28 devrimci tutsağın katledildiği 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 18 yıl geçti

19 Aralık 2000 yılında “Hayata Dönüş” adıyla 20 hapishanede birden 3 gün süren bir katliam yapıldı. 19 Aralık Katliamı sonucu 28 devrimci tutsak öldürüldü, 237’si yaralandı. 2 asker adli tıp raporlarında jandarmanın silahlarından çıkan ve ‘arkadan gelen’ kurşunlarla hayatını kaybetti.

Katliamda öldürülen devrimci tutsakların isimleri:

  1. Ahmet İbili. Ümraniye.
  2. Ali Ateş. Bayrampaşa.
  3. Ali İhsan Özkan. Bursa.
  4. Alp Ata Akçayüz. Ümraniye
  5. Aşur Korkmaz. Bayrampaşa.
  6. Berrin Bıçkılar. Uşak.
  7. Cengiz Çalıkoparan. Bayrampaşa.
  8. Ercan Polat. Ümraniye.
  9. Fahri Sarı. Çanakkale.
  10. Fırat Tavuk. Bayrampaşa.
  11. Fidan Kalşen. Çanakkale.
  12. Gülser Tuzcu. Bayrampaşa.
  13. İlker Babacan. Çanakkale.
  14. İrfan Ortakçı. Çankırı.
  15. Murat Ördekçi. Bayrampaşa.
  16. Murat Özdemir. Bursa.
  17. Mustafa Yılmaz. Bayrampaşa.
  18. Nilüfer Alcan. Bayrampaşa.
  19. Özlem Ercan. Bayrampaşa.
  20. Seyhan Doğan. Bayrampaşa.
  21. Sultan Sarı. Çanakkale.
  22. Şefinur Tezgel. Bayrampaşa
  23. Ünsal Gedik. Ümraniye.
  24. Yasemin Cancı. Uşak.
  25. Yazgülü Güder Öztürk. Bayrampaşa.
  26. Halil Önder. Ceyhan.
  27. Hasan Güngörmez. Sincan.
  28. Rıza Poyraz. Ümraniye.

Türkiye’de hapishane tarihinin en vahşi katliamına 10 bine yakın asker, polis, jandarma vb. devlet görevlisi katıldı. Kimyasal maddeler, zehirli gazlar kullanıldı. Tutsaklar kurşunlandı, yakıldı. Ana akım medya büyük bir ikiyüzlülükle katliamın üzerini örtmeye çalıştı.

Katliama katılmış Bayrampaşa Cezaevi’nde Uzman Jandarma Çavuş olarak görevli Altan Sabsız’ın ifadesinden:

* Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı (JKÖAK) birliğinden gönderilen ve tam olarak nereden geldiğini bilmediğim başka personel içeri girerek ateşli silahlarla müdahale ettiler. Tutuklu ve hükümlüler, kendilerini koğuşlara kilitleyerek karşı koydular.

* Cezaevi duvarları ve tavan betonları delinerek koğuşlara mahiyetini bilmediğim ve envanterimizde bulunmayan değişik gaz bombalarıyla müdahale ettiler. Uzun süredir teşkilat içinde bulunuyor olmama rağmen daha önce hiç görmediğim özel otomatik tabancalar ile müdahale yapıldı.

* Koridorda beklediğim sırada kadın tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu koğuşta kapılara vuruldu, teslim olmak istediklerini, dışarıya çıkmak istediklerini söyleyerek kapıyı açmamızı istediler. Emir almadığımız için müdahale edemedik. Kısa süre sonra koğuş yandı, oradaki itfaiye ekipleri de yangına müdahale etmedi.

* Koğuşlara girdiğimizde, kadınların kömürleşmiş derecede yandıklarını gördüm. Bu derece yanmaya bir anlam veremedim, çünkü koğuşta sadece yatak ve yorgan vardı ve yananlar yataklardan uzaktaydı.

* Operasyondan yıllar sonra karşılaştığım JKÖAK’ta görev yapan bazı rütbeli arkadaşlar, koğuşta yangın çıktıktan sonra yardım isteyen mahkumlara “Sizi kurtaracağız, yaş battaniye atıyoruz, bunlara sarılın ve kendinizi koruyun” dediklerini ama battaniyelere yanıcı madde dökülmüş olduğunu, bu şekilde yanmayı hızlandırdıklarını söylediler.

“Diri diri yaktılar demişti”

Operasyon esnasında kadınların koğuşunda bulunan ve hastaneye götürülürken “Diri diri yaktılar” diye bağıran Birsen Kars, mahkemedeki ifadesinde, “bir yandan üzerlerine ateş açılırken delinen tavandan sürekli gaz bombası atıldığını, ayrıca siyah renkte bir gaz atıldığını ve bu gazın ‘sinir gazı’ olduğunu, saçlarının ve derilerinin koptuğunu, sonra da yangın çıktığını” anlatmıştı.

Davada, yakılarak öldürülenlere “kimyasal silahla müdahale edilmiş olduğu” da ileri sürülerek, buna kanıt olarak “mahkumların elbiselerinin sağlam kalırken, derilerinin yanarak dökülmüş olması” gösterilmişti.

Kaynak: Gazete Yolculuk