3. Havalimanı işçilerinin davası başlıyor: ‘Bu yargılama sınıfsal bir saldırıdır’

İnsanca çalışma koşulları istedikleri için tutuklanan 3. Havalimanı işçileri ve beş sendika yöneticisinin de aralarında bulunduğu 61 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması öncesi Gaziosmanpaşa Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı.

İlk olarak işçi ailelerinin ve sendika temsilcilerinin söz kullandığı açıklamada, 3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu adına açıklama metnini Haluk Ağabeyoğlu okudu.

CHP ve HDP milletvekillerinin de katıldığı açıklamanın ardından, 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlayacak duruşmaya vekiller ve aileler alındı. Adliye içerisinde duruşmanın başlaması beklenirken, adliye önünde bekleyen dava takipçileri ve platform bileşenleri tarafından açıklamalar yapılmaya devam ediliyor ve içeriden bilgi aktarılıyor.

3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu adına okunan açıklamada, bugün burada yargılananın aslında tüm bir işçi sınıfının onur çığlığı olduğu, kölelik koşullarına teslim olmama iradesi olduğu, geleceğimiz olduğu ifade edildi. Bu yargılamanın sınıfsal bir saldırı olduğuna vurgu yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:

“3. Havalimanı inşaatı başladığı günden bu yana işçi arkadaşlarımız için bir sömürü cehennemi oldu. Burada kaç işçinin öldüğü dahi bilinmiyor. O kadar ki devletin resmi açıklamaları bile birbirini tutmamaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2013-2018 yılları arasında 30 işçi öldü derken, en son Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) bu rakamın 52 olduğunu söyleyebilmektedir!

Upuzun servis ve yemek kuyruklarına, onur kırıcı diğer davranışlara, tahtakurulu yatakhanelere, eksik yatırılan sigorta primlerine, düzensiz ödenen ücretlere, muayene olmanın bile rencide olmakla özdeş olmasına değinmiyoruz bile.

Çünkü işçi kanına sudan ucuz muamelesi yapanlar, üç kuruşluk harcamalar yapmak yerine gözünü kırpmadan işçi kanı dökenlerin bunları yapması şaşırtıcı değil.

Her biri doğanın-insanın katliyle özdeşleşen o canavar mega projelerin siyaset ve rant hesaplarıyla hızlandırılarak tamamlanması için işçileri üretim baskısı altına alıp, kan dökmekten kaçınmayanların bunu yapması ya da bunları denetlememesi şaşırtıcı değil.

Bizzat bir bakanın ya da cumhurbaşkanının çıkıp övünerek İGA patronlarına teşekkür ederek, “Şirketlerimizi proje zamanında yetişsin diye çok baskıladık” dediği bir ülke burası. O baskılamanın işçilerin posası çıkarcasına çalıştırılması anlamına geldiğini, iş cinayetlerine davetiye çıkardığınıysa herkes biliyor.

Bunların her biri ağır birer itiraftır, ağır birer suçtur. Fakat bu suçları işleyenler ve pişkince itiraf edenler değil, “köle değiliz” diyerek direnme haklarını kullanan işçi arkadaşlarımız yargılanıyor. Onların bu isyanını üretimden gelen güçlerinin farkında olma noktasına taşımaya çalışan sendikacılık anlayışı yargılanıyor.

Bugün burada, “köle değiliz, işçiyiz!” diyerek incinen onurlarına, gasbedilen haklarına, dayatılan kölelik koşullarına isyan eden işçi kardeşlerimiz yargılanıyor!

Bugün burada aslında tüm bir işçi sınıfı ve emekçiler yargılanıyor.

Kölelik koşullarına teslim olmama iradesi yargılanıyor.

Azami kar arayışıyla işçi kardeşlerimizin iliğini soğuran patronlar sınıfının yarattıkları sistemin yaşadığı ağır ekonomik-siyasi krizin ağırlaşan sömürüsüne rıza göstermeyecek işçi ve emekçilere baştan bir mesaj salınmak isteniyor. “Direnirseniz sonununuz gözaltı-cezaevi ve hatta ölüm olur” denilmek isteniyor.

Bugün burada geleceğimiz yargılanıyor kısaca…

14 Eylül’de incinmiş onurları, posası çıkmış bedenleriyle kolektif bir öfke yumağı olan işçi arkadaşlarımız seçtikleri temsilcileri ve sendika yöneticisi arkadaşlarımızla 17 maddelik bir talep listesi oluşturdular.

O liste patronlar ve onları sözümona denetlemekle sorumlu resmi kurumlar hakkında yapılmış kolektif bir suç duyurusudur.

İşçi sınıfının bu en örgütsüz, en sahipsiz bölüğünün onur çığlığıdır. Tüm bir işçi sınıfının onur çığlığı… Aynı zamanda direnme ve örgütlenme hakkını kullanma bilinci ve bir sınıf olma yönelimidir.

Bugün burada bu yargılanıyor!

Bu yargılamanın toplumun ezilenlerinin ve mücadele eden kesimlerinin bilincindeki tek anlamı sınıfsal bir saldırı olduğudur! Geleceğe de bu şekilde taşınacak, işçi sınıfının emekleyen bölüklerine yol göstermeye devam edecektir. İşte bunu ne yaparlarsa yapsınlar engelleyemeyecekler!”