan, yeni bir yaşamı inşa eden bir halkın iradesidir. Tüm bu tartışmalara karşı, halkın bu konudaki kararlılığını 2016’da Fidel’in ölümü ardından yas tutan yüzbinlerce Kübalı’dan biri olan bir işçinin sözlerinde görmek mümkündür: “Ölümü bizim için inanılmaz bir hadise oldu; fakat burada hiçbir şey değişmeyecek. Raul hâlâ burada ve daha sonra bir başkası gelecek, sonra bir başkası, bir başkası daha, devrim daima sürecek.”

Ve Fidel’in 2016 Nisan ayında, Küba Komünist Partisi’nin kongresinde yaptığı ve mücadelenin ‘Zafere Kadar Daima!’ süreceğini bir kez daha vurguladığı son konuşmasında dediği gibi “Kübalı komünistlerin fikirleri, bu gezegen üzerinde, insanoğlunun ihtiyacı olan maddi ve kültürel ürünlerin onurlu bir biçimde ve çok çalışarak yaratılabileceğinin kanıtı olarak kalacaktır.”

[1] 1933’te diktator Machado’nun devrilmesinin ardından ordu içinde çavuşların rütbelilere karşı başlattığı bir ayaklanma gerçekleşti ve fiili iktidarı Çavuş Fulgencio Batista aldı. Ancak isyancı çavuşların hükümeti kuramamasıyla birlikte açığa çıkan iktidar boşluğu Directorio Estudiantil tarafından dolduruldu. Öğrenci ve aydınlardan “Beşli Yönetim” atanarak oluşturulan Geçiçi Hükümet, halkçı, demokratik ve anti-emperyalist bir hareketi temsil etse de arkasında herhangi bir siyasi parti ya da örgütlü gücün desteği yoktu. Komünist Parti de bu harekete karşı güçlü bir muhalefet sürdürüyordu. Yaklaşık 3 ay dayanan Antonio Guiteras öncülüğündeki hareketin “Yüz Gün Hükümeti” Batista tarafından gerçekleştirilen askeri darbeyle devrildi ve Guiteras 1935’te öldürüldü.

[2] Ovalık bölgeye verilen ad

26 Temmuz 2018